MENÜ
İzmir
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Üretim yoksa kalkınmak hayal olur
Ender Yorgancılar
6 Eylül 2021 Pazartesi 00:00

Üretim yoksa kalkınmak hayal olur

EBSO Başkanı sanayici Ender Yorgancılar, yazarımız İhsan Özbelge ÖZDURAN’ın sorularını yanıtladı.

Türkiye’nin ilk el aletleri üreticisi olan İZELTAŞ Yönetim Kurulu Başkanı, ülke sanayiine ve İzmir iş dünyasına önemli katkıları ile tanınan Ender Yorgancılar, bu haftaki konuğumuz.

Ege Bölgesi Sanayi Odası ve EBSO Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar ismini; sorumlulukları, ilkeleri ve hedefleri ile bir sohbet süresince mütalaa edebilmek elbette mümkün değil…

Ender Yorgancılar, iş dünyasındaki ve sivil toplum örgütlerindeki mevcudiyetlerinde; sorumluluk bilinci ile ve prensiplerinden taviz vermeyen kişiliği ile bilinir…    

Üç dönemdir devam eden EBSO Yönetim Kurulu Başkanlıkları süresince; bir okul olarak addettiğim EBSO çatısı altında tanışma şansına eriştiğim, kurum kültürü, aidiyet duygusu ve görev bilinci öğretilerini ezber etmeye çalıştığım değerli başkanım, bakalım bu sohbette neler anlatmış?

Başlıyoruz…

***

Ender Yorgancılar, kendi cümleleri ile kendini nasıl anlatır? İş hayatınızda ve çeşitli STK’lardaki görevlerinizde sizi başarıya taşıyan ilkeleriniz neler?

1957, İzmir doğumluyum... Dokuz Eylül Üniversitesi Pazarlama mezunuyum. Okul dönemlerimde, aktif olarak basketbol oynadım, sporcu tarafım da var. İş hayatının getirdiği zamansızlık ve yoğun tempo ile birlikte devam ettiremedim ancak Karşıyaka Spor Kulübü bünyesinde severek yöneticilik yaptım ve hala çeşitli spor dallarında, müsabakaları ilgiyle takip ederim, severim… Ürettiği beş bine yakın ürünle 40 ülkeye ihracat yapan, Türkiye’nin ilk ve en büyük el aletleri üreticisi, Türk sanayisi adına da gururla söylüyorum ki, yarım asrı deviren İZELTAŞ’ın Yönetim Kurulu Başkanlığını yürütüyorum…

Ülkeme vefa borcum olduğuna ve bu borcumu da hizmet ederek ödeyeceğime inanan biriyim... Aile olarak da toplumun temel ihtiyaçlarından olan sağlık ve eğitim alanında, İzmirimiz’e somut katkılar yapmaya gayret ediyoruz... Sivil toplumun güçlü ve etkin olması gerekliliğine inanan ve savunan biri olarak; ülkem ve doğup, doyduğum kent olarak da İzmirimiz’e naçizane katkı koyabileceğim pek çok yerde görev aldım. 

Karşıyaka Rotary Kulüp kurucularındanım ve Başkanlığını da yaptım.  İzmir’in EXPO 2020 heyecanını yaşadığı dönemde EXPO İzmir Yönlendirme Kurulu Üyeliği ve EXPO 2020 Asya Bölgesi Liderliği görevini yürüttüm... 2000’li yılların başlarında  Ege Ekonomiyi Geliştirme Vakfı Yönetim Kurulu Başkan Vekilliği, Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Yönetim Kurulu Üyeliği görevlerinde bulundum… Halen Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV), İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV), İzmir Kalkınma Ajansı, Ege Serbest Bölge A.Ş. (ESBAŞ), İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu, İZFAŞ (İzmir Fuarcılık Hizmetleri Kültür ve Sanat İşleri), İzmir Turizm Tanıtma Vakfı (İZTAV) gibi bir çok kurum ve kuruluşta Yönetim Kurulu ve Mütevelli Heyet Üyeliği yapıyorum. Ege Genç İşadamları Derneği Kurucu Üyelerindenim, ayrıca bir dönem Danışma Kurulu Başkanlığım oldu. Hala, Ege Üniversitesi, Dokuz Eylül Üniversitesi, İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü Danışma Kurulu Üyesiyim. İzmir Ekonomi Üniversitesi Mütevelli Heyet Üyesiyim. 

