MENÜ
İzmir 10°
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
'Odunu koysan seçilir dönemi' bitti!
2 Ocak 2018 Salı 00:00

'Odunu koysan seçilir dönemi' bitti!

Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer gazeteciler Fatih Yapar, Mehmet Karabel, Hanzade Ünuz ve Mehmet İşler’in sorularını yanıtladı.

Aslen hukuk okudu...

Turizm yaptı, kesmedi.

AB ve uluslararası ilişkiler dedi, yetmedi.

İdealist yanı nabız gibi attı kalbinde.

Sonunda kader onu günlüğüne yazdığı gizemli satırlarla buluşturdu.

Tunç Soyer 2009 yılında CHP’den Seferihisar Belediye Başkanı seçildi.

Sosyal demokrat kimliğiyle yerel değerlere öncelik verdi.

Türkiye’yi Cittaslow ile tanıştırdı.

Başkan Tunç Soyer romantik yanıyla birlikte girişimci ruhu da ön planda bir siyasetçi.

Farklı bir karakter.

Her sabah nerede olursa olsun güne 6 kilometre koşarak başlıyor.

Cittaslow Genel Başkan yardımcılığı, Sosyal Demokrat Belediyeler Derneği Başkanlığı gibi ayrı şapkalar da taşıyor.

Bizi İonya’nın kıyısında Teos Yazar Evi’nin akıl almaz manzarası eşliğinde ağırladı.

Samimiyetle içini döktü.

Tehlikeli sulara girdi.

Türkiye’deki mevcut sosyal demokrat anlayışa eleştiriler yöneltti.

İzmir’i uyuyan güzele benzetti.

Türkiye’nin panzehiri olduğunu söyledi.

Hayatta bir iz bırakmak,  çentik atmak istediğini anlattı.

2019 seçimlerinin herkes için büyük önem taşıdığının altını çizdi.

“Genel Başkan odunu koysan seçilecek yere odun koymayacak” dedi.

384 kilometrekare büyüklüğünde, 49 kilometre sahil bandına sahip Ege incisi Seferihisar örneğinden yola çıkarak yereli koruyarak kalkınmanın Türkiye için tek çare olduğunu anlattı.

Seferihisar Belediye Başkanı Tunç Soyer, “İzmir için heyecan taşıyorum” dedi.

GÜNLÜĞÜME YAZMIŞTIM...

Hukuk eğitimi almak hayatımın en iyi işlerinden biri oldu çünkü o bir nosyon. Hayata bakışta bir rota, perspektif kazanıyorsunuz. Devam zorunluluğu da yoktu, Ankara Sanat’ta tiyatro yapmama imkan sağlıyordu. Hukuktan sonra uluslararası ilişkiler yüksek lisansı yaptım. İsviçre’de eğitimimi kendim finanse ettim. Bulaşık da yıkadım, yaşlılar yurdunda yaşlı bakımı da yaptım. Çok ağır şartlarda çalışıp okulumun parasını ödedim. O yıllarda günlüğüme 40 yaşıma kadar para kazanacağım sonra Türkiye ile ilgili söylemek istediklerimi söyleyeceğim diye yazmıştım.

O nedenle ülkeye döndüğümde para kazanmak için turizm sektöründe çalıştım. 5 yıl içinde İzmir’de bir zincirin genel müdürü oldum. Daha sonra AB yüksek lisansı yaptım. AB fonlarının Türkiye tarafından kullanılmadığını öğrendiğimde çok üzülmüştüm. 500 milyon Euro geliyor, tamamına yakını geri gidiyordu. O nedenle bu bölümü tercih ettim. Ardından Piriştina’nın danışmanlığı, EXPO Genel Sekreterliği, Ticaret Odası ve Seferehisar Belediyesi diye devam ediyor...

