MENÜ
İzmir 22°
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
İzmir harekete geçsin...
Vahap Yılmaz
29 Haziran 2017 Perşembe 00:00

İzmir harekete geçsin...

Hanzade Ünuz Fark Yaratanlar’da Biva Mimarlık’ın sahibi Vahap Yılmaz ile deprem ve kentsel dönüşümü konuştu...

‘Alternatif mimar’ olması tesadüf değil.

Bilinçli bir tercih.

Vahap Yılmaz’dan bahsediyorum.

Biva Mimarlık’ın sahibi, küçük dev mimardan.

Geleneklerin ışığıyla yeniyi arıyor.

Japonları anımsatan bir tarzı var.

Başarıya odaklanmış sade bir hayat.

Göreneklerine bağlı, bütüncül bir çalışma anlayışı.

Doğal disiplin ve kalpten bağlılığı düstur edinmiş.

Eski usul genç bir adam.

İzmir’de kentsel dönüşümün baş aktörlerinden.

Ama aktör gibi davranmıyor.

Yılda bin daire inşa ederken hiç gürültü yapmıyor.

İnsana dokunan binalar yapıyor.

Kendisi de Karşıyaka’da restore ettiği eski bir Rum evinde çalışıyor.

Mahalle hayatı vazgeçilmezi.

Dev plazalardan değil, sokaktan dokunuyor insanlara.

Halk çocuğu tavrı en önemli özelliği.

Organik ofis Biva Mimarlık’ın arka bahçesi küçük bir cennet.

Orada yemekler pişiyor, yoğurt mayalanıyor, tüm ekip bahçede aynı masada yemek yiyor, yine aynı masada 100 milyon liralık sözleşmeler imzalanıyor.

Papağan Fernando her lafa karışıyor.

Biva Mimarlık aslında 500 kişinin çalıştığı bir holding yapısında ama onlar kendilerine mimarlık ofisi diyorlar...

Mahallenizin mimarı Vahap Yılmaz’a hayat öyküsünü, mimarlık tutkusunu ve kapımızı çalan depremde binalarımızın durumunu sordum, o da bilmediğimiz gerçekleri anlattı...

-Ne yazık ki hemen her sabah depremle uyanmaya başladık. Ve hepimizin aklına gelen ilk soru, bu bina yıkılır mı oluyor. Yıkılmayan bina yapabiliyor muyuz artık?

YILMAZ: Yaşadığımız ülke deprem fayları üzerinde olduğu ve yapıların inşa teknolojisi belli olduğu sürece bunlarla hep yüz yüze geleceğimiz bir gerçektir. Biz hep şunu söylüyoruz, ‘Deprem öldürmez, bina öldürür’. Van depreminden sonra can ve mal güvenliğinin korunması için kentsel dönüşüm yasası 2012 yılında devreye girdi. Biz de yapı tasarlayan ve yapan bir firmayız. Bu yasayla beraber, taşın altına elimizi sokmamız lazım dedik. Sorunuza dönersek, evet bu binaların depremde yıkılma olasılığı çok yüksek. Çünkü yaşadığımız şehir deprem fayları üzerinde bulunuyor. Geçenlerde 6,2’yi yaşadık, yarın 7 olmayacağını kimse bilemez.

-Kentsel dönüşüm yasasıyla birlikte siz nasıl bir hazırlık yaptınız?

YILMAZ: Biz yasayla beraber alt yapı çalışmalarımızı yaptık, lisanslı kuruluş yapılanmamız başladı. Teknik altyapımızı hazırladık, 2013’ün ortalarında biz hazırdık. Çünkü biz böyle bir ihtiyacın olacağını, bize başvuruların olacağını öngörmüştük. İzmir’de kentsel dönüşümü ilk başlatanlardanız. İlk etapta zaten bize 2 – 3 binin üzerinde başvuu geldi. Şehrin her yerinden başvuru yapıldı Kadifekale’den, Buca’dan, Karabağlar’dan başvuru geldi.

