MENÜ
İzmir 22°
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
İnadına süsleneceğiz...
Sema Gür
14 Ağustos 2017 Pazartesi 00:00

İnadına süsleneceğiz...

Hanzade Ünuz, Fark Yaratanlar’da “Süslü Kadınlar Bisiklet Turu” nun ‘Uçuşan Teker’i Sema Gür ile kadınları, özgürlüğü ve bisikleti konuştu.

Kıkır kıkır bir çizgi film kahramanına benziyor.

Neşeli, samimi, doğal.

Cesur ve çocuksu...

Her şey Sema Gür’ün 38 yaşında bisiklete binmeyi öğrenmesiyle başlıyor.

Kafasına taktığı tüy ile Kızılderilileri andıran bir ismi oluyor.

Uçuşan Teker’...

Gerçekten de uçuşan, pozitif bir ruh.

Oysa ciddi mi ciddi bir tarih hocası da olabilirdi.

Mesleği tarih öğretmenliği çünkü.

Sema Gür ‘Uçuşan Teker’ dört yıldır aktif bisiklet kullanıcısı.

İzmir’de 2013 yılında düzenlediği “Süslü Kadınlar Bisiklet Turu” büyük ilgi gördü.

Bu yıl Türkiye’nin 50 kentinde eş zamanlı yapılacak.

24 Eylül günü elbiseli, makyajlı, topuklu ayakkabı giymiş, bisikleti cicili bicili, birbirinden şık kadınlar süslü püslü halde bisiklete binecek.

“Süslü Kadınlar Bisiklet Turu” nun amacı cesaret vermek, dikkat çekmek.

“Sana ne, istediğim gibi bisiklete binerim” demek.

Süslü Kadınlar Bisiklet Turu” katlanarak büyüyüp, medyatikleşince karışanı çok olmuş.

“Ne neşesi, ne süsü ülkenin haline baksana” diye parmak sallayanı da eksik olmamış.

Ama ‘Uçuşan Teker’ epey inatçı bir karakter.

Sema Gür rengi savunuyor, dansı savunuyor, neşe ve barış istiyor.

“İnadına sokağa çıkacağım, inadına süsleneceğim, bisiklete bineceğim” diyor.

Erkek hegemonyasının hortladığı, ‘Onu giyemezsin, bunu giyemezsin’ densizliğiyle boğuştuğumuz bugünlerde...

İzmir’den esen ‘Uçuşan Teker’ ruhunun ülkemizdeki her şehre, her mahalleye, her sokağa inadına dokunmasını diliyorum.

-‘Uçuşan Teker’ in bilinmeyen öyküsü nasıl başlıyor?

UÇUŞAN TEKER: Buca Eğitim Fakültesi mezunuyum, dersane öğretmenliği yaptım ama hiç para kazanamadım. Gece şarkı söyleyip gündüz stajımı tamamladım. Sahnede olmayı hep sevdim, bu benim doğal yapım, bir anda kendimi sahnede buluyorum. Planlı bir şekilde ya da hırsla değil. Kına gecelerinde beni illa sahneye çıkarırlardı, ben de sorgulamazdım. Ben niye oynuyorum diye düşünmezdim, piti piti oynardım teyzeler alkışlardı.

-Salon dansları da var kariyerinizde...

UÇUŞAN TEKER: Evet salon dansları yaptım, flamenko gösterilerine çıktım. Dans okullarına gittim, tango, çaça, salsa yaptım.

-Kabınıza sığmıyorsunuz...

UÇUŞAN TEKER: Evet duramıyorum, trafikte de duramıyorum (gülüyor). O yüzden bisiklet çok uygun bana.

BANDIRMA’DAN İZMİR’E...

-Nerelisiniz, nerede doğdunuz büyüdünüz?

UÇUŞAN TEKER: Ben doğma büyüme Bandırmalıyım, üniversiteyi kazanınca İzmir’e geldim. Aslında İstanbul’a gitmek istemiştim ama ablam Buca Eğitim Müzik bölümündeydi. Ailem İzmir dedi.

