MENÜ
İzmir 21°
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Bu kent için ölürüm!
3 Haziran 2019 Pazartesi 00:00

Bu kent için ölürüm!

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, göreve geldikten sonraki ilk iki ayını Egedesonsöz'den Hanzade Ünuz’a anlattı.

Güvenli...

Oldukça rahat...

Kendini güçlü ve...

Çok şanslı hissediyor.

Özellikle de Ankara’da Mansur Yavaş’a, İstanbul’da Ekrem İmamoğlu’na bakarak...

Çünkü kaptanlık koltuğuna oturduğu İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin...

Son 15 yılının temiz bir hafıza taşıdığını söylüyor.

CHP’li Tunç Soyer...

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olarak ilk iki ayını, yani 60 günü geride bıraktı.

Geleceğe bakarak...

Yeni bir vizyon ve çıta koyarak yürümek istiyor.

Kendi yoğurt yiyişine göre farklı bir Başkanlık yapacak.

Belli ki alışılmışın dışında bir portre çizecek.

Özgür, içinden geldiği gibi dans eden, protokolsüz...

Koruması olmayan, kafasına estiğinde bisikletine atlayan...

Metroda, vapurda, sokakta halkın içinde bir Başkan...

Sloganı Aşkla İzmir’den de anlaşılacağı gibi...

“Bu kent için ölürüm” diyecek kadar körkütük aşık, tutkuyla bağlı bir karakter.

Demokrasi sevdalısı Tunç Soyer hiçbir zaman...

“İzmir’i en çok ben seviyorum, ben biliyorum” demeyecek.

“Herkes seviyor bu şehri, en muhafazakarı da seviyor, Kürdü de seviyor, miliyetçisi de seviyor, ulusalcısı da” anlayışıyla...

İzmir’i birlikte sevmeyi öne çıkaracak.

Ortak akıl, en iyi akıl diyecek.

Dünya metropollerinde açacağı bürolarda İzmir’i 7/24 bütün dünyaya tanıtacak.

Tunç Başkan ile bir saatlik süre içinde hızlandırılmış olarak çok şey konuştuk.

Şato’yu konut olarak seçmesini, Kültürpark’ı, İnciraltı’nı, Basmane çukurunu, uygulayacağı tasarruf politikasını anlattı.

Farklı Başkan Tunç Soyer...

Sadece İzmir için değil, CHP için de farklı bir Başkan portresi olacak...

Büyükşehir Başkanlığı koltuğunda İzmir için çalışırken...

Siyasetin kaynayan kazanından uzak duracak...

Bütün İzmir’in Başkanı olacak ama...

CHP’nin iç işlerine karışmayacak.

Enerjisini İzmir için kullanacak.

Yapılacak CHP il ve ilçe kongrelerine hiç müdahil olmayacağını söyleyen Tunç Soyer,

Siyasete koyacağı mesafeyi...

“Beni hiç ilgilendirmiyor, umrumda olmaz. Ben Belediye Başkanlığı yapmaya geldim” sözleriyle cesur ve net şekilde vurguladı.

İzmir’de ilçe belediyelerle harmoni içinde çalışacaklarını anlattı...

Kararlı Başkan Tunç Soyer, anahtarın Büyükşehir Belediyesi'nde olduğunu söyledi...

 

- Başkanlık koltuğuna oturup 4 milyon İzmirlinin sorumluluğunu üstledikten sonra... Büyükşehir penceresinden İzmir’e baktığınızda ilk somut izleniminiz ne oldu?

Sürpriz yaşamadım ve çok şanslı olduğumu düşündüm. Ankara’da, İstanbul’da... Allah muhafaza kazansa bile Ekrem Bey işi o kadar zor ki.

- Kazansa bile sözü yanlış anlaşılmasın...

Kazanacak elbette ama... Kazandığı takdirde doğrusu işi çok zor. Çünkü bütün o yapıyı yeniden değiştirmek zorunda, kadrolaşmak zorunda. Çürümüş bir yapı var, yolsuzlukla israfla ilgili çok zor bir işi var. Aynı şey Mansur Bey için geçerli, kazandı oturdu koltuğa ama mecliste çoğunluğu yok, gerçekten çok sıkıntılı bir çalışma dönemi bekliyor onu. Yepyeni kadrolar bulmak zorunda falan falan.

Bizde öyle bir durum yok. Bizde hakikaten 15 yılın hafızası çok temiz ve o hafızanın verileri üzerinden yol almak mümkün. O nedenle ben kendimi çok şanslı hissediyorum, gördüğümden edindiğim izlenim de bunu doğruluyor. Dairelerden tek tek aldığım brifingler, tanıdığım kadrolar çok donanımlı, çok yetkin bir belediyecilik olduğunu söyleyebilirim.