GÜCÜM NE KADARINA YETERSESteve Jobs’a (Apple kurucusu) sormuşlar, “Bu hayatta daha ne istiyorsun? Bu dünyanın en zengin adamısın” demişler. O da, “Giderken bir çentik atmayı  istiyorum” demiş. Ben de o çentiğe inanıyorum, Şavşat’taki bir çocuk, Seferihisar’daki bir kadın... İnsanoğlunun en büyük telaşı iz bırakmaktır. Bizi yaşamaya motive eden şey geride bıraktığın izdir. Kimi daha derin iz bırakır, kimi daha az iz bırakır. Ben de iz bırakmak istiyorum, gücüm ne kadarına yeterse. Ben bu hayatı böyle yaşarken zevk alıyorum. Hayatın normal akışına katkı koymak, çentik atmak, iyileşmesine dair küçük bir şey yapabilmiş olmak... Hala çok idealistim, umutsuzluğa düştüğüm de oluyor ama ertesi gün ayağa kalıyorum. Giderek daha sadeleşiyorum, ihtiyaçlarım azalıyor. Tutkularım hafifliyor, doğanın bir parçası olduğumuzu unutuyoruz. İnsanı diğer canlılardan ayıran tek şey iz bırakma kaygısı.

ELİTİZM SAPMASI YAŞADIKSosyal demokrat olmak bana vicdanımı kazandırdı. Sosyal demokrat olduğum için vicdanımı diri tutabiliyorum. Dünyayı merak etmeye devam ettiğim için zihnimi açık tutuyorum. Buna vizyon ve heyecan da katabilirseniz hayatın tamamını kavramış oluyorsunuz. Benim hayatımın bütünü de bu dört başlıktan ibaret ve ben zevkle çalışıyorum. Türkiye’de sosyal demokrasinin geçmiş hatalarından bahsedebiliriz. Sosyal demokrasi insanlığın biriktirdiği en değerli erdemleri taşır. Mesele eşitlik, adalet, dayanışma, özgürlük, bağımsızlık gibi erdemlerin uygulanmasında. Biz sosyal demokrasiyi elitizmle buluşturduk. Sosyal demokrasi elitist bir şey değil ki, biz de iyi donanımlı insanlar birden seçkinci oldular. Bizimki bir sapma, düzelme bunu anlamakla olacak. İnsanın evrimi iyiden yana devam ediyor.

ORTAK DİL EKSİKBiz oyunu istediğimiz insanları makarnacı, kömürcü diye aşağıladık sonra da oylarına talip olduk. Onurunu kırdığın bir insan sana oy vermez. Onlara onursuz muamelesi yaptık. İkincisi kendimizi iyi anlatamadık, bunun yöntemi ortak dil kullanmaktan geçiyor. Bütün dünyada sosyal demokrat belediyecilik diye bir konsept var. Sosyal demokrat belediyecilik bütün dünyada siyasi partileri iktidara taşıdı. Biz Türkiye’deki sosyal demokrat belediyeler bir ortak dil kullanarak yarattığımız iyi algıyı ortaklaştıramadık. Ulusa, Türkiye’ye mal edemedik.

Kendi kentimizde iyi işler yaptık ama o ortak dili kullanamadığımız için algı o sınırlar içine hapsoldu. Somut örnek, her belediyede bir karşılama masası vardır. Biz o ismi bile ortaklaştıramadık ama AKP’li hangi belediyeye gidersen o masanın adı Beyaz Masa’dır. Neden bütün Türkiye’de bir algı yaratıyorlar, gittiğimde beni Beyaz Masa karşıladı diyor. Biz de adı Halk Masası’dır, İletişim Masası’dır, Hoşgeldin Masası’dır şudur budur. Ortak dil çok mühimdi, bizim yaptığımız iyi işlerin ortak dilini bulup Türkiye’ye yönelik algıya dönüştürmemiz lazım.

HAZIM SORUNU VARBize taş atanlar, saldıranlar var evet. Geçmişte Seferihisar’da siyaset böyle yürümüş, onun izi hala var. Başta dert ediyordum, üzülüyordum. Sonra anladım ki bu bir tuzak, enerji kaybı. O dünyayla başa çıkmak benim işim değil. Duymazdan geliyorum. Hazım sorunu var, eski kültürün getirdiği bir şey. Bu bir kültür, dedikodu kültürü. Eski Başkan da böyle bir kültürden geliyor, hayatında iş tutmamış bir adam. Ekmek parası kazanmak nedir biliyor musun? Alın teri akıtmamış bir adam. Ben 10 yaşımdan beri çalışıyorum. Her Cumartesi Pazar İzmir Radyosu’na gidiyordum, Çocuk Saati’nde çalışıyordum. Üniversitede de Türk Haberler Ajansı’nda ciddi çalıştım.