-Tarih okumak nereden geldi aklınıza?

UÇUŞAN TEKER: Tarihten nefret ediyordum aslında, nasılsa kazanamam yüksek puanlı diye Buca Eğitim yazdım. Psikoloji eğitimi almak istemiştim, insan psikolojisi ve iletişimine ilgim çoktu. Ya psikoloji ya da sahne sanatları diye düşünmüştüm. Tarih öğretmenliği tuttu puanım.

-Sonradan sevdiniz mi tarihi?

UÇUŞAN TEKER: Tarihin bizim öğrendiğimiz şey olmadığını anlayınca, her şey olduğunu algıladıkça tarih hayatımın içinde yer almaya başladı. Tarih ile hafızayı yakalıyorsunuz, onun ne kadar değerli olduğunu görüyorsunuz. Kendi tarihime de daha farklı bakmaya başladım.

-Nasıl bir öğretmensiniz sınıfta? Eğlenceli gibi duruyorsunuz…

UÇUŞAN TEKER: Aslında evrelerim var, ilk başladığımda amirlerimden aldığım terbiyeyle davrandım. Bana sen böyle çok gülüyorsun, eğleniyorsun ama seni takmazlar sınıfta otorite sağlayamazsın dediler. İlk beş yıl ben olmadığım bir öğretmenlik yaptım. Sonra baktım öğretmenlik öyle bir şey değil ve çocuklarla duygusal bağ kurmaya başladım. Kendimle ilgili sorunum varmış meğer, özgüven sorunu olunca insan gergin oluyor onu fark ettim. Doğal iletişim kurdum çocuklarla, kızdıysam kızmışımdır üzüldüysem üzülmüşümdür. Onlarla beraber ağlayabilirim de, sınıfça ağlamışlığımız vardır bizim (kahkahalar)... Kıyamam diye gelip sarılırlar bazen, ben de onlara sarılırım.

-Sadece tarih öğretmediğiniz belli...

UÇUŞAN TEKER: Kesinlikle evet, tarih görüntüsü altında neler neler anlatıyorum (gülüyor). Geçmiş ve gelecek arasında sadece bir köprüyüz, bunu anlayınca o zaman insan kendini küstahlıktan birazcık kurtarıyor. Geldik ve gidiyoruz. Tarihte yerini çok değerli zanneden o kadar çok insan varmış ki, şimdi hiçbiri yok. Bazıları kalbimizde kalmış sadece, Mustafa Kemal Atatürk gibi mesela. Benim her zaman önceliğimdir. İnsanlar kalplerde yaşıyor, liderler de kalpte yaşıyor. Mustafa Kemal kalpte kalan bir lider.

NASIL BU HALE GELDİM?

-Peki halim selim tarih öğretmeni Sema Gür, Uçuşan Teker’e nasıl dönüştü?

UÇUŞAN TEKER: Gerçekten de halim selim bir hayatım vardı. Nasıl bu hale geldim diye ben de soruyorum kendime. Ben ne yaptım, burası neresi diye şu sıralar çok sorguluyorum. Ben 26 yaşımda evlendim, 36 yaşımda boşandım. Sonra yakın dostlarım bisiklete binmeye başladı. Ama ben bisiklete binmeyi bilmiyordum. Uçuşan Teker, bisikletle birlikte 38 yaşımda ortaya çıktı.

-Ne oldu, bisiklete binen arkadaşlarınıza mı özendiniz?

UÇUŞAN TEKER: Özendim çünkü bisiklete binmeye başlayan arkadaşlarımın hayatındaki değişimleri görmeye başladım. Hafta sonları bir yerde çay içerken “Ya Semacım kusura bakma bizim dağlara gitmemiz lazım” demeye başladılar. Döndüklerinde de yorgun değil mutlu görünüyorlardı, yanakları pembeleşmeye başlamıştı.