- Sistemin kapsamı, büyüklüğü sizi şaşırttı mı?E tabii çok dev bir sistem, yani İzmir Büyükşehir Belediyesi Türkiye’nin en büyük 20 işletmesinden biri. Bütçe olarak, güç olarak... Dolayısıyla devasa bir yapı var tabii ki. Ama şaşırtıcı bir şeyle de karşılaşmadım, beklediğim tabloyu gördüm onu söyleyebilirim. Hatta şunu ekleyebilirim belki, bu 400 yılla yargılanmanın getirdiği travma var idi bence, öyle görüyordum. O nedenle bürokraside kolay kolay bir iş yapmamak yönünde bir eğilim olduğunu düşünüyordum. Ama aynı zamanda bana şunu gösterdi, yeni bulduğum şeylerden biri de o... Bu büyük bir titizlik, dikkat ve özen getirmiş. Mevzuata hakimlik getirmiş personele...

ATIL BİR YAPI BEKLİYORDUM

- İş yapmamak derken...

Ben iş yapmamak yönünde bir eğilimin ağır bastığını düşünüyordum Büyükşehir Belediyesi’nde göreve gelmeden önce. Ama bunun böyle olmadığını gördüm, daha doğrusu bu da var ama bununla beraber bir de titizlik var. Dolayısıyla bu çok hoşuma gitti, yanlış yaptırtmayacak kadar ciddi bir özen var bu önemli.

- İş yapmamak, imza atmamak gibi mi?

Evet evet o anlamda, önüne gelen evrağa kolay kolay imza atmamak. Bu çok insani bir şey, diğer bürokratların imza attığı zaman başına neler geldiğini görüyor.Neler yaşadılar içeri girdiler, davalar açıldı.

- Titiz bir sistem ile karşılaştım diyorsunuz...

Bu rahatlatıcı bir şey oldu benim için, atıl olacağını düşündüğüm bir yapı vardı. Ama bu ataletin aynı zamanda bir titizlikten de geldiğini görmüş oldum.

GEÇMİŞİN MAKOSENLERİ BENİ İLGİLENDİRMİYOR- Kızılderililerin bir sözü vardır, “Hüküm vermeden önce iki ay onun makosenlerinle yürü” diye... Şimdi iki ay geçti, siz Aziz Kocaoğlu’nun makosenleriyle yürümüş oldunuz bir anlamda. Aziz Başkan’ın yaptığı bazı frenleri, çıkışlarını daha iyi anlama imkanınız oldu mu? O makosenlerle yürüyünce...

Geçmişe dair ne varsa, geçmişte kaldı. Ben bundan sonrasına bakıyorum. Böyle bir karşılaştırma yapmak da istemem.

- Zor bir iş olduğu için...

Tabii ki de zor bir iş ama böyle bir karşılaştırma yapmak istemem. Ben bugünden itibaren geleceğe bakıyorum. Geçmişin makosenleri beni ilgilendirmiyor, onun nasıl yürüdüğü de beni ilgilendirmiyor. Ben başka bir vizyon, başka bir çıta koyarak yola devam edeceğim.

KÖRKÜTÜK AŞIĞIM- Kampanyanızdaki “Aşkla İzmir” sloganınız devam ediyor. Bir dil değişimi var, bu çok dikkatimi çekiyor. “Aşk Üretir”, “Aşk Paylaşır, “Aşk Dokunur” gibi... İzmirliler’i her gün duraklarda selamlıyor bu sözler. Burada İzmirliler’e bir şey söylüyorsunuz, tam olarak ne söylüyorsunuz?

Yeni bir dil doğru tespit, bir dil değişikliğine işaret etmek istiyoruz. Bizim İzmirliler’in kendi aramızda kullandığımız dil çok medeni ve çok güzel bir dil. Biz özen gösteririz, birbirimizi memnun etmeye çalışırız. Misafirimiz geldiğinde baş köşeye oturturuz, rahatlamaya çalışırız. Büyüklerimizin elini öperiz, fakat bu dil siyasette yok. Siyasette kaba, hoyrat, çekiştiren, çemkiren bir dil var. Biz siyasetin dilinin başka bir dil olabileceğini düşünüyoruz. Bizim gündelik hayatta kullandığımız dilin aynı zamanda siyasete de taşınması gerektiğini düşünüyoruz. O nedenle biz Aşkla İzmir diyoruz. Bu sözcükler aslında bizi siyasetin kaba dilinden uzaklaştırıyor. Daha insani, daha dokunan, yüreğe insana dokunan bir dile dönüşmeye başlıyor.

Bu işin bir yanı, ben hayatta kullandığımız sözcüklerin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Eğer o sözcükler incitici, kırıcı oluyorsa buna dikkat etmek lazım. Kırmak istemiyorsanız, sözcüklerinizin de kırıcı olmaması lazım. Ben gündelik hayatta kullandığımız dilin siyasette kullanılmamasının büyük bir eksiklik olduğunu düşünüyorum, bunu değiştirmeye çalışıyorum. İşin diğer yanı da insanların kendilerini bu kente ait hissetmelerini sağlamak istiyorum. Aidiyet duygusunu güçlendirmek istiyorum, bu kentin bir kimliği var, insanlarının bir kimliği var ve bu kimlik çok değerli.

- Burada kullanılan Aşk ne anlama geliyor?

Bağlılık, tutku, sevgi. Aşkın içinde bunların hepsi var. Kendini tutkuyla bağlı hissetmek ve sevmek. O bağlılık aidiyeti de getiriyor. Bizim kentimizi, topraklarımızı, mahallemizi, insanlarımızı, sokağındaki köpeği, denizini, otunu sevmemiz lazım. Bu sevgiyi öne çıkartmak zorundayız.