BİNALAR SINIFTA KALIYOR

-Yeni bina yapmak artık yıkılmayacağı anlamına mı geliyor?

YILMAZ: İnsanlar kentsel dönüşüm bu değil diye eleştiriyor ya, biz de bu kötünün iyisi diyoruz. Biz eski binaları yenilemeden önce gidiyoruz deprem yönetmeliğine göre testler yapıyoruz. Bizim aldığımız bütün donelerde binalar beton ile ilgili sınıfta kalıyor. Çünkü bunlar ekonomik ömrünü tamamlamış, o dönemin teknolojisine göre yapılmış beton tarzları.

-Bugüne kadar İzmir’de kaç binadan test için örnek aldınız?

YILMAZ: Yüzden fazla. 100 binadan 99’u riskli bina çıkıyor. Biz şimdi yeni binaları yaparken üzerinde deprem modellemeleri yapıyoruz. Bu bina kaça dayanır diyerek 7,5’un üzerinde testlere tabi tutuluyor. Ve deprem yönetmeliğine uygun yapılıyor bu binalar. Sadece biz değil, deprem yönetmeliğine uygun bina yapan herkes doğru yapıyor şu anda.

ZEMİN ALTYAPISINDA AÇIK VAR

-Yani yeni yapılan binalar 7.5 şiddetinde bir depreme bile dayanıklı mı diyorsunuz?

YILMAZ: Sadece 7.5 şiddeti değil yeraltındaki mesafesi de çok önemli, biz binayı konuşurken zemini daha hiç konuşmadık. Zemindeki altyapıyı nasıl yaptığını bilmiyoruz. Şu anda yapılan üst yapılar...

-Deprem oluyor...

YILMAZ: Evet yine sallandık (avizeler hareket ediyor). Bakın konuşurken bile depremi yaşıyoruz, bunu yaşayacağız. Bizim aslında şu an hayatımızdaki en önemli şey depreme karşı hazırlıklı ve bilinçli olmamız.

-Ben anlayamadım şu zemin meselesini... Yeni bina yapılırken zemin ona göre hazırlanmıyor mu?

YILMAZ: Şimdi yönetmelikte bazı açıklar var. Deprem yönetmeliği geneldir, biz üst yapıları ne kadar sağlam yaparsak yapalım alt yapıyı da ona göre sağlamlaştırmamız gerekiyor.

-Binalar üst yapı, alt yapı diye ikiye mi ayrılıyor? Binanın altı üstü bir bütün değil mi, temeli olmayan bina olur mu?

YILMAZ: Temelden bahsetmiyorum, zemindeki iyileştirmeden bahsediyorum. Her binanın temeli vardır. Deprem yönetmeliği standartları belirlemiş şu zemine göre binayı böyle yapın diyor. Biz gidiyoruz zemin değerleri alıyoruz, özellikle Karşıyaka zemin değerleri çok kötü olan bir bölge. Ne yapmak lazım, o zemin değerlerini iyileştirmek lazım. Bunu yaparken de üst yapıyla ilişkilendirmek lazım. Çökme, sıvılaşma dediğimiz riskler var.

NEYE GÖRE İYİLEŞTİRME?

-Yasa altyapının farklı şekillerini mecbur kılmıyor yani...

YILMAZ: Burada belediyelerin bakış açısı, izni, ruhsatı var. Üst yapıyla ilgili gayet güzel deprem yönetmeliği var, C30 demir, nervür demir sistemi her şey belli. Zemin ile ilgili belediyeler ‘iyileştirin’ diyor. Güzel de, iyileştirmenin tekniklerine çok iyi bakmak lazım, neye göre iyileştiriyor? Kazıp o bölgeyi vasıflı malzemeyle doldurmak da bir iyileştirmedir. Enjeksiyon da bir iyileştirmedir. Bu ne kadar doğru, tartışılır...