İzmir’in ulusal ve küresel çapta bir inovasyon ve girişimcilik kenti olması hedefiyle yenilik odaklı ekonomik büyümeye katkı sağlamak, kentte girişimciliği inovasyon kavramı ile buluşturmak ve ekosistemin güçlendirilmesine aracılık etmek üzere, İzmir’in değerli kurumlarıyla çok değerli bir oluşuma imza attık, İzQ – yani Girişimcilik İnovasyon Danışmanlık A.Ş.’yi kurduk. Orada da Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olarak görev yapıyorum. 

2007 yılında atandığım Filipinler İzmir Fahri Konsolosluğu’ndan, sorumluluk alanım Ege Bölgesi olarak genişletildi, 2014 yılı itibariyle Genel Konsolos olarak bu görevime de devam ediyorum…

Gerek iş hayatımda, gerekse görev aldığım STK’lar, çeşitli kurum ve kuruluşlardaki görevlerimde önceliğim; zaman, maddi kaynaklar ve insan gücü anlamında da kaynağı verimli ve etkin kullanmaktır.  Ortak akla ve akıl terine her zaman çok önem veririm. İskoç asıllı sanayi devriminin lokomotifi olan Andrew Carnegie'nin mezar taşında yazılan söz ilke edindiklerim arasında yer alır:

“Burada, kendinden daha akıllı insanlarla çalışan biri yatıyor.” 

Çünkü, herkesin her şeyi bilmesinin mümkün olmadığına inanırım. Ve tabii ki, güven... Bulunduğunuz ortamlarda, güven sağlamadığınız sürece başarılı olmanız söz konusu olamaz.

Ülke ve İzmir ekonomisine yön veren İZELTAŞ Ailesi’nin serüvenini ve faaliyet kollarını bize anlatır mısınız?

Az önce de değindiğim gibi, Türkiye'nin ilk ve en büyük el aletleri üreticisi İZELTAŞ, 50 yıl önce İzmir'den yola çıktı... Yüzde 100 Türk sermayesiyle oluşturularak dünden bugüne modern teknolojiyle donatılmış dev tesislerinde üretilen 5000’e yakın ürünle 40 ülkeye ihracat yaparak ülke ekonomisine katkı sağlamak için var gücümüzle çalışıyoruz…

El aletlerinin yanı sıra üretilen dövme parçalar ile başta otomotiv olmak üzere inşaat, denizcilik ve madencilik sektörüne, savunma ve havacılık sanayilerine, ziraat endüstrisine, altyapı işlerine dek birçok kamu ve özel sektör kuruluşuna hizmet sunuyoruz... Kalıphane, dövme, işleme, ısıl işlem, krom-nikel kaplama, boyama, plastik daldırma, plastik enjeksiyon ve markalama departmanlarından oluşan dünyadaki ender entegre fabrikalardan İZELTAŞ'ta üretimin her aşamasında kalite kontrolüne tabi tutulan ürünler; fiziksel, metalürjik, kimyasal ve elektriksel testlerden geçirilerek İZELTAŞ güvencesine alınıyor. Ar-Ge Merkezi Belgesi'ne sahip İZELTAŞ, ISO 9001 Kalite Yönetim Sistemi, OHSAS 18001 İş Sağlığı Güvenliği Yönetim Sistemi, ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi sertifikalı yönetim sistemleri; TSE, TSEK, TÜV GS ürün kalite belgeleri ve yüksek teknolojisi üretimini devam ettiriyor…

Ege Bölgesi Sanayi Odası ile isminiz özdeşleşmiş durumda… EBSO yolculuğunuzun hikayesini nasıl özetlersiniz?