- Peki Tunç Soyer nasıl bir aşık?Körkütük... Ben hakikaten çok seviyorum, kendimi bu kente çok ait hissediyorum. Gerçekten çok seviyorum. Bu kenti uğruna ölecek kadar çok seviyorum. Çok şanslı olduğumu düşünüyorum hatta gelen büyükelçilere de söylüyorum. Hem bu şehirde yaşıyorum, hem üzerine maaş veriyorlar, hem de bir de üzerine Başkan yaptılar alkışlıyorlar. Bu hayatta daha ne isteyebilirim diyorum.

- Bu arada Büyükşehir Başkanının maaşı ne kadar?

Valla 22 bin lira, çok yüksek. Bordroyu gördüm. Her neyse bu bence çok yüksek bir şans.

ASLİ GÖREVİM KORUMAK- İnsan sevdiğini korumak ister değil mi?

Zaten belediye başkanının asli görevinin korumak olduğunu düşünüyorum. En temel görevi olduğunu düşünüyorum. Öyle bir hız çağında yaşıyoruz ki ve hız o kadar tahripkar ki... Kentle ilgili, tarihiyle ilgili ne varsa yıkıp geçiyor ve kentler kent olmaktan çıkıyor. Türkiye’deki kentlerin fotoğraflarını önünüze yaysam... Hiçbirini bir diğerinden ayıramazsınız... Çanakkale, Malatya, Kayseri, Konya... Oysa hepsinin bir kimliği vardı, kaybettik. Kentin kimliğini ve doğasını korumak, bunun asli görev olduğunu düşünüyorum. Bu çağ öyle bir çağ... Çok hızlı, çok yoğun bir şekilde gelişiyor. Bu gelişme değil aslında tahrip.

- Bu odalarla, sivil toplumla, vatandaşla birlikte hareket etmeyi de gerektiriyor...

Bizim en büyük özelliğimiz de bu olacak. Yaptığımız işin ayırt edici yanı bu olacak. Biz demokrasiyi hakim kılacağız, demokrasi beş yılda bir sandık başına gitmekten ibaret bir şey değil. Demokrasi her an yaşanması gereken bir yaşam biçimi, o nedenle şeffaflık hesap verebilirlik, katılımcılık. Bu  hikayeyi hakim kılacağız. Bu korumakta olduğu kadar kenti yönetmekte de olacak. Biz nasıl kenti korumak için bütün dinamikleri seferber etmekten bahsediyorsak kentin yönetiminde de, refahın artırılmasında da böyle olacak.

ORTAK AKIL DİYE BİR ŞEY VAR- Son kararı kim verecek, Başkan son kararı vermeyecek mi?

Yok... Ortak akıl diye bir şey var, bugün benim icat ettiğim bir şey değil ki. Ben ortak akılla hareket etmek istiyorum. Ben de sonuç itibarıyla bu kentin dinamiklerinden biriyim. Ama demokrasinin hakimiyeti benim önceliğim, tabii ki mevzuat gereği son karar meclis başkanı olarak Büyükşehir Belediye Başkanı’nın imzasını gerektiriyor. Kişisel bir şey olmayacak yani....

Benim hep söylediğim bir şey var; “İzmir’i en çok ben seviyorum... En çok ben biliyorum...” Bu cümleyi kimse benim ağzımdan duymayacak. Herkesin bu şehri en az benim kadar sevdiğini düşünüyorum, bu anlamda benim bir üstünlüğüm olamaz. Herkes seviyor bu şehri, en muhafazakarı da seviyor, kürdü de seviyor, miliyetçisi de seviyor, ulusalcısı da... Asıl hikaye bu farklılıklarla birlikte sevmek. Onların sevgisini bir diğerinden ayırmamak, onların sevgisine de kapı açmak. Çünkü ancak o zaman bir büyük ortak akıl ortaya çıkabilecek. Eğer onların sevgisini dikkate almazsanız onları dışarıda bırakıyorsunuz. O zaman o ortak akıl büyümüyor. Daha dar bir kadroyla, daha dar bir perspektiften bu kenti yönetmeye kalkıyorsunuz. O da büyük potansiyelleri ıskalamak sonucunu getiriyor. İzmirle ilgili söylenen şey köydür, şudur budur... Neden böyle?

DERYAYI BİLMEYEN BALIKLAR GİBİYİZ

- Uyuyan Güzel İzmir nasıl, ne durumda...Buradaki cinsiyetçilik yargısı çok büyük haksızlıktı ama ne olursa olsun böyle bir yargı varsa biz de kullanmak istemedik sonra vazgeçtik. Bir daha da kullanmadım zaten. Ama görüyorum ki çok büyük bir potansiyel var. Biz derya içinde olup, deryayı bilmeyen balıklar gibi yaşıyoruz İzmir’de, Türkiye’de. Balık deryayı bilmeden yaşar ya, biz de sahip olduğumuz olağanüstü imkanların büyük zenginliklerin farkında değiliz. Daha doğrusu bunlar yokmuş gibi yaşıyoruz. Manisa’da gibi, Kars’ta gibi yaşıyoruz.