MANDALİNA’YI 1.6 EURO’DAN SATTIKDünyada tarım ürünü para etmiyor. Ödemiş’te geçen sene patates 8 kuruşa indi. Mandalina 20 senedir 50 kuruş ile 1 lira arasında. Ne oluyor, o zaman vatandaş ağaçları söküyor, üretmekten vazgeçiyor. Zaten sistem de betona prim veriyor, onlar da bina yapıyor. O nedenle bizim üreticinin para kazanmasını sağlamamız lazım. Tarım ürününü sanayi ürününe dönüştürmek gerekiyor. Zeytini zeytinyağ, üzümü şarap, pekmez yapıyorsun. Ürünü işlemek lazım.Biz mandalinanın akla gelebilecek her şeyini yaptık. Pestil, lokum, reçel, şarap, esans her şeyi yaptık. Pazar bulmak zor ama şimdi bu kurutulmuş mandalina ile pazar imkanı yakaladık. Becerebilirsek bütün Türkiye’de mandalina üreticisinin kaderini değiştirecek bir şey olabilir. Çünkü katma değeri en az yedi sekiz misli artıyor. Geçen hafta Almanya’ya kilosu 1.6 Euro’dan sattık. Ben özendirmeye çalışıyorum, bir yatırımcı geldi şimdi 4 milyon liraya jeotermalle meyve kurutma fabrikası kuracak. Bizim rekoltemiz ortalama 50 bin ton. Bunun yüzde 20’sini kurutsak ve ihracat yapsak katma değeri düşünebiliyor musunuz?

57 DERECEDE 12 SAATBu kıvamı bulmak için bir sene denedik, bulduk. Jeotermal ile 57 derecede 12 saat kurutuyoruz mandalinayı. Tamamen steril, katkı yok, koruyucu madde yok, vitamin değerini koruyor, çok lezzetli ve tamamen doğal. Dilimliyorsun, fırınlıyorsun ve böyle çıkıyor. Bir sene raf ömrü var, katma değeri de çok yüksek. Küçük bir dokunuşla ağaçlar da korunuyor, geleceğe kalıyor. Menderes ile birlikte yapabilseydik kaynağı büyütme imkanımız olacaktı ve pazarlama gücümüz artacaktı. Ama olmadı, rekabet kendi içinde olunca zehirleyici bir şey. Bizim dışarıyla rekabet etmemiz lazım. Doğada Menderes, Seferihisar ayrımı yok, biz tek bir parçayız aslında. Ama davete icabet olmayınca yapacak bir şey yok.

ALIM GARANTİLİ ÜRETİMBazı spesifik ürünlerimiz var, mesela şevketi bostanı Orhanlı’da, lavantayı Turgut’ta, karakılçık buğdayını da Ulamış’ta yetiştiriyoruz. Karakılçık buğdayından yapılan ekmeği sadece Ulamış’ta sattırıyorum. Günde 400 ekmek çıkıyor, o gün bitiyor hepsi. 6 dönüm ile başladık Karakılçık buğdayını yetiştirmeye. Taş değirmende öğüterek bin sene öncesinin lezzetini yakaladık. Geçen sene 120 dönüm diktik. Bu sene alım garantili üretime geçtik, 10 dönüm ekip ürünü bana veriyor. Devletin verdiği taban fiyatın iki katını veriyoruz. Şimdiden 280 dönüme ulaştık önümüzdeki sezon için.Alım garantili üretimi lavantaya ve diğer ürünlere uyarlayacağız. Kadınlar o ekmeği 10 liradan satıyor, herkes kazanıyor. Tarımda yerelde yapılacak dünya kadar iş var. Biz herkese açığız, illa şu kooperatifle çalışmıyoruz.