KIRMIZI BİSİKLETİ KAÇIRDIM

-Beş yaşındayken oyuncakçıdan bisiklet aşırmanız da söz konusu...

UÇUŞAN TEKER: (Gülüyor) Ben yedi yaşıma kadar köyde büyüdüm, annem babam öğretmen olduğu için Aksakal diye bir kasabadaydık. Babam beni sık sık Bandırma’ya götürürdü şehir yaşamını öğrenmem için. Ben köyde daha çok ağaç tepesi, inek tepesinde geziyordum. Bisiklet filan yoktu. Şehirde oyuncakçının önünden geçerken kırmızı üç tekerlekli bir bisiklet gördüm. Yanında kollukları da vardı, “Hiii baba bunun kollukları da var prenses koltuğu gibi” dedim. Babam “Evet kızım hadi yürü” diyor tabii. Baba ne olur derken, üstüne bindim ve kaçmaya başladım. Kapalı çarşıdan çıkıp arka sokağa doğru gitmeye başladım, arkamdan oyuncakçı ve babam koşuyor.

-Kaçtınız bisikletle...

UÇUŞAN TEKER: O kırmızı bisikleti kaçırdım evet. Sonra babam oyuncakçı ile pazarlık yaptı. Babam da çok üzüldü, bir de o zamanlar öyle şeyler çok pahalıydı. Babam öğretmen maaşının yarısını o gün orada bıraktı. Ve o bisiklet köye gitti. Bir şeyi istedim mi inat eden bir yapım olduğu ilk o zaman ortaya çıktı ve sonra bunu tekrar tekrar anladım. Hırs değil de, çok yoğun hisler içine giriyorum ve o duygu beni motive ediyor.

-Yapıcı bir hırs belki de...

UÇUŞAN TEKER: Olabilir... Benim Amerikan Koleji’nde tarih öğretmeni olmam da böyle gelişti. Üniversite birde otobüste gidiyordum, Amerikan lisesinin duvarlarını ve yemyeşil bahçesini gördüm. Burası neresi, çok güzel diye sordum arkadaşlarıma. “Amerikan Koleji, sen giremezsin oraya” dediler. “Yoo ben buraya gireceğim” dedim ve gülüştük. Üniversite dördüncü sınıfta bir sempozyumda sunuculuk yaparken ön sırada oturan bir kadın çok dikkatimi çekti, çok özgüvenli bir kadındı. Didem Hanım Amerikan Koleji’nde bölüm başkanıymış ama benim haberim yok. Ben derslerini izlemek için kendisinden izin aldım ama hiçbir plan yapmadım. Çok sonra Amerikan Koleji’nin tarih öğretmeni aradığını duydum ama son başvuru günüydü. Son 15 dakikada elimle özgeçmiş yazıp, son üç dakika kala başvurdum. Ve kabul edildim. Biz şimdi 20 yıldır Didem Hanım ile beraber çalışıyoruz. Bir şeyi çok istemenin ne kadar değerli olduğunu hayat bana hep sunuyor.

AMSTERDAM’DA TANGO VE BİSİKLET

-Bisiklet maceranız nasıl devam etti?

UÇUŞAN TEKER: Ne ortaokulda, ne de lisede bir daha hiç bisiklete binmedim. İki tekerlekli bisiklet kullanmadım, hiç öğrenmedim. Ama üniversite bitince otobüsle Avrupa turu yaptığımda Amsterdam’da bisiklet meselesi çok dikkatimi çekti. Orada hayat bisiklet. Özellikle kadınlar dikkatimi çekti, süslü püslü eteklerini giyip, tango ayakkabılarını bisiklete takıp dansa gidiyorlar. Ne güzel bir şey bu dedim. Ama bisiklet kullanmaya başlayan öğretmen arkadaşlarımdaki değişimi görünceye kadar öğrenmeye çalışmadım. Yüzleri değişti, gençleşmeye başladılar daha mutlu oldular. Ve sonra onların bisiklet turlarını arabayla takip etmeye başladım.