7/24 İZMİR’İ TANITACAĞIZ

- Ne yapacaksınız peki?

Bu imkanları görünür kılacağız, kullanılır hale getireceğiz. İzmir’in marka gücünü büyütmemiz lazım. İtalya’nın her yerinde şarap üretiliyor, neden Toscana şarapları daha pahalı? Daha iyi şarap olduğundan değil, bölgenin bir marka gücü var. Toscana isminin marka gücü var, Toscana bölgesini pazarlamış. İzmir’in marka gücünü büyütmemiz lazım ki İzmir’de üretilen zeytinyağının, ekmeğin değerini büyütelim. Bu stratejik bir şey hem koruyacaksın, hem ileriye taşıyacaksın. Dünya kentler dünyasına doğru evriliyor, kentler ülkelerden devletlerden daha fazla öne çıkıyor daha fazla güç kazandığı bir çağdayız. Kentler arası ittifaklar, networkler üzerine gideceğiz. O nedenle Brüksel’de ofis açacağız, Washington’da ofis açacağız, Moskova’da ofis açacağız, Şangay’da ofis açacağız. Bunlar İzmir ofisleri olacak, 7/24 İzmir’i tanıtacaklar. İzmir’in zeytinyağını, karakılçık buğdayını, mermer fuarını, Foçasını anlatacak. Biz bütün dünyaya 7/24 İzmir’i tanıtacağız. İzmir’de kardeş şehirleri canlı kılacağız, Akdeniz Kentler Birliği üzerinden gideceğiz.

- İzmir’de günlük hayat nasıl iyileşecek? Kentin trafiği, alt yapısı ne olacak? Evimizi nasıl güzelleştireceğiz?

Bu bir sarmaldır, “vicious circle” dedikleri şey. Bu bir kısırdöngüdür aslında birbirini büyütür. İkisi birbirini besleyecek, siz buradaki marka gücünüzü büyüttükçe, gücünüz büyüyecek. Buradaki gücünüz büyüdükçe marka gücünüz büyüyecek...

- Bu kent bütününde ilçe belediyelerle de ciddi bir harmoni ister...

İlçe belediyelerle harmoni filan istemiyor. Burada asıl güç Büyükşehir’de. Bütçe, yasal imkanlar, her şey Büyükşehir’de. İlçe belediyelerle tabii ki uyum içinde çalışacağız ama anahtar orada değil. Anahtar Büyükşehir Belediyesi’nde. Aslolan Büyükşehir makinesinin kendi içindeki dönüşüm, devinim. Aslolan bu.

ÇAV BELLA İLE COŞUYORUM- Etkinliklerinizde  öne çıkan bir şarkı var, Çav Bella (Elveda Güzelim). İtalyan halk türküsü Çav Bella yurdun işgalinden, dağda bir çiçeğin açmasından, uğruna ölmekten bahsediyor. Siz de farklı bir izi var mı Çav Bella’nın?

Yooo, çocukluğumdan beri çok sevdiğim bir melodidir. Beni heyecanlandıran, beni coşturan bir melodidir. Sözleri de, müziği de beni heyecanlandırır. Seçim akşamı sordular, ben bu şarkı çalınsın dedim. İlk seçim akşamı kutlamasında çalındı. Şimdi gittiğim her yerde koyuyorlar, ben de kendimi tutamıyorum.

- Tunç Soyer’in gençlik dönemi mücadelesinin, arkadaşlarının izi de var mı Çav Bella’da?

Ben Mihri Belli dönemindeki Türkiye Emekçi Partisi rotasında yürümüş bir gençlik yaşadım. Milli demokratik devrimdi, 80 öncesiydi. Tam bağımsız Türkiye için mücadele etmeyi gerektiriyordu. O dönemde sol fikirlere, sol perspektife,felsefeye kendimi yakın hissetmeye başladım. Hayatım öyle şekillendi, o dönem öğrendiğim doğrular benim için hayat boyunca doğrulanmaya devam oldu. O yüzden kendimi hala oraya bağlı hissediyorum.

- Çav Bella ile bütünleşiyorsunuz, coşuyorsunuz, zıplıyorsunuz. Bu sıradışı da bulunuyor...

Coşuyorum, gerçekten de heyecanlanıyorum. Çünkü kendimi böyle tarif eden bir insanım. Kendimi solcu ve devrimci tarif ediyorum. Beni yakalıyor, motive ediyor. Makam odasında da müzik sistemi var, mesela çalışırken klasik müzik dinlemeyi seviyorum. Mozart, Chopin ya da Bach bana özellikleiyi geliyor, tedavi gibi oluyor. Daha doğrusu bir şey okurken zihnimi açıyor. Türk Halk Müziği’nde de bana iyi gelen şeyler var ama kitleyle buluşmada Çav Bella coşturucu bir güce sahip.

- Biliyorsunuz aynı zamanda Göztepe marşının müziği..

Evet geçen Göztepe maçına gittim, stadta duydum çok şaşırdım. İnanamadım ilk defa orada duydum.

İZMİRLİLER’İ KADİFEKALE’YE GÖTÜRECEĞİZ

- Kampanyanızda ‘Arka Sıradakiler’ öne çıkmıştı. Arka sıradakiler için yaptığınız bir şey var mı, başladı mı?