İZELTAŞ, 1968 yılında EBSO’ya kayıt oluyor. 1992 yılında Meslek Komitesi üyeliği ile başlayan benim yolculuğum 1994 yılında Meclis Üyeliği ile devam etti. Devamında 6 yıl Yönetim Kurulu Üyeliği ve 2005-2008 döneminde de Meclis Başkanlığı yaptım. Yönetim Kurulu Başkanlığı sürecim, üyelerimizin göstermiş oldukları teveccüh sonucu gerçekleşti. 2009 yılından bu yana,  3 dönemdir  üyelerimizin güvenine layık olmaya çalışıyorum. EBSO, Hayat Okulu ve bitmeyen bir öğrenme süreci. Çok şey öğrendiğim, çok şey yaşadığım, benim için çok özel bir kurum…

Eş zamanlı olarak aynı dönemde, EBSO tarihinde iki dönem üst üste TOBB Yönetim Kurulu’na seçilen ilk Başkan olma onurunu yaşadım. TOBB Başkan Yardımcısı olarak, yoğun bir sorumluluk üstlenerek de İzmir’imizi  temsil etmeye gayret ettim.

Halen de TOBB Başkanlık Başdanışmanı ve TOBB Genel İdare Kurulu Üyeliğinin yanısıra, TOBTİM Uluslararası Ticaret Merkezleri A.Ş., Türk Ticaret Merkezleri A.Ş. (TOBB TM) ,TOBB Eğitim ve Kültür Vakfı (TOBEV) Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı, MEYBEM A.Ş, Türkiye Global Standartlar Tedarik Zinciri ve Lojistik Eğitim Vakfı (GS1 Türkiye Vakfı) gibi Birliğin çeşitli iştiraklerinin Yönetim Kurulu Başkanlığı görevlerim devam ediyor. Aynı zamanda, Türkiye-Almanya Ortak Ekonomik ve Ticaret Komitesi (JETCO) Ticaret Çalışma Grubu’nun TOBB çatısı altındaki eş başkanıyım. Aynı zamanda pek çok kurum ve kuruluşta görevlerim devam ediyor. 

“İLHAM VEREBİLMEK, GÜVEN SAĞLAYABİLMEK…”

Üst üste kazandığınız seçimlerle uzun yıllar devam eden EBSO  başkanlık döneminizden yola çıkarak liderlik kavramını açıklar mısınız?

EBSO Hayat Okulu demiştim. Ben de bu süreçte hem kendimi geliştirmek anlamında hem de üyelerimize daha iyi hizmet vermek anlamında çok şey öğrenerek yola devam ettim. Kuşkusuz 5 bin 500 üye ve 64 farklı sektörden bir gruba liderlik yapabilmek çok kolay değil. Ülkemizin siyasi ve ekonomik düzeni içerisinde, sürekli değişimin yaşandığı bir süreçte Başkanlığın da, liderliğin de sadece üyeye hizmet vermek, sadece yönetmek olmadığını yaşayarak gördüm. Bu süreçlerde, moral ve motivasyon sağlamak, yapılan çalışmalara, organizasyonlara gönüllü katılımı teşvik edebilmek, ilham verebilmek, güven sağlayabilmek, eleştirilere açık olabilmek ve tabi ki, ortak akılla yol alabilmek bana göre liderliği karşılayan en önemli vasıflar... 

Başarılı başkanlık döneminize matufen EBSO ve şahsınız birçok ödüle layık görüldü… Bu konuda bizleri bilgilendirir misiniz?

Ülkemizin en köklü sanayi odalarından biri olan Ege Bölgesi Sanayi Odası kamuoyunda ses getiren birçok çalışmaya imza atarak, alanında öncü bir kuruluş olma gayesine erişmiş ve pek çok ödüle layık görülmüştür. ISO 9000 Kalite Sistem belgesini  Türkiye’de ilk alan Oda olup, 10002 Müşteri Memnuniyeti Yönetim Sistemi, 27001 Bilgi Güvenliği Yönetim Sistemi, 18001 İş Sağlığı ve Güvenliği Belgesi, Uluslararası Akredite Olmuş Oda Sertifikası’nın alınması ve EFQM Mükemmellik Modeli’nin benimsenmesi, Odamızın alanında öncülük görevini üstlendiğini göstermektedir. Başarıyla yürütülen faaliyetlerin neticesinde;

- Akdeniz Üniversitesi Çevre Hizmet Ödülleri – 2011, “Türkiye Ölçeği Ödülü”