-Arabayla bisiklet mi takip ettiniz?

UÇUŞAN TEKER: Ben sizin eşyalarınızı taşıyayım dedim ve peşlerine takıldım. Arabayla arkalarından 20 km. süratle peşlerinden gitmeye başladım. Ama afakan bastı. Sema söğren şunu diyorlar. Öğrenemem bu yaştan sonra diye direttim. Sonra Bandırma’ya gittim yazın, babama sordum öğrenebilir miyim sence bu yaştan sonra diye. “Tabii öğrenirsin, yaparız” dedi. Komşunun 13 yaşındaki oğlunun külçe gibi bisikletini aldık, sahilde çalıştık. Gece 12’den sonra çalıştık utandığım için. Yaz tatili bitince arkadaşlarıma sürpriz yaptım İzmir’de, bakın ben öğrendim diye.

UÇUŞAN TEKER SAHALARDA

-Ve sahalara çıktınız...

UÇUŞAN TEKER: Evet Perşembe bisikletçileriyle turlara başladım. Grup sürüşü öğrenmem gerekti, arkadaşlarım çok destek oldu. Yerden aldığım bir tüyü kafama taktım, kocaman tüyü kaskın içine soktum. Uzaylı gibi oldum. Zaten kafama bir şey takmayı çok severim, başka şey takacağıma bunları takıyorum (kahkahalar). Dedim ki, “Bu tüyü görünce kaçın”. Çünkü tam dengede duramıyorum. Tüy bir yanda ben bir yanda gidiyoruz, “Sema, uçuyorsun sen. Ya senin teker uçuyor” dediler arkadaşlar. Ben de “Aa ben Uçuşan Teker” olayım o zaman dedim. O gün Perşembe bisikletçilerinde ağzımıza bir takıldı ve öyle de kaldı.

-Uçuşan Teker’in Süslü Kadınlar’a evrilmesi nasıl oldu?

UÇUŞAN TEKER: O da bir tuhaf... Tamamen bir geyik sohbetinden çıktı. Ben de öyle aman farkındalık yaratalım durumları yok. Ben de zaten plan da yok. Hayatım planlı değil ki benim. Sadece bisikletçilerin erkek egemen olduğunu fark ettim. Mesela bisikletime bir kurdele bağladığımda, “Mtb’ye (dağ bisikleti) kurdele mı bağlanır” diyen oldu. Tabii ki bana çok destek olan erkek dostlarımı tenzih ediyorum.

TAM TEKMİL FORMAYA İSYAN

-Erkek egemen hissetmeye mi başladınız...

UÇUŞAN TEKER: Mesela Göztepe’den Alsancak’a gidiyoruz naylon forma giyiyoruz, petli tayt giyiyoruz. Oysa bu kısa bir mesafe, formanın amacı teri çabuk kurutmak. Niye biz sürekli bunları giyiyoruz diye düşündüm. Durduğun yerde terliyorsun o formayla. Arkadaşlarım, “Sen bisikletçisin eldivenin olacak, kıyafetin olacak” dediler. Ben de Amsterdam’ı hatırladım, neden dedim? Günlük kıyafet de giyilebilir diye düşündüm. Hem daha kolay, bu kadar tam tekmil olmanın ne alemi var. Dans kıyafetiyle, günlük kıyafetiyle gidiyor insanlar her yere, ulaşımını sağlıyor.

-İsyan nasıl başladı?