Başlıyoruz, ilk andan itibaren otobüs saatleriyle yaptığımız düzenleme var. Su ile ilgili yüzde 10 civarında bir indirime gittik. Tarife kategorilerini de değiştirdik, biraz oynadık. Topyekünde baktığınız zaman İstanbul’un da, Ankara’nın da altına indik. Bunun gibi daha çok şey var, doğrudan mahallelerde yapacaklarımız var. Önümüzdeki hafta Kadifekale ile ilgili bir çalışma başlatıyoruz. Kadifekale bizim en önemli çalışma alanlarımızdan biri olacak. Üretici pazarı başlayacak, Kale’de pazar kuracağız. Sokak temizliği ile başlayacağız, restorasyon yapacağız.Kadınların yaptığı derme çatma tandırlar var, onları düzenleyeceğiz. Olağanüstü içli köfte yapıyorlar mesela, geçenlerde test ettik.

Kamulaştırılan alanda yıkımı hızlandırıyoruz. İzmirliler’i Kadifekale’ye götüreceğiz. Hem biz taşıyacağız, hem kendileri gidecek. Kadifekale’yi İzmirliler’in gideceği bir yere haline getireceğiz. O eski algılar yıkılsın istiyoruz. Geçmişten gelen algı bozuklukları var, güvenlik sorunu olduğu gibi... Halbuki hiç alakası yok. Bunlar mazide kalmış hikayeler. Bizim perspektifimiz hiç değişmeyecek, öncelik kesinlikle arka sıradakiler olacak. Hizmeti, üretimi kesinlikle daha çok arka sıradakilere yönelik yapacağız.

ÇAKAR LAMBAYI SÖKEMEDİK- Protokolü sevmiyorsunuz, mümkünse hiç takım elbise giymek istemiyorsunuz sanki... Bisikletli, özgür Başkansınız... Hep böyle mi gidecek?

Protokolü hiç sevmiyorum, bunun mümkün olduğunu göstermek istiyorum. Siyasetin dili dediğim şey aynı zamanda bir siyaset kültürü de yaşatmış durumda. Halktan uzak, mesafeli, farklı yaşayan...

- Janjanlı bir hal var Türkiye siyasetinde... Siz de Mansur Yavaş gibi makam arabasından söktünüz mü çakarlı lambayı?

Kullandıkları zaman çıldırıyorum ama söktürtemedik. Duruyor da kullandırtmıyorum. Sökülebilir bir şey ama çok acil birşey olabilir diye tutuyoruz. Kullandıkları zaman çok sinirleniyorum. Bu başka türlü bir siyaset, daha biz gibi... Gündelik hayatını yaşayan milyonlarca İzmirli gibi... Büyük çoğunluk bundan çok memnun. Bin Mercedes’ine onunla git, ben bundan mutlu olan bir İzmirli görmedim. Yaşam kültürüyle beraber eski davranış kalıpları değişecek. Siz ne kadar izole bir siyasi figür oluyorsanız, “Başkan Başkancılar” o kadar fazla oluyor. Ne kadar halkla içiçe, halka dokunan, beraber yaşayan bir Başkan profili çiziyorsanız o “Başkan Başkancılar” da hafifliyor.

UMUT OLMAYA GELDİM

- Siz devletin sağladığı koruma polislerini istemediniz. Bu ilk defa oluyor bildiğim kadarıyla İzmir’de. Neden ihtiyaç duymadınız polis korumalarına?

Çünkü ben İzmir’e umut olmak için geldim.Korumayı alıyorsam ben baştan umut olmaktan çıkmışım demektir. Ben korunma ihtiyacı duyuyorsam nasıl umut olabilrim ki? Ben gerçekten kendimi vakfetmeye geldim bu göreve.

- Günde kaç saat çalışıyorsunuz ya da kaç saat uyuyorsunuz diyelim?

Kaç saat çalışıyorum hesaplamadım ama eskiden 6 saat uyuyordum şimdi 5.5 saate çektim. 20 senedir günde 6 saat uyuyordum onu disipline etmiştim. 5.5 saat uyursam hasta gibi oluyordum ama şimdi etkilenmiyorum. 6 saat uyumuş gibi rahatım. Adrenalin yüksek evet ama asıl sevgi perçinliyor insanı. İnanın yolda yürüyemez haldeyiz, arabada gidemez haldeyiz. Yanımızdan geçen arabalar pencereyi açıyor öpücükler, el sallamalar filan. Geçen gün yanımızdan bir motorsikletli geçiyor, epey de süratliyiz. Bir elini bıraktı öbür eliyle böyle yapıyor (el öpüp başa koymayı gösteriyor). Elini öpüp başına koyuyor gibi yaptı, dedim yapma öleceksin. Çok büyük bir sevgi hissediyorum, büyük sempatiyle bakıyor insanlar. Bu insanın yorgunluğunu alıyor, çalışma gücünü perçinliyor.

ŞATOYA CEKETİMİZLE GELDİK- Varyant’taki Şato’yu Başkanlık Konutu olarak kullanmak için taşınmanız son 15 gündür İzmir’de tartışma konusu oldu. Eleştiriler aldınız, bu işin aslı nedir?