- 2012’de Ege Bölgesi Kalite Başarı Ödülü,  ve EFQM 4 Yıldızlı Yetkinlik Belgesi, 

- 2014’de Ege Bölgesi Kalite Büyük Ödülü, Türkiye Mükemmellik Ödülü ve EFQM 5 Yıldızlı Yetkinlik Belgesi

- 2018’de 28 ülkenin oluşturduğu Asya-Pasifik Ticaret ve Sanayi Odaları Konfederasyonu (CACCI) tarafından Asya-Pasifik Bölgesinin “En İyi Odası” Ödülü alınarak, Türkiye’den bu ödülü alan ilk Oda olunması, gurur kaynağımızdır…

Ayrıca TOBB Akraditasyon sisteminde her dönem tam puan alarak iyi uygulamaları ile Oda ve Borsalarımıza rol model gösterilen bir Odayız.

Sağolsunlar, pek çok kurum ve kuruluş tarafından da, Meslek Ödülü, İzmir’e Yön Veren, Kente Katkı, Ege’ye Katkı, Doruktakiler, Yılın İş Dünyası Başkanı, Yılın İş İnsanı, İş’te Başarı gibi şahsım için çok anlamlı ve özel ödüller ile onurlandım. Tabii, yaptığınız çalışmaların ödül ile taçlandırılması çok güzel, insana büyük motivasyon ve gurur  veriyor. 

Beyanatlarınızda; üretim, istihdam ve ihracat konularına odaklanılması gerektiğini belirtiyorsunuz… Bu üç ana başlık ile ülke geleceğini nasıl değerlendirirsiniz?

Küresel ekonominin geleceği tam olarak, üretim-istihdam-ihracat üçlüsünün birleşiminden ve bu birleşimin dijitalleşme ile buluşmasından geçiyor. Yani, bu noktada yükte hafif ama pahada ağır olarak nitelendirilen katma değerli üretimi, teknoloji ihracatını ve nitelikli istihdamı kastediyoruz. Hemen her gün yeni bir teknoloji ile tanıştığımız bu bilişim çağında, bu üç alanda başarılı olan ülkeler, en büyük ekonomiler liginde var olmaya devam edebilecekler. Bu açıdan, ben bu durumun önemini uzun yıllardır, “Üretim yoksa, kalkınmak hayaldir.” sözüyle vurguluyorum.     

Yaşadığımız deprem gerçeği sonrasında uzun yıllardır aidiyet duygusu ile bağlandığımız EBSO binasından ayrılmak durumu hasıl oldu… EBSO binasının geleceği ile ilgili İzmir kamuoyunu bilgilendirir misiniz?

Yaşadığımız deprem, kentsel dönüşüm politikalarını bir kez daha gündeme getirdi ve özellikle zemin sıvılaşmasının da söz konusu olduğu bölgelerde İzmir Büyükşehir Belediyesi de dahil, pek çok kamu kurum ve kuruluşunun binasını değiştirmesini gerektirdi. Gönül bağımızın olduğu binamızdan ayrılmak durumunda kaldık. Mevcut binamızın gelecek projeksiyonu ile ilgili de çalışan bir komisyonumuz var. Elbette, çalışanlarımızın ve hizmet binamızdan faydalanan üyelerimizin güvenliği her şeyin önündedir ve binamızın geleceğine ilişkin tüm kararlar bu bilinçle değerlendirilecektir.  

“YENİ HEDEFİMİZ SANAYİ 5.0 OLMALIDIR…”

Sanayi 4.0 başlığı altındaki kavramların önemi ve geleceğe etkisi neler olacaktır?

İlk kez 10 yıl önce dile getirilen Sanayi 4.0, genel olarak “dijitalleşme” kavramıyla özetleyebileceğimiz nesnelerin interneti, yapay zeka, robotik, otomasyon, vb. çok sayıda alt kavram barındırıyor. Bu bağlamda, Sanayi 4.0 makinelerin pek çok noktada insana ihtiyaç duymaksızın kendi işlerini kendileri görebildiği yani, beden gücüne ihtiyacın azalıp, akıl gücüne ihtiyacın arttığı bir akıllı üretim devrimini yansıtıyor. Biz de EBSO olarak, konuyla ilgili hazırladığımız kitaplarla, düzenlediğimiz seminerlerle ve diğer araştırma çalışmalarımıza ülkemizin geleceğinin Sanayi 4.0’a uyum sağlamaktan geçtiğini en başından beri vurguluyoruz. Bugün geldiğimiz noktada ise, Sanayi 4.0, hem çevre dostu olarak tanımlanan yeşil sanayi hem de insan odaklı akıllı üretim teknolojilerini esas alan Sanayi 5.0 kavramına evrildi. Yani, yeni hedefimiz Sanayi 5.0 olmalıdır...  