TEOS YAZAR EVİGeçen yıl çok sayıda etkinlik yaptık Yazar Evi’nde. Timuçin Şahin dünyanın en iyi cazcılarından biridir müzik atölyesi yaptı. Çok ekstrem çalışmalar yapıldı bu geçen bir sene içinde. Bu etkinlikler ancak İstanbul’da bir kültür merkezinde yapılır ve çok beğenirsiniz. Bizim etkinliklerimiz de o kalibrede ve standartta işler oluyor. 2018’de daha da zengin bir program var, KHK ile atılan akademisyenlere “Sözün Özü” başlığıyla toplantılar yapacağız. Arkeoloji, felsefe, edebiyat, sosyoloji seminerleri yapılacak. İonya’da bu zengin kültürü yeniden yaşatacağız çünkü kökümüzde bu var.

DERYAYI BİLMEYEN BALIK GİBİYİZTeos için dönemin Hollywood’u deniyor. Sanatçılar burada tarihteki ilk Aktörler Birliği’ni kurmuşlar, ilk sanatçılar sendikası Teos’ta kurulmuş. Burası aslında bir sanatçı şehri, biz de şimdi köklerimizi ortaya çıkarıyoruz. İade - i itibar ediyoruz, özü bu. Teos’a iade-i itibar olsun istiyoruz. İon şehrindeki sanatçılar bir dönem bu şehirlerden kovulmuşlar, Teos ise bu sanatçılara vergi indirimi uygulamış, yaşam alanları göstermiş. Böylece bütün İon kentlerindeki sanatçılar Teos’ta toplanmaya başlamış. Bu kadar sanatçı biraraya gelince burada yazarlar sendikası kurmuşlar. Anakreon diye bir şair var mesela, iki bin yıldır yaşıyor adamın şiirleri hakkında Fransa’da hala doktora tezi yapılıyor. Bu topraktan çıkmış bir şair iki bin yıldır yaşıyor. Dolayısıyla hep söylüyorum, biz derya içinde yaşayıp deryayı bilmeyen balık gibiyiz. Bu kadar, nokta.

BU HİKAYE YERELDE DEĞİŞİRPorto Alegre insanlığa damga vurmuş küçücük bir kasaba. Bütün dünyaya şeffaf yönetim, yeni demokrasi konusunda umut veren, bu anlayışların vücut bulduğu bir yer. Bizden hatırlayın 40 yıl önce Terzi Fikri 11 ay belediye başkanlığı yapıyor ve o kısa sürede öyle bir iz bırakıyor ki, hala konuşuluyor. Biz burada çok daha fazlasını yapmaya muktediriz. Cittaslow için geçen haftalarda Norveç’e gittim, başkanlar kurulu toplantısı vardı. 3 bin nüfuslu bir kasabaya gittik, İzmir 22 dereceydi, biz eksi üç dereceye gittik. Günde dört saat gün ışığı var, gri soğuk bir memleket. Ama bir medeniyet seviyesi var gıpta ediyorsun.Bu topraklar bu kadar zengin, bu deniz akvaryum gibi, bu kadim kültür, muazzam bir jeopolitik strateji merkezi. Nereden bakarsan bak, biz bu medeniyet seviyesini hak etmiyoruz. Bu kadar net. Bu hikaye olsa olsa, sadece ve sadece yerelden değişebilir. Neden ? Çocukluğumuzda öğretmenlerimiz anlatırdı, ekonomisi kendi kendine yeten dünyadaki yedi ülkeden biriyiz diye. Dünyanın tahıl ambarıyız diye anlatırdı. Şimdi gübreyi, samanı ithal eder hale gelmişiz. Ne oldu? Nedeni yanlış politikalar. Onun için alım garantili üretim önemli, bu hikaye yerelde değişebilir. Yereldeki değişim merkezi otoriteyi değişmek zorunda bırakabilir.