Bu işin aslı bizim Seferihisar’da evimiz var, orada yaşamaya devam ediyoruz. 30 senedir tatil köyü içindeki evimizde yaşıyoruz.Hala evimiz orada duruyor, fakat yol ve gidiş geliş zaman kaybı. İzmir’de bir ev ihtiyacımız oldu, sahilde olabilir, Buca’da olabilir, Karşıyaka’da olabilir. Bu arada Rehberler Odası’ndan bir arkadaşım bana, “Şato çok güzel bir restoran olur” demişti. Ben de gidip göreyim dedim. Gerçekten çok güzel bir salonu var, harika bir bahçesi var, fakat mutfak yok. Belki zamanında varmış, sonradan yapılan restorasyonda mutfak baca hepsi kaldırılmış. Restoran yapmak mümkün değil, çünkü Anıtlar Kurulu’nun onaylaması mümkün değil. Gittiğimde gördüm ki o büyük salonun dışında aşağıda dört tane oda var, bunlar da Başkanlık danışmanlarının kaldığı odalarmış. Yukarıda da bir salon ve makam odası var. Birden kafamda şekillendi, burası ev olarak kullanılabilir diye. Aşağıda odalar hazır, çocuklara bile yer var. Biz de yukarısını kabul salonu olarak kullanabiliriz. Adı da konut olur, hiçbir şeyine dokunmadan içine girebileceğimiz fikri doğdu kafamda. Bunu eşimle de paylaştım, o da geldi baktı gitti neyse, burada kalırız ama bir tek ısıtma yok dedi. Baktık doğalgaz kapıya kadar gelmiş, sadece doğalgaz içeri alındı. Ve biz sadece ceketimizi, gömleğimizi aldık geldik.

- Şu anda Şato’da mı kalıyorsunuz?

Kalıyoruz tabii ki, çünkü hiçbir şey yapmadık. Olduğu haliyle girdik.

- Sizce neden tepki aldınız?

İsmi Şato diye herhalde, Saray olsaydı aynı tepki daha büyük olacaktı muhtemelen. Burada bir şatafat olduğu sanılıyor, o isimden kaynaklı bir algı. Jakuziler, kaplamalar, bilmem neler yok ki... Böyle bir şey yok. Çok standart otel odasından bahsediyoruz, çok standart sade bir salon. Ne abartılı bir mobilya var, ne abartılı bir techizat var hiçbir şey yok aslında. İsminden kaynaklandığını düşünüyorum tepkinin, başka bir sebebi olduğunu düşünmüyorum. Sanki böyle şatafat düşkünü bir Başkan algısı yaratılıyor; ben ne hayatımda böyle oldum, ne de şu anda böyle bir şey yaşıyoruz.

KEMAL KARATAŞ’A ACIMAM- CHP kanadından itirazlar oldu, Kemal Karataş’tan da itiraz geldi. Kemal Bey, 2009’da Seferihisar adaylığınızda Deniz Baykal’a isminizi ileten kişi olarak bilinir...

Öyle olduğunu iddia eder ama ben doğrulamadım hiç. Bilmiyorum, doğrulamadım.

- Konuyla ilgili disipline verildi şimdi biliyorsunuz Kemal Karataş ...

Hiç acıyacak bir durum yok. Nesine acıyayım? Bizim telefonumuz var, eğer benimle ilgili böyle bir yakınlığı olan insansa neden önce benimle konuşmaz? Böyle bir kaygısı, endişesi varsa... Bizim en büyük hatamız da budur, biz birbirimize basın üzerinden mesaj veririz. Biz derken... İnsanlar böyle yapıyorlar. Bu kadar rahatsız eden bir şey varsa neden açıp benimle konuşmuyorsun, madem benim belediye başkanlığımla ilgili bu kadar da şey yapmışsın. İnsan söylemez mi? “Abicim bak yanlış yapıyorsun, böyle bir şey yapma” demez mi? Değil mi yani. Ama yok yani, bizde böyle bir gelenek yok, bizde basın üzerinden haberleşilir. Biz bir örgüt çatısı altında bir arada olan insanlarsak, birbirimize neden doğrudan ulaşmayalım ki? Basın üzerinden mesaj vermeye kalkalım, bu çok yakışıksız bir şey.

HIRSIZLAR, HARAMİLER, AHLAKSIZLAR KIRMIZI ÇİZGİM- Güçlü, üreten bir İzmir hedefinden bahsediyorsunuz. Bunun bir paydaşı da güçlü medyadır. İzmir’de yerel medyaya nasıl bakıyorsunuz?

Hele ki ulusal medyanın bu kadar çürüdüğü, bu kadar tahrip olduğu bir yerde yerel medyaya çok iş düşüyor ve yerel medyanın çok güçlenmesi lazım. Büyükşehir bütün bunlara adil şekilde sahip çıkmak zorunda.

- Bu zor bir dengedir her zaman...