-İyileştirme tanımının kastettiği ne kadar yeterli olduğu mu?

YILMAZ: Bunun donesi nedir, sınırı nedir? Buna kim karar veriyor? O enjeksiyonun o bölgede doğru olduğuna kim karar verecek? Burada şuna çok dikkat etmek lazım, üst yapı ne kadar önemliyse alt yapı çok daha önemlidir. Bunun insiyatifi belediyelerde olmasına rağmen bunun da bir denetim merkezi olması gerektiğini düşünüyorum.

ALT YAPI DENETİMİ DE GEREKLİ

-Yapı denetim gibi alt yapı denetim mi olmalı yani aslında?

YILMAZ: Bence olmalı, bu apayrı bir uzmanlık çünkü. Bu zemindeki iyileştirme o üst yapıya uygun hale gelmiş mi, gelmemiş mi kontrollerinin yapılması lazım. Biz bu uygulamaları kendimiz yapıyoruz.

-Bu çok çok önemli bir detay, hatta detay da değil işin A’sı...

YILMAZ: Şimdi bina kütle olarak mükemmel, biz bu binanın deprem şiddetine ya da fay hattındaki durumuna göre bina kütle olarak devrildiğinde...

-Biz bunu Gölcük’te gördük... Bazı betonarme binalar sapasağlamdı ama zeminden kırılıp devrilmişti.

YILMAZ: Buradan çıkarılacak sonuç şu: Üst yapı kadar alt yapının da çok iyi kontrol edilmesi lazım. Bu ufak bir ayrıntı görünüyor ama çok önemli. Bayraklı ’da bir bina yapıyoruz statikçilerin çözdüğü, güvenli dediği, onay verdiği durumdan bile daha güvenli duruma geçtik. Neden? Çünkü 64 metre aşağıda neyle karşılaşacağımı bilmiyorum, bunu yapmak zorundayım. Denetim merkezi diyor ki, ostargam testi yap diyor. Bir tanesine yapılıyor ama kırk tane kazık var, hepsi aynı doğrultuda mı bakalım? Üst yapı ne kadar iyi yapılıyorsa alt yapının da o kadar iyi denetlenmesi lazım diye düşünüyorum.

BABADAN EL ALDI

-Biva Mimarlık 20. yılına girmiş... Mimar olmaya nasıl karar verdiniz?

YILMAZ: Şöyle oldu, ben Malatya doğumluyum ama 6 aylıkken ailem İstanbul’a geliyor. Babam yıkıcı dediğimiz eski binaları yıkma işi yapıyor. O da bir dönüşümmüş o zaman, eski binalar yılıp yenisi yapılıyormuş. Babam bu işi ilk yapanlardan, sonra babam Gebze Bölgesi’ne geçiyor, eski binalardan çıkan malzemeleri satıyor. Sonra gayrimenkulcü oluyor, müteahhitliğe el atıyor.

-Siz de inşaatın içinde miydiniz babayla?

YILMAZ: Tabii, ben her okul aramda inşaatlardaydım. Babam bana inşaattaki çivileri toplatır, onun ne kadar değerli olduğunu anlatırdı. Asmaren döşemeyi 11 yaşımda öğrendim. Elim çimentonun içindeydi yani.

BİRİNCİLİKLE MEZUNİYET

-Siz mi istediniz mimarlık okumayı?

YILMAZ: İsteyerek okudum, Kıbrıs’ta Yakın Doğu Üniversitesi’nden 1996 yılında birincilikle mezun oldum. Ailem bana hayatta her aşamada başarılı olmayı öğretti. Benim hedefim oraya gidip başarılı olmaktı. Babamın maddi durumu çok iyiydi, okulumu uzatabilirdim ama benim biran önce bitirip babamın yanına gitmem gerekiyordu. Ben o ara bir de evlendim Birim Hanım’la.

-Sınıf arkadaşınız mıydı eşiniz?