Atatürk’ün, ekonomik bağımsızlık hedefi ile İzmir İktisat Kongresini gerçekleştirdiği şehrimizin; tarım, sanayii, turizm ve ticaret alanında ülkemize yarattığı katma değerden söz eder misiniz?

İzmir, bin yıllar öncesine uzanan tarihi boyunca her zaman Akdeniz’in en önemli liman kentlerinden ve ticaret kavşaklarından biri olmuş ve bu önemini Cumhuriyet’imizde de ülkemizin batıya açılan kapısı olma misyonuyla sürdürmüştür. İlk İktisat Kongresi’nin burada gerçekleştirilmesinin yanı sıra İzmir’in fuarlar ve kongreler kenti olarak belirlenmesi de bunun ispatıdır. Bugün İzmir, nüfus açısından en büyük 3. kent olmasının yanında, Türkiye sanayi üretiminin yaklaşık %6-7’sini, ihracatın %7’sini ve istihdamın %6’sını, sağlayarak, ülkemiz ekonomisinin itici güçlerinden biri konumdadır. En önemli ve kıymetlisi de İzmir’in net ihracatçı bir şehir olmasıdır. 

Küresel felaket denilen, yaşadığımız iklim krizinin, bünyenizdeki tarıma dayalı sanayiye ve tarım ürünleri ihracatına etkisi nasıl oldu?

İklim krizi, bir taraftan susuzluk ve kuraklık, diğer taraftan yangın ve sel gibi felaketlerle küresel ölçekte, en başta tarım ve gıda sektörünü etkiliyor. Nitekim, küresel gıda fiyatlarının %40’a kadar varan yıllık artışla son 10 yılın en yüksek seviyelerinde seyretmesi de bu durumu açıkça ortaya koyuyor. Ülkemizde de, tarımsal girdi fiyat endeksinin mevcut veriler itibariyle yıllık %30’a kadar varan oranda arttığını gözlemliyoruz. Maliyetleri ciddi düzeyde arttığını gösteren bu durum, tarıma dayalı sanayimizin de olumsuz etkilenmesine sebep oluyor...  

Döviz kurlarındaki iniş çıkışların sanayi ve ticaret hayatına etkileri  ve bu noktada Türk lirasının değer kaybı konusundaki görüşleriniz nelerdir?

Döviz kuru şoku, son yıllarda pek çok gelişmekte olan ülkede olduğu gibi, Türkiye’de de en önemli gündem maddelerinin başında geliyor. Ülkemiz açısından, özellikle 2018’de yaşanan kur şoku ciddi bir kırılmaya sebep oldu ve enflasyonla işsizliği artırıcı olumsuz etkisiyle karşımıza çıktı. Ancak, ekonominin uluslararası ölçekte bu kadar politize olduğu bir ortam, söz konusu kur artışının sadece finansal dinamiklerle açıklamayacağını ve başta ABD ile olan ilişkilerimiz olmak üzere, politik gelişmelerin kurlar üzerinde ciddi bir belirleyici etkisi olduğuna tanık oluyoruz. Söz konusu volatilitenin büyük olması, bir yanda belirsizliği diğer yanda maliyetleri artırırken ticarete de olumsuz yansımaktadır. O nedenle, hem üretici hem de ihracatçının istediği, kurda öngörülebilirliktir…

“AŞI KİMLİĞİ KARTI UYGULAMASI ŞART…”

Dünyayı kıskacına alan Corona virüs salgını ile baş edebilmek ve aşı karşıtlığı konularında neler söylerdiniz?