UÇUŞAN TEKER: Bir arkadaşımız Yamanlar dağına tur planlamıştı, biraz daha basit bir tur yapsan da biz yeni başlayanlar da gelsek dedim. O da, “Gelebilen gelsin” dedi. İşte o gelebilen gelsin, benim dönüşüm noktam. Çünkü ben inatçı bir tipim. Bir dakika dedim, “Sen ayrımcılık yapıyorsun, rekabete bindiriyorsun işi. Ben de bir tur yapacağım sen gelemeyeceksin” dedim. Biz oradan sardık geyiğe. “Biz de süslenelim gidelim, arada alışveriş merkezlerine uğrar öyle devam ederiz” diye güldük eğlendik. Kız arkadaşlar “Sema bir etkinlik açsana facebook’ta” dediler. Bakalım kaç kişi gelecek? Tepki verdiğimiz erkek arkadaşımız da bize destek oldu, “Sizin haberiniz yok. Otomobilsiz Kentler Günü var, o gün etkinlik düzenleyin” dedi. Biz de facebook’ta etkinlik açtık.

SÜSLÜ KADINLAR GELİYOR

-“Süslü Kadınlar” için kızlar kafa kafaya mı verdi?

UÇUŞAN TEKER: Evet ama erkek arkadaşlarımız da vardı destekleyen, biri üniversitede hoca iletişimci. Farklı bir şey olması lazım, süslü bineceksek hadi Süslü Kadınlar olsun. Kakara kikiri derken tam bir beyin fırtınasıyla eğlenerek çıktı Süslü Kadınlar. Yıl 2013, etkinliğin başlamasına bir saat var bana ilk bisikleti veren Filiz adlı arkadaşım geldi, “Ben ne giyeceğim Filiz” dedim. “Sen bunu düşünmedin mi” diye çok kızdı bana. Neyse bir kıyafet bulduk, kafama da bir şey taktım gittim. 200 kadın gelmişti, süslenmişler bisikletlerini de süslemişler. Konak’tan Gündoğdu meydanına kadar bisiklete bindik. Yaptık, bitti eğlendik diye düşündüm. Ama öyle olmadı Sema, bu sayede daha çok kadının bisiklete binmesini sağlayabilirsin dediler. Her ay yapsanıza diye talep geldi. Medya çok ilgi gösterdi.

-Süslü kadın kimdir?

UÇUŞAN TEKER: Süslü kadın kalıpların dışında kendi istediği gibi yaşayandır. Süslü olan aptaldır, erkek gibi görünen kadın akıllıdır imajı seziyorum bazen.

-Bu Süslü Kadın meselesinde kadının erkekleşmesini de bir protesto var...

UÇUŞAN TEKER: Nasıl doğadan uzaklaştık, kadının da bir doğası var. Kadın ve erkek var. Eğitimli camiada kadın gibi görünmek utanılır bir şey haline gelebiliyor bazen. Kadınlığımı koruyarak zeki ve başarılı olabilirim, süslü bir kadın aptaldır diye bir şey yok ki. Bu bir duruş sonuçta. Ben de çok süslü değilim ama olabilirim. Bu toplumda bu konu insanları çok fazla ilgilendiriyor.

SEN DEĞERLİSİN

-Aslında zariflik vurgusu var bu duruşta sanki?

UÇUŞAN TEKER: Zariflik, eğlenceli olduğunu anlatmak için süslü kelimesi daha uygundu. Hem çocuksuluk var, hem zarafet var, hem kendine bakmak var. Kendine değer vermekle ilgili, sen değerlisin, özenli olmalısın. Bisikletim de değerli, onu da süslüyorum. Bir çiçek taktığımda, bir sepet eklediğimde o da benim gibi oluyor, benden bir parça oluyor. İnsan sevdiği şeye özen gösterir, aslında Özenli Kadınlar Bisiklet Turu, anlatabildim mi? Süslü Kadınlar hepsini kapsıyor. Bu arada süslü kelimesi çok tepki çekiyor.

-Neden, nasıl bir tepki aldı?

UÇUŞAN TEKER: Özellikle feminist kadın grupları isminin değişmesi gerektiğini, süslü olmanın aşağılayıcı olduğunu söylediler. Erkekler ise süslü dendiğinde hafif kadın gibi algılandığını söylediler. Ben inatla savunuyorum. Hayır değiştirmeyeceğim, siz de farklı bir şey yapın.