BAŞKA BİR HAYAT VARBirkaç gün önce Malatya Arapgir’e gittim. Ondan önce Erzincan Kemaliye’deydim, öyle bir karşılama töreni yaptılar ki başlarının üzerinde taşıdılar. Bu hikaye Seferihisar’da bitse Arapgir’de, Kemaliye’de bitmez. Zonguldak Çaycuma’da bitmez. Çünkü izlemişler, çocuk belediyesi Seferihisar’dan başka bir yerde yoktu. Şimdi Şavşat’ta var. Başka bir dünyanın, daha iyi bir hayatın olduğunu görüyorlar. Seferihisar’a bakarak görüyorlar. Erzurum Uzundere’de, Halfeti’den görüldüğümüzü biliyorum. Bizim uyguladığımız modeli yapmak istiyorlar. Cittaslow olmak istiyorlar, marka olmak istiyorlar, turizme dönmek istiyorlar. Tarihlerini, mimarilerini korumak istiyorlar. İnanılmaz güzel değil mi? Bunlar AKP’li belediyeler ama güzel işler yapıyorlar. Mudurnu’ya gittim, nasıl güzel restore edilmiş konaklar var, yeşil bir vadi. Uzundere’de yedi göl, mikroklima ve tarımın her türlüsü var. Bitlis Ahlat Adilcevaz’da bir ova var, 8 bin 500 tane Selçuklu heykeli var. Her biri bir anıt.

CİTTASLOW CENNETİ OLABİLİRİZAnadolu’yu böyle görünce Türkiye bir Cittaslow’lar cenneti olabilir diyorsun. Biz Anadolu’yu bilmiyoruz, haksızlık ediyoruz. Anadolu doğru rehberlik ile patlamaya, bütün dünyayı peşinden sürüklemeye hazır. Sadece yol yöntem bilmiyorlar, bilenler de Cittaslow’a yapışmışlar. Biz de Cittaslow olalım diye çırpınıyorlar. Cittaslow’un 72 kriteri var ama üç taşıyıcı sütun var. Bir kentin doğası kentin en büyük zenginliğidir. Kentin tarihi, lezzetleri, örfleri kimliği korunmak zorundadır. Üç bu ikisine sahip çıkıp bilim ve sanatla kenti ileri götürebilirsiniz. Cittaslow adaylığı bile yereli ranta karşı koruyan bir kalkan oluyor. Halen 50 başvuru var Cittaslow için ve toplam 14 Cittaslow üyesi oldu Türkiye’den. Mudurnu ile 15 olacak. Şu anda Cittaslow Genel Başkan yardımcısı oldum, sadece Türkiye değil Ortadoğu ve yakın Asya’daki müstakbel aday başvurularını da ben götüreceğim merkeze.

SON BİR YILI HALKA SORACAĞIZ2019’un son düzlüğüne girerken 40 tane öncelikler listesi çıkardık. 1 Ocak 2018 ile 1 Ocak 2019 arasında yapılması gerekenler nelerdir diye bir liste yaptık. Bütün müdür arkadaşlara dağıttık, ilk 20’sini puanlayarak işaretlemelerini istedik. Ortak akılla çıkan bu sonuca göre ilk on öneriyi halka da açacağız. Siz ne diyorsunuz diye soracağız. Bir numarada otopark var, park var, Sığacık yolunun genişletilmesi var. Bütçe ve süre kısıtlı, herkesin ortak fikriyle yapmak istiyoruz.

Borçları yapılandırdık, sattığımız yerler oldu. Satılan belediye arazileri daha önceki belediyelerin kasasından çıkan paralarla alınmış araziler değil. 80’lerin sonunda belediye mülkü olarak tanımlanmış. Turizm tahsisli arazilerimizi sattık, benim vicdanım çok rahat. Bugün değilse yarın, er geç turizm yatırımcısıyla buluşması gereken arazilerdi. Adam yatırım yapmış, 40 yıllığına belediyeden yap işlet devret tarzında almış, süresi bitiyor ama yeni yatırım yapmak istiyor yapamıyor. İhaleye çıktık, aldılar. Boş olan arazilerde de satın alma talebi oldu, yap işlet devret istenmedi. Belediyeye gelir evet ama bir yandan da istihdam oluyor. Biz toplamda 65 – 70 milyon liralık yer sattık. Piyasaya çok ciddi borç vardı ödedik, kalanların da hepsini yapılandırdık vadesi gelince ödeniyor.