Dünyanın en gelişmiş sağlık sistemlerini ve ekonomilerini bile sarsan pandemi ile mücadelede en kritik eşik olan aşılama çalışmasında hem aşı mucidi Türk ve diğer bilim insanlarımıza hem de sağlık çalışanlarımıza, minnettarız. Artık tam kapanma gibi uygulamaları kaldıramayacak durumdayken, hayatımızın bir an önce normale dönmesi, toplumsal bağışıklıktan, dolayısıyla aşılamaların yaygınlaştırılmasından geçiyor. Aşı karşıtlığı ise tarih boyunca hep var olmuştur. Aşı olmamayı kendilerine hak gören insanların, toplumla hiçbir şekilde temasının da olmaması gerekiyor. Bu da mümkün olmadığına ve toplum sağlığı söz konusu olduğuna göre, aşı olmak istemeyenleri doğal karşılamamız beklenmesin… Örneğin, 500 kişinin çalıştığı bir fabrikada bir kişinin bile aşısız olması içerde temas halinde olduğu kişileri, onların ailelerini, kendi sevdiklerini riske atmaktır ki, bunu kimse kendine hak olarak göremez.

Bu kapsamda; Odamız, Ticaret Odamız, Borsamız, İhracatçı Birlikleri Başkanlarımızla ortak imzaladığımız yazıda; ülkemizde “Aşı Kimliği Kartı” uygulamasını çok önemsediğimizi belirttik. Yurtdışı örneklerinde de olduğu gibi toplu taşıma araçları, hastaneler, kafe ve restoranlar, kültür merkezleri, spor ve eğlence merkezleri gibi kamusal alanlara girmek için aşı kartı uygulamasının hayata geçirilmesi ve aşı olmayı reddeden çalışanların ücretsiz izne çıkarılması önerilerimizi paylaştık.

Yaşadığımız can kayıpları ile yüreklerimizi yaralayan ve ülke ekonomisine ağır yük getiren orman yangınları ve sel felaketleri ile ilgili geleceğe yönelik önerileriniz neler olur?

Yaşadığımız tüm bu felaketlerle ilgili dikkate almamız gereken en önemli unsur, artık iklim değişikliğinin en önemli gündem maddemiz olması ve çevreye uyumlu politikaların vakit kaybetmeksizin hayata geçirilmesi gerektiğidir. Elbette, iklim değişikliği gibi coğrafya farkı tanımaksızın tüm dünyayı etkileyen bir sorunun yanı sıra, dere yatağına yapılaşma izni vermek gibi bilime aykırı hareketler, maalesef acılarımızı katlıyor. Bu durumda, tüm bu afetlerin engellenmesi, en az hasarla atlatılabilmesi için temel adımımız, bilim insanlarına kulak vermek olmalıdır. Bakınız, 2014 yılından bu yana ben tüm Meclis toplantılarımızda her yıl Dünya Ekonomik Forumu tarafından açıklanan ilk 10 riski paylaşırım. Son yıllarda ön sıralara taşınan konular hep ekstrem iklim olayları ile ilgili başlıklar olmuştur... Yani, bu bilinen bir durum ve ileride de daha ciddi boyutlara ulaşması beklenmektedir. O zaman, ülkelerin, firmaların, bireylerin bu paralelde önlemlerini alması gerekmektedir. Felaket başa geldiğinde, doğal bir afete yapacaklarımız sınırlıydı diyemeyiz... 

Eğitimsizlik, mesleksizlik ve işsizlik kavramlarını meslek okulları ile nasıl bağdaştırırsınız?

Türkiye’nin en kemikleşmiş sorunlarından biri haline gelen işsizliğin, özünde mesleksizlik problemi olduğunu, uzun yıllardır dile getiriyoruz. En iyi okulları, dereceyle bitirseniz dahi, bilgilerinizi teoriden uygulamaya dökememeniz halinde, iş dünyasına katkı sağlayamıyor ve sonuçta ciddi bir atıl işgücüyle karşılaşıyorsunuz… İşte bu noktada, teoride çok başarılı olan gençlerimizin uygulamada da başarılı olması tam olarak meslek okullarından geçiyor. Özellikle meslek liselerinde genç yaştan itibaren teorik bilginin yanında pratik bilginin de verilmesi ve bunun da ilerleyen yıllarda üniversite-sanayi işbirliğiyle güçlendirilmesi, nitelikli istihdamın anahtarı oluyor… Üretim sahalarımızda ihtiyaç duyduğumuz ama bir türlü arz-talep dengesinin örtüşmediği ara eleman konusundaki sıkıntılarımızda gençlerimizin meslek liselerini seçmek istememesinden veya buralardaki eğitimlerin de yetersiz olmasından kaynaklanmaktadır… Ancak, İzmirimiz’de çok başarılı örneklerini gördüğümüz meslek liseleri de var ki, temennimiz her birinin aynı kaliteye ulaşmasıdır. 