KENDİNE ÖZGÜ OL

-Özenli olmaya fokuslanırlarsa...

UÇUŞAN TEKER: Ben tarih öğretmeniyim, neolitik dönemde, yontma taş devrinde bile mağaradan süs eşyası çıktı kazılarda. Kadınlar o zaman bile taşları dizip takı yapmışlar. İnsanlar bedenlerini sevmiş ve süslemek istemişler. O senin tarzını gösterir. Süslü Kadınlar’da en önemsediğim kelime birey. Ben bu bisiklet turlarında tek tipleşme gördüm. Aynı formayı giyme, aynı tarz davranma... İnsanlar bunu çok seviyorlar. Bu bazen gerekli ve güzeldir ekip ruhu olarak. Ama ben Süslü Kadınları ekip ruhu olarak yapmadım. Sen biriciksin, değerlisin ve teksin. Aynaya bak, nasıl olmak istiyorsan öyle gel. Süslü Kadınlar’ın özü bu. Beş yıldır bunu anlatıyorum, tek tip şapkayla gelmeyin işte. O gün kendine özgü ol, kendini al gel.

-Tek tip Süslü Kadınlar, bu detay ilginç. İnsanın aklına gelmez...

UÇUŞAN TEKER: İnanın çok zor. Firmalar ulaşıyor bana, ben de ticari olmasın diye uğraşıyorum. Biz size sponsor olalım diyorlar, önünüzde filan yazsın. Ben de neden diyorum? Neden önümüzde sizin firmanızın adı yazsın?

BARIŞI HATIRLAMAK

-Böyle neşeli bir eylemde kızanınız çok olmuş...

UÇUŞAN TEKER: “Sema Hanım siz hayatı toz pembe görüyorsunuz ama” diye o parmak illa ki bir sallanıyor. Neşeden rahatsız olan insanlar var. Ben büyükşehirde yalnız yaşayan ve öğretmen maaşıyla geçinen bir insanım. Ayakta kalmaya çalışıyorum. Benim hayatım güllük gülistanlık olamaz, kafaya takarsam astım öldüren bir hastalık. Ön plana çıkma, bu ülkede terör var diyorlar. Bu ülkede terör var diye sokağa mı çıkmayacağız. İnadına çıkacağım, çıkacağım işte. Süslenme dediklerinde inadına süslenesim geliyor. Geçen yıl beni çok üzdüler, saçlarım döküldü.

-Neşesiz insanların mahalle baskısıyla mı?

UÇUŞAN TEKER: Neşesiz mutsuz insanlar sizi aşağıya çekiyorlar. Süslü Kadınlar’dan 15 gün önce patlamayla çok kişi hayatını kaybetmişti. Çok üzülmüştüm ben çok hassasımdır, çok etkilenirim. Bana “Süslü Kadınları yapma, çok tehlikeli başına şunlar gelir” dediler. Psikolog bir arkadaşım “Sema birilerinin de bir şey yapması gerekiyor. Bu kadar griliğin arasında sen de vazgeçersen her şey gri kalacak, birilerinin de renk dokundurması lazım bu toplumda” dedi. Ben de toplumda birilerinin de barışı hatırlatması gerekiyor diye düşündüm. Barış olan bir ülkede insanlar renkli olur, sokaklarda dans eder. Hüzünlü ülkeler gridir, birilerinin de renk katması lazım. Ben bunu yapacağım dedim, tabii çok saldıranlar oldu.

MAHMUT ABİ Mİ YAPACAK?

-Geçen yıl 27 şehirde düzenlenmişti. Bu yıl kaç şehirde düzenlenecek Süslü Kadınlar Bisiklet Turu?