Zordur evet ama en çok ben biliyorum, en çok ben seviyorum mantığını getirdiği yeri söylemeye çalışmıştım. Potansiyeli ıskalıyorsunuz. Büyük bir bölümünü dışarıda bırakarak aslında büyük tabloyu gözden kaçırıyorsunuz. Çünkü o zaman sadece bir yeri görüyorsunuz, Büyükşehir Belediyesi de medyayı mümkün olan en geniş şekilde kucaklaması gerekiyor ki, farklı sesler farklı görüşler dillendirilebilsin. Ve buradan halkın daha çok bilgi sahibi olması sağlansın. İzmir’den sorumluyuz, İzmir için bakıyoruz ve ben bunun mümkün olduğunu düşünüyorum. Kişisel yakınlıklar, kişisel mesafeler, kişisel duruşlar bir tarafa kurumsal bakmak gerekiyor. O kurumsal bakış da herkese aynı mesafede durmayı gerektiriyor.

- Olmazsa olmazınız, ölçünüz ne olacak medya ilişkinizde?

Hırsızlar, haramiler, ahlaksızlar... Bunlar olacak, başka bir kırmızı çizgimiz olamaz. Ne kadar farklı olursa olsun, hiç önemi yok. Bizim tek kırmızı çizgimiz budur.

TASARRUF BENDEN BAŞLAYACAK- Ankara ve İstanbul’un önceliği belediyede tasarruf oldu. Sizin İzmir’de tasarruf önceliğiniz olacak mı?

Olacak tabii, seçimler bitsin İstanbul ve Ankara ile ortak projelerde geliştireceğiz. Çünkü Türkiye’ye yönelik bir algıyı güçlendirmek istiyoruz. Tasarruf politikaları ve üretim politikaları konusunda birlikte çalışacağız.

- Öncelikli tespit ettiğiniz bir tasarruf alanı var mı?

Hayatın her alanında var tasarruf, çöp ayrıştırmakta var araç gereç kullanımında var. Bu tasarruf benden başlayacak, ben bayramdan sonra sadece yarım gün belediyede görüşmeye zaman ayıracağım. Ondan sonra otobüse bineceğim, metroya bineceğim, gezeceğim. Bisikletle nasıl gidiliyor, vapura, otobüse nasıl biniliyor hepsini kendim görmek istiyorum.

- Hep böyle mi olacak, Başkan yarım gün içeride, yarım gün dışarıda?

Böyle olmaya çalışacağım, bu çok iddialı bir laf olabilir. Programımı böyle yapıyorum. Kemeraltı’nda, Kadifekale’de, Buca’da olacağım.Benim böyle olmam belediyede bir kültürü de değiştirmeye başlayacak. Hem benim eksiği, hatayı görmemi sağlayacak, hem de yaptığım işin yapılabilir bir şey olduğunu başkalarının da görmesini sağlayacak.

- Kültürpark ne olacak, nasıl bir uygulama yapacaksınız?

Bunu söylemek için çok erken, ayın 17’sinde bir Kültürpark çalıştayı yapacağız. Hep beraber masaya yatıracağız, dinleyeceğiz hep beraber karar vereceğiz. Bir kere Kültürpark’a kültürünü geri vermek lazım. Adı kültür ama içinde kültür yok. Öncelikle kullanım fonksiyonuyla ilgili karar vermek lazım, ondan sonra duvarların gerekiyorsa bir bölümü kalkar, bir bölümü kalkmaz. Onlar sembolik detaylar.

İZMİR FUARI PROFESYONELLEŞECEK- Kampanya döneminde gündeme gelmişti, İzmir Fuarı'nı özelleştirecek misiniz?

Öyle bir şey asla yok, o da yanlış anlaşıldı. Özelleştirmek dahil her şeyi yapmak lazım demiştim. Ben hizmeti özelleştirmekten bahsetmiştim. Bu kadar muazzam bir yerde sadece iki uluslararası fuar düzenlenmesi büyük bir eksiklik, bir yerde bir yanlış var. Yapıyı profesyonelleştirmek lazım, mesele 365 gün canlı bir fuar yaratmak, belki yanına bir kongre merkezi yapmak.

- Basmane Çukuru’nda yeni gelişme olarak tekrar TMSF’ye geçmesi var...

TMSF ile, Güçbirliği ile görüşeceğiz konuşmak lazım, dinlemek lazım. 80 milyon liralık bir bedel var Büyükşehir için de kolay değil, kimse için kolay değil. Ham hayal kurmamak lazım. Bana sorarsanız park olsun, hatta suni bir göl olsun.Etrafında banklar olsun, zaten küçücük bir şey orası ve su tutma özelliği var. Suni bir gölet olabilir, hatta bir köprü ile Kültürpark ile bağlantısı da sağlanabilir. Bir rekreasyon alanı yaratılmış olur ama ne diyecekler bilmiyorum.

ANKARA’YA ÖNYARGISIZIM

- Ankara ile ilişkiler konusunda nasıl bir yöntem izleyeceksiniz? Dosyanızı alıp gidecek misiniz?

Gideceğim, hiç tereddütsüz gideceğim. Önyargısız gideceğim. Dün mesela Çevre ve Şehircilik Bakanımızla konuştum, çok açığım ben. İlk izlenimlerim çok pozitif, öyle hissediyorum. Barışçı ve iletişimi önemseyen bir tavrım olacak. Her şey dil meselesi, ben Ankara ile o dili kurabileceğimi düşünüyorum.

