MENÜ
İzmir
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
İzmir seyircisini seviyorum
4 Nisan 2018 Çarşamba 00:00

İzmir seyircisini seviyorum

Hanzade Ünuz, Anadolu Ateşi Genel Sanat Yönetmeni Mustafa Erdoğan ile İzmir gösterisi öncesi bir araya geldi.

Anadolu Ateşi nihayet İzmir’de…

Bu kez müthiş bir prodüksiyon ile geldiler.

Anadolu Ateşi Dans Topluluğu üç bin yıllık efsaneyi…

Doğu ile Batı’yı buluşturan efsaneyi, Troya Müzikali’ni sahneleyecek.

200 dansçı, 2 bin kostüm, 12 bin metre kumaş kullanılan gösteri için günler öncesinden 10 tır dolusu malzeme geldi.

Anadolu Ateşi Genel Sanat Yönetmeni Mustafa Erdoğan,

1999 yılında topluluğun temellerini atarken dünyanın en iyisi olmayı hedefledi.

“Yaptığım her işte birinci olmak isterim” dedi.

Ve oldu.

Yıllar önce 12 Eylül sürgünü bir avuç idealist öğretmen Hakkari’de hayatları değiştirdi.

Erdoğan kardeşlerin hayatına yön verdi.

Mustafa Erdoğan, kardeşleri Yılmaz Erdoğan ve Deniz Erdoğan gibi sanatı seçti.

Alkışı seçti…

Aslında felsefeci olmak istiyordu.

Dansçı oldu.

Türkiye’nin milli gururu Anadolu Ateşi’ni kurdu.

100 ülkede 45 milyon seyirciye gösteri yaptı.

2018’in Troya Yılı ilan edilmesi üzerine 3 bin yıllık efsaneyi Türkiye’de ilk kez sahneye koydu.

Anadolu Ateşi Dans Topluluğu ile birlikte “Troya Müzikali”ni hazırladı.

İzmir’in müthiş bir potansiyeli olduğunu söyleyen Mustafa Erdoğan, “İzmir seyircisini  seviyorum” dedi.

Ve şimdi İzmirlilerin dev prodüksiyon Troya Müzikali ile buluşması için geri sayım başladı.

Halkapınar Spor Salonu’ndaki 6 Nisan akşamı Cuma akşamı saat 21.00’de Troya Müzikali, 7 Nisan Cumartesi akşamı da Anadolu Ateşi gösterilerini kaçırmayın diyorum.

 

BAŞARI BENİ MOTİVE EDERBen çocukluğumda konuşkan biri değildim, hep efendi çocuktum. Konuşmuyor, yaramazlık yapmıyordum, ağırbaşlıydım. Yılmaz çok hareketli ve konuşkandı. Deniz de öyle…  Bana bir tek hareket etme alanı kalmıştı, ben de dans ettim (gülüyor)… Kardeşlerin en büyüğü ve en efendisi bendim, hala da öyleyim (kahkahalar)…. Yaptığım her işte, hep birinci olmak isterim. Zaten başarısız olduğum bir iş de olmadı. Lisede, üniversitede halk danslarında hep Türkiye birincisi olduk, hiç ikinci olmadık. Başarı beni çok motive eder, eski siyasi alt yapıyla bir şeyi iddiayla bir dava gibi yaparız. Biz bunu dünyanın en iyisi yapacağız, şu an hak ettiği ilgiyi görmüyor ama biz bunu bütün dünyaya anlatacağız dedik. Dünyanın en iyisi olacağız dedik.

NİYETİM FELSEFECİ OLMAKTILiseden itibaren felsefeci olmayı kafaya koymuştum. Felsefe alanında akademisyen olmayı istiyordum, niyetim felsefeci olmaktı. Sonra dans daha öne çıktı ve koreografi alanına yöneldim. Hacettepe’de felsefe bölümüne başladım sonra vazgeçip kamu yönetimi okudum. Kamu yönetimi okuyunca ne olacaksın? Ya kaymakam ya da müfettiş olacaksın. Bir dedem kaymakam, diğeri belediye başkanı, büyük dede kaymakam fakat ben o alanı sevmedim, sınavına bile girmedim. Gazeteciliğe başladım, parlamento muhabirliği yaptım. Ailemizdeki sanat damarı babamızdan, amcalarımızdan geliyor. Babam edebiyat öğretmeniydi, kitap okunan bir evimiz vardı, şiir okunurdu. Yerel tiyatrolarda oyunlarda oynarlardı.