İZMİRLİ DESTAN YAZIYORİzmirli’yi doğru okumak lazım, İzmirli CHP’li falan değil. İzmir yaşam kültürüne sımsıkı sarılmış, içselleştirmiş. Nimetlerini, avantajlarını yaşıyor ve AKP’yi buna tehdit olarak görüyor. Sırf bu nedenle AKP’ye oy vermiyor. Yoksa CHP ile alakası yok bu işin. İzmirli çok rasyonel bir şey yapıyor ve aslında büyük bir kahramanlık destanı yazıyor. Çünkü ilçe belediyelerden şikayetçi, Büyükşehirden şikayetçi, hükümetten şikayetçi. Buna rağmen oy vermeye devam ediyor. Arkasında yatan şey bu yaşam kültürüne sahip çıkmak istemesi ve AKP’yi de buna hala tehdit olarak görmesi. Ben böyle okuyorum, burada mesele CHP meselesi değil. CHP’nin zaferi olarak görmek yanlış olur. Bu kaygıları kucaklayacak bir politika ortaya koymak gerekir. Bu bitmeyecek bir kredi değil sonuçta. Bu tek başına CHP stratejisiyle sürdürülebilecek bir şey değil, İzmir’de ne yapmanızla gerektiğiyle ilgili başka hedefler, rotalar çizmeniz gerekir.

ANAHTAR İZMİR’DEİzmir bugüne dek ne kadar beyin göçü yaşadıysa bunu tersine çevirmeli. Çünkü İzmir’in taşıdığı bu misyonla ilgili Türkiye’nin ciddi bir aydın potansiyeli var. Sanatçısından akademisyenine, gazetecisinden yazarına, reklamcısına ve sanayicisine... İzmir bu beyin göçünü tersine çevirebilir. Bir çağrı yapabilir, gelin kardeşim İzmir’e diyebilir. Türkiye’yi kurtaracaksak İzmir’den başlayacağız. Gelin İzmir’e. Hayatın her alanında fikir üreten kim varsa bu ortak aklı İzmir’de buluşturmak mümkün. Sosyal demokrasinin geçmiş hataları neydi, biz bunu nasıl düzeltiriz, nereye nasıl taşırız? Çıkış noktası, anahtar İzmir’de diye düşünüyorum. Bizi ayıran sebeplerden çok daha güçlü bağlayan sebepler var. Cittaslow’da ben bunu görüyorum, ortak menfaatler ne? Kalkınmak, ileri gitmek, gelişmek, korumak değil mi? Buralarda buluşabiliyoruz. Siyasetin kirli suyunun bizi teslim almaması mümkün. Daha iyi, daha adil, daha temiz, ahlaklı bir siyaset mümkün. Türkiye’deki siyaset, Türkiye’den geride bir noktada, esir almasına izin verilmiş durumda.

HAZIR HİSSEDİYORUMBaşka görevler olursa hayır demem, illa olsun diye de yanıp tutuşmam. Bu benim iradem içinde bir şey değil, o nedenle duruyorum. Ama kendimi çok uygun görüyorum, hazır hissediyorum. İzmir için büyük heyecan taşıyorum. Hakikaten İzmir’in uçabileceğini düşünüyorum, bütün dünyayı peşinden sürükleyebilir. İzmir uyuyan güzel. Türkiye’yi peşinden sürükleyecek bir şehir İzmir. Ama bu en mükemmelini ben yaparım, ben olmazsam olmaz diye bir şey de asla değil. Yüzlerce yıldır Akdeniz çanağının en büyük liman kenti. Ticaret birarada yaşama kültürünü öğretmiş, ticaret barış gerektiren bir şey.