- Planlama bekleyen İnciraltı bölgesi sizce nasıl değerlendirilmeli?

Şu anda bir fikrim yok doğrusu, çok özel bir alan korumak gerektiğini düşünüyorum. Vatandaşın hakkını da koruyarak yol almak lazım.

KONGRELER UMRUMDA OLMAZ- İlçe Belediye Başkanlarının yüklü borcu var, destek olacak mısınız?

Bir kere hiçbirinin bir günahı yok. Mevzuattan kaynaklanan bir sıkıntı, hem kaynak yaratmıyorsun hem iş istiyorsun. Abuk subuk bir tablo var, bir çoğu borçlu devraldı. Bu tabloda bir mağduriyet olduğunu düşünüyoruz ve destek olmak istiyoruz. Hiçbirini yalnız bırakmayacağız.

- İlerleyen aylarda CHP il ve ilçe kongreleri yapılacak. Siz İzmir’de kongrelerde etkili olacak mısınız, nerede duracaksınız?

Hiçbir yerde durmayacağım, beni hiç ilgilendirmiyor. Asla müdahale etmeyeceğim. Merak da etmiyorum, isteyen istediğini yapsın. Ben Belediye Başkanlığı yapmaya geldim, benim hiç umrumda olmaz. Bugüne kadar ilgilenmedim, bundan sonra da ilgilenmem. Dediğim gibi, ben Belediye Başkanlığı yapmaya geldim.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Hasan
 14 Haziran 2019 Cuma 15:28
Basmane cukuru golet olmasi icin paralarinin odenmesi lazim bilgi eksik ... Sato da satodur...
 muhalif
 11 Haziran 2019 Salı 13:22
1-İmamoğlu için, "allah muhafaza kazansa..." demiş?? bu ne demek, kazanmasını istemiyor mu yani?? 2- ŞATO İzmirin sarayı, şatafat varmış yokmuş önemli değil, önemli olan ortaya konan niyet, belediye başkanı belediyee ait bir yerde mi oturmalı?? yoksa kiralık ev mi tutması daha iyi görünür.3- 17 sindeki kültürpark çalıştayına kimler katılacak, katılım isteyene açık mı? ilgilenen vatandaşın fikri de alınmalıdır.4-Basmane çukurundaki su temelden kaynaklanmaktadır, o kadar derin bir suni göl olur mu?temel ve kenar betonlarının durumu nedir??
 neslihan aydın
 8 Haziran 2019 Cumartesi 01:16
suda indirim bekliyoruz allah sizi korusun başarılar diliyorum,
 Eyup kızılboga
 6 Haziran 2019 Perşembe 23:43
Mubarek Ramazan bayramınız mubarek olsun basarılarınızın devamını dilerim
 Fehime guzin inceer
 4 Haziran 2019 Salı 23:29
Calismalarinizi destekliyorum sadece yesilyurt bakcova fahrettin altay arasi ulasimda zorlaniyoruz sadece kirk dakikada bir 879 nolu bir otobus var o da ihtiyaca yetersiz kaliyor ustelik en buyuk devlet hastanesi de burda ilgilenirseniz memnun oluruz
 Çavuş
 4 Haziran 2019 Salı 20:51
Özellikle herkesin bayramını kutlarım.24 saat görevleri başında olan itfaiye,Sağlık vb gibi...kurumlara da kazasız belasız gunler dilerim.Ailem ile bugün kabristan ziyareti yaptık.Dikkati mi çeken orada ki yolların dikkate alınması.Özellikle prokol nasıl işliyorsa açık cezaevin de kalanları mezarlıklar müdürlüğü protokol yapılarak mezarları çökmüş topkları nerede ise yok denilecek kadar azalmış olanları düzeltilmesini isterdim.
 Hüseyin
 4 Haziran 2019 Salı 04:49
Sayın başkan öncelikle tebrik ediyor başarılar diliyorum.Herhalde bilginiz vardır Karşıyaka. Ve çiğli bölgesinde koku ve sivri sinekten bıktık bir çözüm bulun artık yıllardır bu çile yeter.
 izsu zede
 3 Haziran 2019 Pazartesi 23:38
izmir için bir şey yapmak istiyorsan, ilk iş hayatı boyunca hiç evlenememiş tüm kadın yöneticileri ibb, izsu ve eshotta görevden al! sonra herşey normalleşmeye başlar zaten.
 Leventli
 3 Haziran 2019 Pazartesi 23:05
Sayın Başkan, Konak Ilçesi Levent Mahallesi için, mülk sahiplerini mağdur etmeyecek, modern ,insan onuruna yakışır konut yapımının önünü açacak yeni imar planı yapmanızı sizden acilen bekliyoruz.
 Zeynep
 3 Haziran 2019 Pazartesi 23:04
Biz yine umudumuzu kaybetmeyelim.Tunc bey elinden gelenin fazlasını yapacak inşallah. İyice atıl durumda olan mangalci araba yıkama hali yıkama yeri olan yerli halkın iyice ilkel şartlarda oturmasına göz yummayacak inşallah.
Diğer Röportajlar
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2019 Ege'de Sonsöz