 

 YILMAZ: Hayır, eşim İzmir Karşıyakalı. Bir ziyaret için Gebze Darıca’ya geliyor, orada tanıştık ve 6 ay içinde evlendik.

-Siz de sonra hanım köylü oldunuz...

YILMAZ: (Gülüyor) Evet, ben 1998’de şu an ki şirketimi sıfırdan kurdum. Ben her zaman girişimci olmak istedim, aklımda hep ticaret hayatı vardı. Ben öğrenciyken yaptığım işleri üç boyutlu tasarlamayı çok iyi biliyordum, belki de başarımı o getirdi. Hayal kurmak çok önemli ama yapılabilir olmasına da çok önem veririm ben. Şimdi yaptığımız çelik kuleyi ben üç yıl önce hayal etmiştim.

-Nedir özelliği bu çelik kulenin?

YILMAZ: Ben standart bir yapı yapmayacağım, İzmir’e farklı bir yapı kazandırmak istiyorum demiştim. Avrupa’nın en yüksek çelik binası olacak, İzmir’in de ilk çelik binası. Bayraklı ‘da 120 metre yüksekliğinde 30 katlı tamamı çelik bir bina. Biva Tower’ı biz tasarladık ama teknik yapısında yurtdışından destek aldık. Hayal etmeden bir şey yapamazsınız.

SOKAK SOKAK GEZİYORUM

-Yolda yürürken, arabayla geçerken daha güzel ne olabilir diye mi bakıyorsunuz?

YILMAZ: Ben şimdi bir Atv aldım neden biliyor musunuz? Amacım sokak sokak gezmek, sokak sokak yaşamak. Burada ne yapılabiliri hayal etmek.

-Bunun sonu yok. Bu iştah sizi yormuyor mu, para kazanmak değil herhalde burada kilit nokta?

YILMAZ: Hayır değil, kesinlikle değil. Ben para kazanmayı seçseydim burada 500 kişiyle çalışmazdım. Ne yapardık, işimizi taşero ederdik, daha az risk alırdık, daha çok kazanırdık. Projemi dışarıda yaptırırdım. Biz burada ne sağlıyoruz? Sinerji oluşuyor, aile oluyorsunuz, güçlü oluyorsunuz ve insan yetiştiriyorsunuz. Genç mezunlar benim favorimdir mesela, ben fırsat vermezsem mesleğe nasıl başlayacak? Biz tecrübeye bakmayız, ahlak, dürüstlük, duruş önemli bizim için, ben sonra onu yetiştiririm zaten.

ÜCRETSİZ PROJE VERİYOR

-Siz yaptığınız binaların projelerini de veriyormuşsunuz ücretsiz...

YILMAZ: Bütün Karşıyaka’yı, bütün İzmir’i ben yapamam ki. Yapmak isteyenler varsa bizden örnek alsınlar ama kötü örnek değil. Biz çok proje yaptık başka firmalara ücretsiz, doğrusu budur diye. Bakıyoruz taklit ediyor bizim yapıyı, ama yanlış yapıyor. Bak olmuyor bunları yap getir projeni diyoruz.

-İzmir’in mimari yansımasından, çehresinden mutlu musunuz?

YILMAZ: Çok mutsuzum. İzmir’in bir dokusu var, İzmir halkı balkon hayatını sever, çiçeğini sever. İzmir’in AVM’leri bile daha ferah inşa ediliyor. İzmirli aşağıda fırınına gitsin, ekmeğini peynirini alsın istiyor. Mahalle yapısını seviyor, o kültürün serpiştirilmesi lazım. Benim hayalimde daha açık renklerin kullanıldığı begonvillerin binaları sardığı bir İzmir var. Balkonlarındaki ferforjelere çiçeklerin asıldığı bir İzmir, o binaları çiziyorum ben ve yapıyorum. Her apartmanın çiçeğini kendim koyuyorum. Kışın siklamenli bina teslim ediyoruz, yazın sakız sardunyalı. Mevsimine göre çiçeklendiriyoruz binaları ve diyoruz ki yazlığınıza giderken bize bırakın çiçeklerinizi biz bakalım. Bizim binalarımızın insana dokunması lazım, bir şey hissettirmesi lazım. Biz kentsel dönüşümden çelik yapılara geçiyoruz şimdi. Onun da inana dokunan yanını işliyoruz mutlaka. Yumuşamaya çalışıyoruz.