Bu kültür genlerine işlemiş, İzmir geleni kucaklıyor İzmirli gibi yaşıyor. Kimseye dışarıdan gelen muamelesi yapmıyor, farklılıkları zenginlik olarak gören bir kültür. Bu çok bereketli bir iklim sağlıyor. İkinci faydası vizyon, İzmir hakikaten öncü bir kent. İzmir hep kent kültürüyle anılmış, yaşamış. İzmir bu sağlam kök üzerinde duruyor. İzmir’den ortaya çıkaracağınız bir hareket dalga dalga bütün Anadolu’ya yayılabilecek fırsat taşıyor.  İktidarın sürdürdüğü “Biz Batıya ait değiliz” kavgasının panzehirinin İzmir olduğunu düşünüyorum. İzmir bu hikayenin mihenk taşıdır. Ancak İzmir’den çıkacak bir hareket buna doğru cevabı verebilir. İzmir buna muktedir.

GENEL BAŞKANIN İKİ DUDAĞI...İzmir’e belediye başkan adayı olmak istemeyecek kimse yok, ben size söyleyeyim. Milletvekilleri, belediye başkanları herkes aday. Dolayısıyla aday mısın sorusu sorulacak bir soru değil. Çünkü kafasından geçirmeyen, istemeyen, aday olmayan yok. İstemiyorum diyene de inanmayın. Tek sorun Aziz Başkan değil, çünkü kendisinin aday olması Genel Merkez’in İzmir’de kimi aday yapacağıyla ilgili bir şey değil. Aday olmak istiyor olabilir ama Genel Merkez ne diyecek bilmiyoruz. Hatta sadece Genel Başkan da diyebiliriz, onun iki dudağından çıkacak karardır.

Aziz Başkan’ın geçen dönem adaylık süreciyle bu dönem arasında çok büyük fark var. Orada 400 yılla yargılanan bir Başkan vardı. Bir partiyi iç kültürü yaşatır, o kültür Aziz Başkanı yalnız bırakamazdı. Sadece CHP’li olduğu için yargılandı Aziz Başkan. O noktada Genel Başkan Aziz Başkan ile devam etmek zorundaydı. O mecburiyetler artık kalktı. Şimdi başka dinamikler, tercihler belirleyecek Genel Başkan’ın kararını. Aziz Başkanın tarımda yaptıkları da Genel Başkan için çok göz doldurucu işler olabilir örneğin. “Bu çok başarılı bir hikaye ben bunu bütün Türkiye’ye yaymalıyım. Aziz Başkan’ın örneğini büyütmeliyim” diyebilir.

ODUN ADAY KOYMAYACAKBence Genel Başkan bu seçimde ilk defa farklı bir şey yapacak. Odun koysan seçilir yere, odun koymayacak. Çünkü odun koysan seçilecek yere odun koyduğun için sen bu memlekete yönelik bir algı yaratamadın. Karşıyaka, Beşiktaş, Konak, Şişli buralarda zaten seçiliyorsun. Öyle adamlar koymalısın ki orada yaratacağı algı dalga dalga etrafına yayılmalı. Eskişehir bir bozkır kasabası değil mi? İzmir on misli, yüz misli potansiyele sahip. Ama Eskişehir tek başına bütün Türkiye’de hayranlıkla izlenen bir şey oldu. Neden? Çünkü oraya odun koymadı. Bence Genel Başkan bunu anladı ve odun koysan seçilecek yere odun koymayacak. Çünkü bu kendi geleceğiyle de ilgili bir sonuç doğuracak. Seferihisar’a da odun koymaması lazım, bence hiçbir yere odun koymayacak.