MÜTHİŞ HOCALARIMIZ OLDU BİZİMHakkari’de lise ortamımız  bizi çok etkiledi. Rahmetli Güner Sernikli hocamızı analım burada, halk bilimciydi. Güner Hoca 12 Eylül döneminde Hakkari Lisesi’ne sürgün gelmişti, kütüphane müdürüydü. Hemen 12 Eylül’ün ardından Türkiye’deki muhalif solcular sürgüne gönderiliyordu. Bizim okuldaki bütün hocalar Batı’dan ceza olsun diye sürgün gelmişti Hakkari’ye. İdealist bir şekilde görevini bırakmayan, çalışan, istifa etmeyen hocalar yetiştirdi bizi. Vatanın her yeri bizim için aynıdır dediler, Türkiye’nin en kıdemlileriydiler. Müthiş hocalarımız oldu bizim. O sene zaten, 1983’te Hakkari Lisesi üniversiteye girme oranıyla Türkiye birincisi oldu. Ben şu anda da çok iyi fizik bilirim, ışığın dalga modeli, tanecik modeli hepsini çok iyi hatırlıyorum. Matematikte de çok iyiydim, öyle bir dönemdi ki lisede biz Muhsin (Kızılkaya) ile okulun hem satranç koluyuz, hem basket takımıyız, hem halk danslarıyız, hem dağcılık kulübündeyiz. Bir de ben ayrıca kayakçıydım. O kuşak o anlamda şanslıydı.

ANADOLU ATEŞİ’NDEN TROYA’YA…Anadolu Ateşi aslında dünya dans deneyimlerinin bizdeki yansımasıdır. Özellikle Sovyetler Birliği döneminde Moiseyev’in, o disiplinli Sovyet topluluklarının yaptıkları çalışmalar örnek gösteriliyor ve çok başarılı bulunuyorlardı. Biz de halk dansları kökenliyiz ve halk dansları alanında dünyada hep başarılıydık. Anadolu Ateşi, onların tekniği ile bizim danslarımızın zenginliğini birleştirip dünya sahnesine çıkmak gibi bir fikir ile doğdu. Yerel danslarımızın tiyatral özelliklerini keşfettik, hareketler bütünü var ama konusu da var. Mesela bir zeybek dansını düşünün, Ekrem Akurgal Smyrna’yı kazdığında orada satir yapan bir zeybek figürü var. Demek ki bu danslar dün keşfedilmiş şeyler değil, Anadolu’nun antik tarihiyle ilgililer.

2018 yılı Troya’nın UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine girişinin 20’nci yıl dönümüne denk geldi. Kültür ve Turizm Bakanlığı 2018’i resmi olarak Troya Yılı ilan etti, küresel ölçekte bir kültür ve turizm hamlesi başlattı. Biz de Troya Müzikali’nde, 7’den 70’e 200’e yakın dansçı, 2 bin kostüm ile 3 bin yıllık efsaneyi anlatıyoruz. Troya'nın bizim için dünya kültür tarihi açısından önemi büyük. Troya efsanesinin yazıldığı bir coğrafyada yaşadığımız için kendimizi sorumlu hissettik ve sahneye konulması çok zor olan, yaklaşık 100 yıl boyunca yorumlanan bir oyun, ilk defa ana vatanında Türkler tarafından yapıldı.

DÜNYAYI ÜÇ DEFA TURLADIKBiz dünyanın en iyi dans topluluklarından biriyiz. Bu gezegenin her yerinde bu dans topluluğunu Anadolu Ateşi bilinir. Bu işi dünyada bizim ölçeğimizde yapan İrlandalı dans toplulukları ve Rus dans grupları var. Bugün geldiği noktada 101 ülkede 45 milyon biletli seyirciye gösteri yapmış bir topluluk Anadolu Ateşi. Keşke her birinden bir lira kazansaydık. Biz masrafları da yüksek bir topluluğuz, para geldiği gibi gidiyor. 300 kişiye maaş veriyoruz. Ben de bu ailenin bir ferdi, bir çalışanıyım, işçisiyim. Bu iş zaten akıllı adamın yapacağı iş değil, ticari olarak mantıklı tarafı yok. Biz bu işi aşkla tutkuyla yapıyoruz, biz duramayız durursak düşeriz. O nedenle sürekli hareket halindeyiz, şu anda Çin’de, Avustralya’da, Rusya’da, Bahreyn’de eş zamanlı olarak biletlerimiz satılıyor. Şimdi 50 gösterilik bir Avrupa turumuz başlıyor, dünya haritasını önüne koyup her bir gösteriye bir nokta koyduğunda ışıl ışıl olacak. Geçmişteki gösterilere baktığımızda bütün gezegende görülüyor, hesaplamıştık birkaç yıl önce dünyayı üç defa turlamışız.