VARDI DA BİZ Mİ YAPMADIK?

-Kentsel dönüşüme eleştiriler de var...

YILMAZ: Şöyle, siyasiler bizi eleştiriyor ada bazında kentsel dönüşüm olmuyor diye. Tamam, yapalım, yapın. Plan tadilatları yapılsın, bize önerilsin. Demirel’in sözü gibi vardı da yapmadık mı? Bir adada 10 bina var, ekonomik ömrünü tamamlamışlar. Ama artışları yok, imarla ilgili kazandıkları hakları yok. Bununla ilgili ufak da olsa bir şeyler yapılmalı.

-Burada yalnız mı kalıyorsunuz?

YILMAZ: Yalnız kalıyoruz ama belediyelerin de eli sınırlı.

-Mekanizmada eksik nerede?

YILMAZ: Bize kentsel dönüşüm yapılmıyor deniyor ama benim içim çok rahat. Biz kötünün iyisini yapıyoruz. Benim müşterilerim biz depremde Çeşme’ye, Karaburun’a gitmedik diyorlar. Bu çok önemli, sığınacak yerleri var çünkü. Bizim yasayı dönüştürme yetkimiz yok ki, biz ada bazında bir çalışma varsa plan tadilatı olarak gönderebiliyoruz. İnsanların da buna ikna olması lazım, bizim kamusal bir yetkimiz yok. Bu bize sağlansın biz o zaman ada bazında yapmazsak söylensin. Yapılan dönüşüm bu şartlar altında doğrudur. Bize bir alan gösterilse ada bazında yapın diye, yapmazsak o zaman sıkıntı var.

DIŞARIDAN HİZMET ALMIYORUZ

-Şirket olarak farkınız nedir? Neden herkes size geliyor kentsel dönüşüm için?

YILMAZ: Ekibimiz çok kuvvetli, ekipmanımız tamam. Bütün iş makinalarımız bize aittir, kulemiz, vincimiz kamyonlarımız her şey bize ait. Biz dışarıdan hizmet almıyoruz, her şeyi kendi içimizde çözüyoruz. Biz hep altyapımızı kendimiz kurduk. Binayı kendi kepçemizle yıkıyoruz, iyileştirme makinalarımızla zemini hazırlıyoruz, statik mimari Projelerimizi kendimiz çiziyoruz, kendi vincimizle binayı yapıyoruz. Biz uygulayıcı bir firmayız. Biva Mimarlık bünyesinde kentsel dönüşüm bölümü var. Kurumsal şirketlere hizmet veren bir birimimiz var, beş bine yakın market mağaza yaptık. Gayrimenkul bölümümüz var, proje bölümümüz var, 20 kişilik muhasebe bölümümüz var, satın alma bölümümüz var.

BİVA, BİRİM – VAHAP’TAN GELİYOR

-Hangi bölümle ilgileniyorsunuz siz daha çok?

YILMAZ: Hepsiyle, bugün bir sünger bile alınacaksa bile onayım gerekiyor, görürüm mutlaka. Ama yalnız değilim eşim Birim Hanım var. Her şeyin koordinasyonu kendisindedir, her sözleşmeyi önce kendisi okur düzeltir, mükemmel bir organizasyon kurmuştur. Biva adı da zaten Birim ve Vahap’tan geliyor. Birim Hanım’la beraber büyüdük biz. Bizim ilk büromuz 12 metrekareydi, duvar kâğıtlarını kendimiz kapladık. Bir bilgisayar, bir de masamız vardı.