UÇUŞAN TEKER: 50 şehir olduk. 24 Eylül’de Türkiye’de 50 kentte aynı saatlerde binlerce gönüllü kadın bisiklet binecek. Kelebek etkisi yapıyor, bütün kadınlar birbirini etkiliyor. Ben o 50 şehirdeki hiçbir kadını tanımıyorum. Sadece telefonda sohbet ediyorum, bu hareketi anlaması yeterli. Özgüvenli, ticarileşmeden, siyasileşmeden, birey olması önemli. Formalaştırmamak önemli. Bisiklet dernekleri adına arayanlar da çok oluyor, özellikle erkekler.

-Süslü Kadınları sahiplenen çok anlaşılan...

UÇUŞAN TEKER: Arıyor örneğin filan şehirden bir bisiklet derneğinden bir erkek “Sema Hanım bilmem kime vermişsiniz turu. Bu şehirde biz varken nasıl olur da hiç tanınmayan bir kadına verirsiniz…” diye anlatıyor. Çata çat mücadeleye giriştim, ben derneklere karşı değilim. Ama bu başka bir şey, hiç kimsenin reklamı olmasın, gönüllü kadın olsun yeter. Herkes gelsin, bütün kadınlar gelsin. Zaten bu Süslü Kadınlar Turu, siz erkeksiniz bu turu zaten düzenleyemezsiniz. Süslü Kadınlar Turu’nu Mahmut abi mi yapacak? Olmaz yani...

BİZ KADINLARI MOTİVE ETTİK”

-Stres vesilesi olmuş bu iş size...

UÇUŞAN TEKER: “Tamam da Sema Hanım” diyor mesela telefonda bir erkek sesi, “Biz burada kadınlara grup kurdurduk.” Ha siz kadınlara grup kurdurdunuz, kadınlar da bunu kabul mu etti? Siz o zaman şehrinizde Süslü Kadınlar yapmayın. Hiç tahmin etmediğim insanlar söylüyor bunu, “Ben kadınları motive ettim ama” diyor. Bir erkek mi motive etti kadınları, bisiklet kadın grubunu bir erkek kurdurmuş... “Biz dernek olarak o kadın arkadaşı görevlendirdik” diyor sonra da (kahkahalar)... Lütfen siz tur yapmayın, bu öyle bir tur değil diyorum.

-Bisiklette de erkek hegemonyası olacağı aklıma gelmezdi doğrusu....

UÇUŞAN TEKER: Çok fena halde... Bunu söyleyince de kızıyorlar, biz öyle mi yaptık sana aşkolsun. Sağolun yardım ettiniz ama sizin gibi bakmayan erkekler de var işte. Bir şehirde bizim turla aynı saatte, aynı yerde etkinlik başlattı bir erkek grubu. Fotoğraflarda en önde formalı erkekler var. Bu çok hastalıklı bir durum değil mi? Gelen bazı mesajları saklıyorum. Ben dernek başkanıyım diyor mesela. Ne meraklıymışsınız Başkan olmaya... Alt tarafı bisiklete biniyoruz arkadaşlar. Bizim insanımızda çok ciddi iddialı haller var.

ÖZGÜRLÜK ÇOK KIYMETLİ

-Peki İzmir bisiklet kenti oldu diyebilir miyiz?

UÇUŞAN TEKER: Bisiklet kenti olmak için birçok semtten güvenli bir şekilde başka bir semte ulaşmanız gerekir. Geçen ay Bornova’da bir arkadaşımız trafik kazasında hayatını kaybetti. Ben şanslıyım ki, Göztepe’de bisiklet yolunu kullanarak gidebiliyorum. Ama Gaziemir’e gitmeye korkarım örneğin, cesaret edemem. Her yere bisiklet yolu yapılamayabilir, o nedenle trafikteki sürücüleri eğitmek gerekiyor. Sağ şerit bisikletlilere aittir, oysa ki sürücüler bize yolu tıkıyor diye bakıyor. Eğitim şart, Büyükşehir Belediyesi şimdi bu konuda bir çalışma başlatacak.

-Bisikletli hayatla birlikte sizde nasıl değişimler oldu, fiziksel ve ruhsal?