DENİZ BİTTİKemal Bey bu konuda hiç kimsenin kaprisini çekmeyecektir. Neden dalga dalga büyümüyoruz? Neden yüzde 25’te kalıyoruz, neden bu oran değişmiyor? Çünkü senin tek iktidarın yerelde, senin bütün enstrümanın, sermayen, potansiyelin bu. Sen burada büyüyemiyorsan bunun sebebini anlaman lazım. “Bizim Ahmet abinin yakını, pırlanta gibi çocuk” diye bir şey olmaz. Artık bu deniz bitti. Türkiye olarak duvara toslamanın eşiğindeyiz, dolayısıyla Genel Başkan da artık bütün sermayesiyle  bu hikayeyi büyütecek, bütün Türkiye’ye yayacak birilerini seçmek zorunda. Sayın Genel Başkan partiye son derece hakim, yerel yönetimlere son derece hakim. Herkesin ne yaptığını çok iyi biliyor ve bu bilgiler ışığında 2019’a gidecek.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 meraklı
 21 Ocak 2018 Pazar 04:26
Üzüldüm, Kocaoğlu'na odun demek, diyebilmek trebiyeyi geçtim insaf sınırlarını aşar! Hele bir de bunun kullanılacağını bile bile medya aracılığıyla bunu demek daha büyük ayıp! Yazık oldu Tunç Soyer, tüm yaptıklarınız ve yapacaklarınızın çizilmesinin önünü açtınız!
 Ecz. HÜLYA YARBUZ.
 7 Ocak 2018 Pazar 14:32
Bşk. kutluyorum,. YERELDE yaptığı hizmetler üretime dayalı. UFKU VE VİZYONU VAR.
 Hüseyin zeyti
 5 Ocak 2018 Cuma 22:56
Geç çeğin büyük siyasetcisi İzmirin senin gibi hayelleri büyük yürekli bir başkana ihtiyacı var Tunceliden yürekten selam
 Cumhur ERİŞ
 5 Ocak 2018 Cuma 01:23
Kılıçdaroğlu adına dahi açıklama yapar gözüküyor. Buna rağmen İzmir''e ve CHP''ye bunca yıl emek vermiş birisi için ODUN ifadesini kullanabilmek emeğe saygısızlıktır. Aday olduğun makamı da küçültücüdür. O makama şimdiye kadar hep odunlar mı oturmuştur? Sen saygı duymadığın makama nasıl talip olabiliyorsun?
 Odun- Beğendinizi seçin
 4 Ocak 2018 Perşembe 14:22
Odunum, Odunsun, Odun, Odunuz, Odunsunuz, Odunlar
 Ali intepe
 3 Ocak 2018 Çarşamba 22:04
İzmir''e sayın başkanım Tunç Soyer yakışır şeffaf vizyon sahibi büyük başkanla İzmir uçar tabi biz şimdiden üzülmeye başladık bir daha Seferihisara böyle başkan gelirmi diye işçi dostu halk adamı vizyon sahibi büyük başkan Tunç Soyer
 Mustafa başgöncü
 3 Ocak 2018 Çarşamba 19:59
Sizi seferihisarda hep görmek istiyoruz seni seviyoruz başkanım
 Esref Ucar
 3 Ocak 2018 Çarşamba 19:19
Izmir de nasil olsa chp kazaniyor. Chp kendisine bu kadar oy veren bir sehre en iyi adaylari cikararak Izmir halkinin tevecuhune karsilik vermeli..
 Mehmet ÖZSAKARYA
 3 Ocak 2018 Çarşamba 18:04
Tespitler doğru fakat doğruları dile getirirken kullanılan bazı kelimeler sayın başkanı tanıyan nazik ve zarif yapısını bilen biri olarak beni şaşırtmıştır.Evet İzmir gibi otuza yakın ilçe ve büyükşehir ile yönetilen ilimizde başkanın dediği ve benimde oda başkanlığım sırasında İzmirde oda başkanları ile yaptığı toplantıda genel başkanada söylediğim gibi Türkiye'yi böyle yönetebiliriz diyebilecek bir model oluşturulabilirdi.Beğenir beğenmezsiniz AKP ve genel başkanı İstanbul'u yönettiği model ve ekibiyle Türkiye'yi yönetmek üzere yola çıktı ve hala yönetiyorlar.
 Kemal İlgi
 3 Ocak 2018 Çarşamba 16:23
Siz bu Tunç Soyer'i gözünüzde fazla büyüttünüz. CHP'ye oy vermeyi düşünmeyen arkadaşlar, Tunç Bey aday olursa CHP'ye hiç oy vermeyin. Tunç yok hükmündedir...
Diğer Röportajlar
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2018 Ege'de Sonsöz