Türkiye büyük bir göç salgınına maruz kaldı… “Sanayimizi Suriyeliler ayakta tutuyor” söylemi karşısındaki görüşlerinizi buradan da paylaşmak ister misiniz? 

Bu konudaki fikrimi, henüz söyleme geldiği ilk gün dile getirmiştim. Cumhuriyetimizin en önem verdiği yapı taşları eğitim ve sanayileşme odağında kalkınma oluştur. Bu doğrultuda, ülkemizin sanayisi bugünlere, Cumhuriyet eğitim sisteminin yetiştirdiği Türk mühendisleri ve Türk çalışanları ile gelmiştir. Suriyelilerin gitmesi ile ekonomi ve sanayinin çökmesi söylemine katılmak mümkün değildir...

Afgan göçü ile ülkemize giriş yapan yüz binlerce Afgan erkeği ile endişelerimiz sorumluluklarımızdan da ağır hale geldi… Kadın kuruluşlarını ayağa kaldıran bu düzensiz göç ile nereye evriliyoruz?

Göçmenlik ve sığınmacılık, savaş gibi zorlu şartlarla yüzleşenler için en temel insani haktır. Ancak, son yıllarda içinde bulunduğumuz ve komşu coğrafyalarımızda yaşananların ardından sığınmacı politikalarını aşan, adeta akın niteliğinde düzensiz ve kontrolsüz bir göçmenlik olgusuyla karşılaşmaya başladık. Hele ki; göçmenlerin AB ile ilişkilerimizde temel görüşme noktalarından biri haline gelmesi, olayın tamamen politikleştiğini gösteriyor. Demografik yapıdan, güvenliğe, eğitime ve iş hayatına kadar çok geniş bir yelpazeye sahip göçmenlik konusunun, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de belirli şartlara ve kontrollere haiz bir yapıda sürdürülmesi gerekiyor...

Yakın süreçte, Atatürk ve Taliban’ı karşılaştırmaya kalkanlar oldu… Cümle içinde dahi bir arada kullanılmayacak kadar zıt iki dünya görüşü… Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Atatürk’ün asıl mücadelesi, yabancı işgal güçlerine karşı bağımsızlığın kazanılmasından öte, Cumhuriyet ve laiklik odağında medeniyetin tesis edilmesi olmuştur. Bu bakımdan, Kurtuluş Savaşı dünya tarihinde eşsiz niteliktedir. Bu destansı zaferin, bugün Afganistan’daki şeriat yanlısı tarafla benzerleştirilmesinin akıl ve mantıkla örtüşen hiçbir tarafı yoktur... Temel insan hak ve hürriyetlerinin var olmadığı bir yönetim biçimi bağımsızlık değildir ve böyle bir baskıcı yapıyı Atatürk önderliğindeki zafere benzetmek, Atatürk’ün şahsına olduğu kadar Kurtuluş Savaşı’nın mimari olan tüm gazi ve şehitlere de hakarettir...

Avusturya başbakanının “Afganların kalacağı en iyi yer Türkiye…” söylemi ile ve keza; İngiltere, Almanya başbakanları ve  Fransa Cumhurbaşkanın da buna benzer demeçleriyle irkildik… Ülkemizin  geleceğini ilgilendiren bu demeçlerle ilgili  görüşlerinizi rica etsem?

“KENDİ KENDİNE YETEN TÜRKİYE GERİDE Mİ KALDI?”