-12 metrekareyle başlamışsınız ama bugün de plazaları tercih etmemişsiniz. Karşıyaka çarşıda eski bir Rum evinde çalışıyorsunuz...

YILMAZ: Ben kendim şu anda plaza inşa ediyorum, bin metrekarelik bir ofiste ulaşılmaz bir mimar olabilirdim. Ama biz dokunmak istiyoruz, en ufak bir sorunu olan müşteriyi dinlemek istiyoruz. Ben buna çok önem veririm, mutlaka dinlerim.

YÜZYÜZE İLETİŞİM

-Biz böyle bir mimara alışık değiliz. Mimarlar genelde daha havalı, İtalyan ayakkabılı ve uzun saçlı olurlar...

YILMAZ: Babamın yanında yetiştim ben, örf ve adetlerimi bilirim. Kültürel durumum belli, ben ne yaparsam birlikte yapmayı seviyorum. Bu yola öyle çıktım. Bizim için yüz yüze iletişim çok önemli, müşteri de bunu istiyor. Soruyorlar, Vahap Bey biz niye yapamıyoruz diye? Adam kapatmış kapısı penceresini büroda, koymuş iki sekreter önüne... Bu işler öyle olmaz. Biz de hep abicim, ablacım diye hitap edilir, ama içten. Müşteri daima haklıdır, üstten bakılmaz.

-İş hacminize oranla şahsen öyle çok tanınmıyorsunuz kamuoyunda...

YILMAZ: Biz filanca gece kulübünde ön plana çıkmıyoruz. Ben öyle şeyleri sevmem. Ama gözümden de hiçbir şey kaçmaz, noktasal atışlarım vardır. En ufak hatada hepsini söktürürüm, mükemmeliyetçiyim çok zor beğeniyorum. O nedenle benim inşaata girmemi istemiyor arkadaşlar.

100 MİLYONLUK MASA

-Para ne kadar önemli?

YILMAZ: Para hayatınızda ne değiştirir? Biraz daha büyük bir ev, yeni bir araba başka hiçbir şey değişmez hayatınızda. Benim hayatımda hiçbir şey değişmiyor. Giydiğim kıyafet de değişmiyor, halim tavrım da. Biz büroca hep birlikte tatile gideriz, ben orada Ahmet abinin yeğenini tanıyınca, Veli ustanın torunuyla oynadığımda çok mutlu oluyorum. Okul hayatını soruyorum, onun yaşanmışlıkları benim çok hoşuma gidiyor. Para tabii ki önemli, biz alnının teri kurumadan para ödemeye çok önem veririz. Yaşamım boyunca bir kişi diyemez ki, benim Biva’da param kaldı, eksik aldım ya da hakkımı alamadım.

Biz mahalle yaşamının sürmesini önemsiyoruz. Mahalle esnafından alışveriş yapıyoruz, büroya gelirken komşularımızla selamlaşıyoruz. Biz beraber yemek yiyoruz, yoğurdumuzu bile kendimiz yapıyoruz. Bahçemizdeki bu büyük yemek masası niye var sizce? Bu masada belki de yıllık 100 milyon liranın üzerinde ticaret yapılır. Her şey burada yaşanır. Çocuklar karnelerini alır, paralarını burada veririm. Satın almayı burada yaparım, bütün iş görüşmelerim bu masada olur. Yemeklerimiz hep birlikte bu masada yenir. Biz de her şey bu bahçede, bu masada yaşanır.

YILDA BİN DAİRE

-Yılda kaç bina yapıyorsunuz yaklaşık olarak?

YILMAZ: Yılda bin daire üretiyoruz ama bugün bin daire olur yarın çok daha nitelikli farklı 600 daire üretirsin. Biz hedefleri olan, daima büyüyen bir firmayız.

-Tüketicilere daire alırken nelere dikkat etmesini önerirsiniz?