SANATTA KORKUNÇ ERKEK SÖYLEMİTBMM’deki gösteride kadının sahneden indirilmesi olayı çok trajik. Ben haberlerden izledim, bunun kimseye bir faydası yok. Sanat düşmanlığı son zamanlarda rastladığımız bir şeye dönüştü, bu korkunç erkek söylemini her yerde yapıyorlar. Lise müdürleri, milli eğitim müdürleri halk oyunları haramdır, kız erkek birlikte dans edemez gibi bu ülkede olmaması gereken şeyler oluyor. Anadolu’nun bir Müslüman geleneği vardır ama en uygar Müslümanlık da bu topraklarda idi. Şimdi bu vahabi saçmalıklarını buraya taşımanın bir manası yok, kaldı ki vahabiler de artık o işlerden vazgeçti, Suudi Arabistan bile bırakıyor o işleri…

İYİ DANSÇI YÜZÜNE BAKTIRIRAlkış, iddia beni mutlu eder. Oyun başladığında ilk dansçı kafasını çıkardığında aldığımız alkış beni çok mutlu eder. Özellikle İzmir’de göreceksiniz birinci dansçı çıktığında yine öyle olacak. Ben dansçının yüzüne bakarım, zevk alarak dans ediyor mu diye bakarım. Bizim işte zaten iyi dansçı yüzüne baktıran dansçıdır. O ateş bütün vücuduna yayılmıştır ama ifadesinin en çok olduğu yüzüdür, yüzüne bakarsın. Ben oyunları hep karşıdan, seyircinin içinden izlerim. O anda tekniği de yönetirim, bütün hepsine bakarım. Alkış bir uğultuyla gelir, Meksika Latin Amerika çığlık çığlığa izler gösteriyi. Amerika da öyle, Avrupa’da ayak alkışı var, arena sallanır.  Çinliler oyun içinde çıt çıkarmaz bitmesini bekler, sonra ayağa kalkıp uzun süre alkışlar.

İZMİR’İN POTANSİYELİ MÜTHİŞİzmir seyircisini seviyorum. Danstan anlıyor ve coşkusunu duygusunu ertelemiyor, bastırmıyor. Bizim İzmir seyircisiyle aramızda özel bir bağ vardır, özellikle Anadolu Ateşi’ni çok severler. Şu anda Balçova’da Agamennon Kaplıcası’nın bulunduğu yerdeyiz. Oğlum Atlas da Agamemnon yazısını görünce hemen kardeşlerine anlatmaya başladı, “Yunan ordusu komutanı, Troya savaşlarında yaralanınca iyileşmek için buraya geldi. Buradaki sıcak sular iyi geldi, iyileşti o yüzden burasının adı Agamemnon Kaplıcaları” dedi. O nedenle İzmir’de evimizde gibi hissediyoruz, baş dansçımız olmak üzere çok sayıda İzmirli dansçımız da var. Okullarımızda yetişen iki bin civarında öğrencimiz var. Kendi dansçılarımızı yetiştiriyoruz, canavar gibi bir kuşak geliyor. Şimdi de İzmir’de bir okul açmayı, daha kalıcı hale gelmeyi istiyoruz. Beşiktaş Kültür Merkezi ve  Anadolu Ateşi İzmir’de dans okulu açacak. 4 yaş ve büyük çocuklar için dans konulu bir sanat akademisi kurguluyoruz, İzmir’in potansiyeli müthiş.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Sureyya Ongel
 5 Nisan 2018 Perşembe 13:02
Bizim icin buyuk sans cuma cumartesi soluksuz izlenir Eline saglik Handazecim
Diğer Röportajlar
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2018 Ege'de Sonsöz