UÇUŞAN TEKER: Ben uyuşmaya başlamışım. Onu fark ettim. Bisikletten önceki hareketsizlik bende depresyon yaratmaya başlamış. Bisiklet bana çok uygun, hareket ediyorsunuz ama istediğiniz yerde de duruyorsunuz. Hayat gibi, ben de durmak istediğim zaman dururum. Ben astım hastasıyım, bisikletle nefesim kontrol etmeyi öğrendim. Akciğerlerim kapanmaya başlamış, yaşlanmaya başlamışım. Bisiklet hareket etmeyi, nefes almayı tekrar hatırlattı. Şimdi depresif hale girdiğimde bisiklete atlayıp bir kent ormanı, bir Urla yapıyorum o halden hemen çıkıyorum. Dünya yıkılıyor zannettiğim dert, ufacık kalıyor. Beni hafifletiyor.

-Ortak paydamız kadın, gülümsemek ve özgürlük demişsiniz...

UÇUŞAN TEKER: Gülümsemek ve özgürlük bütün kadınlar için geçerli. Turumuza türbanlı gelen kadınlar da var. Belediyenin Bisim bisikletini kullanan türbanlı genç kızları görüyorum, yüzlerindeki ifadeyi görüyorum. Sahilde o zor kıyafetin içinde bisiklete binip gülümsüyor. Biz özgürlüğün çok kıymetli olduğunu hatırlatıyoruz. Ortak bir paydada buluşabiliriz. Hep beraber kadın olma, hep beraber gülümseme halini yaşamalıyız. Süslüsünüz diye bizi hafife almak isteyenler var ya, kahkaha atmayın sokakta dediler ya, inadıma atıcam. Benim duruşum bu, başka türlü baş edemiyorum, benim yöntemim bu. Biz varız, çokuz ve güçlüyüz. Hangi hayat görüşüne sahip olursa olsun, kadın kadındır. Sokağa çıkalım, bisiklete binelim. Bisiklet özgürlüktür,Türk kadınları bisikletlerine binip özgürce dolaşmayı hak ediyor..

 

 

 

 

 

 

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Barlas Koray Özkan
 25 Ağustos 2017 Cuma 07:23
Bravo Sema Hanım...Yukarıdaki yazıyı Sonuna kadar okudum...gerçekten Çok hoş...bir Kadın Tarih Öğretmenin Müthiş Başarısı... Yolunuz açık Şansınız ve İnadınız bol olsun...??...??
 Aysegül İlgüy
 21 Ağustos 2017 Pazartesi 12:18
İşte gerçek yaşam sevinci??
 Dilek Özkalp öztürk
 17 Ağustos 2017 Perşembe 03:41
Yazınız da kendimi gördüm ??43yaşındayım uzun yıllar sonra yeniden bisiklete binmeye başladım ama yalnız değilim 11yaşındaki kızımla.. Bisiklet özgürlüktür..24Eylülde buluşmak ümidiyle ????
 LADY Dİ
 15 Ağustos 2017 Salı 15:10
33 yaşında ve bisiklete binmeyi bilmeyen bir insan olarak 24 Eylül'e kadar bisiklete binmeyi öğrenip inadına süsleneceğim :) Hanzade Hanım'ın röportajlarını zevkle ve heyecanla takip ediyoruz Sevgiler
 
 14 Ağustos 2017 Pazartesi 21:27
Kıyafetime karışma demekten bile etkili bence. Süslenmek...
 SUREYYA ONGEL
 14 Ağustos 2017 Pazartesi 19:36
Yine cok guzeldi Handazecim Kalemine saglik
 Ece Evcin
 14 Ağustos 2017 Pazartesi 18:37
Hiç yüzünü görmeden hayran olduğum güzel ve süslü kadın; İyi ki varsın <3 İnanıda Süsleneceğiz
 Sema Gür
 14 Ağustos 2017 Pazartesi 16:56
Yaptığım en keyifli roportajdı.Cok tesekkurler.
Diğer Röportajlar
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2017 Ege'de Sonsöz