YILMAZ: Firma tanınmıyorsa mümkün olduğu kadar maketten satışa girilmesin, bitmiş binayı tercih etsin. Kentsel dönüşümde insanlar ekonomisine bakıyor, şu kişiye verirsem para vermeyeceğim diyor. Binanın metrekare birim fiyatı artık belli bunu zorlarsanız sonuçları farklı olabilir. Banka referansı olan, tanınmış firmalar arasından seçin diyoruz. Sözleşme yaparken çok dikkat etmeleri gerekiyor, öyle bir madde ekliyorlar ki adam 20 sene sonra başlasa kanunen hiçbir şey elde edilemiyor. İnşaat ruhsatı alındıktan sonra diye yazıyor sözleşmede, adam inşaat ruhsatını almaz, bekler. Sözleşmede en geç üç ay içinde ruhsat almak şartıyla yazarsan bundan sıyırırsın. Hiç para vermeyeceğim büyüsüyle dikkat etmeden verip geçiyorlar evlerini. Üç dört teklif alsınlar mutlaka, en düşük fiyatı veren en iyisini yapacak diye bir şey yok.

SÖZLEŞMEYE DİKKAT

-Altını çizdiğiniz konu özellikle yapılacak sözleşme...

YILMAZ: Çok önemli sözleşme, araştırma yapmalılar. Metrekarelere dikkat etmek lazım, yanıltabilirler. Genel brüt tanımı koyarlar sözleşmeye, genel brüt 100 metrekare der örneğin ama onun içinde merdivenler, otopark da girer. O aldatmacalara çok dikkat etmeliler. Süpürülebilir alan nedir? Daire metrekarelerinde çok dikkat etsinler, süpürülebilir alan balkon, koridor, odalardır. Ben sığınağı, ortak merdiveni ne yapayım metrekare olarak? İnsanlar genel brüt denilerek yanıltılabiliyor bazen. Sözleşmedeki her kelime mutlaka çok iyi incelenmeli.

ANALİZ YAP, KURTUL

-İzmir’deki kentsel dönüşüm temposunu nasıl buluyorsunuz?

YILMAZ: Yavaş, çok yavaş. Bana bir şey olmaz mantığı çok yanlış, görüyorsunuz depremler oluyor. Bence herkes yapısını kontrol ettirsin. Nitelikli firma bulmak da çok zor, biz kapasitemizin çok üzerine çıktık artık mesela. İzmir’de yapılacak çok iş var. Bu şehir benim şehrim, burada çok ciddi bir iş alanı var ama herkes elini taşın altına koymalı.

Müteahhit odasında oturmuş bekliyor, ben neden kentsel dönüşüm alamıyorum diyor. Benim 50-60 beyaz yakalım var, her ay 1 milyon lira maaş ödüyorum. İşin altyapısı bu, ben kendi makinalarımın parasını ödedim aldım, 6 ay iş yapmasam da elden çıkarmadım. Farklılık buradan geliyor. Vatandaş hızlanmalı ama müteahhitler de hazırlanmalı ve hızlanmalı. Bakın şu an yaşadığımız depremlerde binalarının risk tespitlerini yaptırsınlar, sağlıklıysa ne iyi ama değilse bir an önce harekete geçsinler. Düşünün altınızda bir bomba var ve ne zaman patlayacağını bilmiyorsunuz. Bugün başlansa İzmir’de 30 yıl dönüşüm yapılacak yer var. Biz risk analizini yaptır, önlemini al ve tedirginlikten kurtul diyoruz...

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 ArkadŞın hacı an
 12 Ağustos 2017 Cumartesi 00:02
Bu röpöryajdan çok bilinçlendim bilmediğimiz ne kurallar varmış çok teşekkür ederim hanzadeciğim
 Aysegül ilgüy
 16 Temmuz 2017 Pazar 10:05
Dogru ve güzel insanları bulup tanıttıgın için tskler????
Diğer Röportajlar
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2017 Ege'de Sonsöz