İnsan haklarının beşiği olarak anılan AB ülkelerindeki liderlerin ortak düşüncesi haline gelen “Mülteciler için uygun yer Türkiye” söylemi ve mülteci meselesini ülkemiz için maddi bir pazarlık unsuru haline getirmeleri, hiçbir yönüyle insan haklarıyla örtüşmemektedir. Özellikle Hollanda, Danimarka, Avusturya, Almanya, Belçika ve Yunanistan, 'sığınma' başvurusu reddedilen Afganların sınır dışı edilmesini isterken, ülkemize yönlendirmelerini kabul etmemiz mümkün değildir. Ülkeler, ekonomik ve demografik açıdan kendi toplumunun geleceğini düşünürken, bizim olaya sadece insani olarak yaklaşmamızı doğru bulmuyorum... Zira, bu bir insanlık dramının ötesinde, birçok açıdan ülkemiz adına telafisi çok zor bir riske dönüşmektedir...

Başkanım, son sorum şöyle olsun…  Kendi kendine yeten bir ülke olmak ülküsü çok mu gerilerde kaldı?

Nice yokluklar içerisinde bağımsız ve laik bir Cumhuriyet inşa etmiş olan Mustafa Kemal Atatürk gibi bir kurucu lidere sahipken, her şey için geç kalındığı gibi umutsuz düşüncelere kapılmayı, kendime de, yüce milletimize de yakıştıramam. Kendi kendine yeten bir ülke olma ülküsü, asla gerilerde ya da geç aklınmış bir gaye değildir. Yeter ki; dünyanın değişen dinamiklerini iyi sorgulayalım ve çağın gereği olan eğitim-bilim politikalarını referans alarak, durmaksızın çalışalım. Bu kendi geleceğimiz için olduğu kadar, Cumhuriyeti bize emanet eden atalarımıza da en büyük borcumuzdur.  Zira, bu millet birlik olma bilinciyle büyük başarılara imza atmıştır, yine atacaktır... Buna yürekten inanıyorum…

***

Kurtuluş Savaşını başlatan ilk kurşunun atıldığı ve savaşın bitiminden hemen beş ay sonra Atatürk’ün öngörüsü ile  düzenlenen 1. İzmir İktisat Kongresi ile ülkenin iktisadi kurtuluşunun işaret fişeğinin ateşlendiği, küllerinden doğan bu güzide şehirde…

“Üretim yoksa kalkınmak hayaldir…” diyerek, ülkenin sosyo ekonomik bağımsızlığına ve kalkınmasına öncülük eden, dününe bugününe katkı sağlayan ve yarınına istikamet verecek olan Ender Yorgancılar gibi iş insanlarımızın artması dileği ile…

Dışa bağımlılıktan kurtulmak ve istihdamı arttırmak geleceğimizin en büyük gayesi olsun…

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 muhalif
 9 Eylül 2021 Perşembe 15:26
Türkiye ekonomisi Üretime dayalı olmalı,İthalata dayalı bir üretim yerine, aramalını da kendimizin ürettiği ikame edebildiği bir yapıya dönüşürse, cari açıkta azalmış olur..Yorgancıoğlu Ailesinin ana şirketi İzeltaş olmasına ragmen, birde cam üretimi ve işlemesi yatırımlarıda var, bundan bahsetmemiş. Tabi birde EBSO Binası ne olacak? Demrem öncesi EBSOnun Aosb. taşınacağı ve pasaporttaki binanın Otel olarak değerlendirilebileceği söylenmişti.
 Hüseyin Arıcan
 6 Eylül 2021 Pazartesi 23:03
Ender bey in üretim yoksa kalkınmak hayaldir sözüne yürekten katılıyorum. Ancak ülkemizde eli anahtar tutan kalifiye elaman bulmak gittikçe imkansızlaşıyor. Çalışacak eleman bulamadıktan sonra üretim nasıl olacak ki? Ender beyin bu söylediklerinin gerçekleşmesi için öncelikle organize sanayi sitelerindeki meslek okullarının arttırılması gerekir.
 Şükran Toyman
 6 Eylül 2021 Pazartesi 21:41
İhsan Hanımcığım seni ve Sayın Başkanımız Ender Yorrgancılar beyi kutluyorum, Çağdaş ,bilimsel ve aydınlatıcı bir söyleşi olmuş.Başarılar.
Diğer Röportajlar
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2021 Ege'de Sonsöz