MENÜ
İzmir 18°
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Urla'dan çok ümitliyim
Dr. Levent KÖSTEM
25 Şubat 2017 Cumartesi 00:00

Urla'dan çok ümitliyim

Hanzade Ünuz, Fark Yaratanlar’da Urla Zeytinyağı Müzesi’ni  kuran  doktor Levent Köstem ile konuştu.

“I have a dream…” (Bir hayalim var) dercesine yola çıktı.

40 yıllık birikimini bu hayal uğruna harcadı.

Ve Urla’da dünyanın en büyük Zeytinyağı Müzesi’ni kurdu.

Kimden bahsediyorum?

Levent Köstem’den…

O aslında Türkiye’nin önde gelen spor yaralanmaları ve diz cerrahisi uzmanlarından biri.

Mesleğinde zirvede olan birçok başarılı hekim gibi on parmağında on marifet bir model.

En önemli özelliklerinden biri koleksiyonerliği.

Çılgın bir koleksiyoner.

Gerçek bir tutkun.

Çocuk yaşlarından itibaren aklınıza gelebilecek her şeyi biriktirmiş, toplamış.

Fes, daktilo, gazyağı lambası, terazi, telefon, makas, gramofon, para kasası, radyo, teksir makinası gibi nice ilginç koleksiyonu var.

Ahşap, seramik gibi el sanatlarına çok meraklı.

El becerisi ile tıp bilgisi birleşmiş.

Türkiye’nin önde gelen diz cerrahlarından biri olması, hastalarını nasıl titizlikle ameliyat ettiği dillere destan.

Her mevsim muhalif…

Titiz, idealist bir kişilik.

İnatçı yapısıyla karşısına çıkan tüm zorlukları aşarak hayalini gerçekleştirdi, koleksiyonlarını da sergileyebileceği bir zeytinyağı müzesi kurdu.

Levent Köstem ile Urla Uzunkuyu’da açılışa hazırlanan Zeytinyağı Müzesi ile ilgili çalışmalarını konuştuk. Gerçek bir İzmir ve  Urla aşığı olan Köstem, Yarımada ile ilgili hayallerini anlattı…

-Ciddi bir koleksiyonersiniz, neler biriktiriyorsunuz?

KÖSTEM: Fincanlarım, daktilolarım, altı cam gaz yağı lambalarım var. Mum makasından, hattat makasına kadar çok iyi bir makas koleksiyonum var. Ahşap pres, fes yapma makinesi, teksir makinası, şahane terazilerim, para kasalarım, telefonlarım, çok güzel radyo ve gramofon koleksiyonum var.

-Nerede duruyor hepsi?

KÖSTEM: İki evde ve büromda. Hepsini eşim Güler’den saklı aldım. Alıp, muayenehanede saklıyorum. Nereye koyacağız bunları diye kızıyordu.  Müzenin içinde 300 metrekare dolu, çok fazla malzeme var.  Bunun için bir envanter  programı hazırlattım. Müze açıldığında bütün parçaları sergileyeceğim. Dostlarımızdan da gelen hediye parçalar oluyor.

DÜĞMEYLE BAŞLADIM

-İlk ne toplamaya başladınız?

KÖSTEM: Çocukken ne bulursam topluyordum. İlk düğme toplamaya başladım, çok iyi meşelerim vardı. Pul koleksiyonum vardı, para biriktirirdim, ilk gün damgalı beşli blok pullar alırdım.

-Pul koleksiyonu göstermek var mıydı?

KÖSTEM: Yok kimseye göstermedim pullarımı, hep sakladım. Sadun Bora’nın dünya seyahatine çıkış ve dönüş ilk gün damgalı pulları var bende. Benim amcam, babam da meraklıdır koleksiyonculuğa. Mesela bende Şevket Bilgin’in 1957 yılında Yeni Asır gazetesini bölgeye dağıtmak için getirttiği kamyonet duruyor. 1956 model F100 Ford. Çok özel bir kamyonettir, bir dönem de makam aracı olarak kullanılmış. Mavi enfes bir kamyonet, kaçak dizisinde Dr. Kimble’ın kaçtığı kamyonetin aynısı.

KISKANMAYA  BAŞLIYORSUNUZ

-Bu koleksiyonerlik merakının ardında yatan duygu nedir?

KÖSTEM: Psikiyatristler cimrilik derler (gülüyor).

-Dünyada bu tür koleksiyoner insan tipi var ama..

KÖSTEM: Yapı, kişilik bu.

-Zaman harcıyorsunuz, para harcıyorsunuz.

KÖSTEM: Bir müddet sonra onları kıskanıyorsunuz da. Kimseye gitmesin, kimse ellemesin diye kıskanıyorsunuz. Böyle çok insan var. İzmir’de o kadar çok koleksiyoner var ki… Kapı tokmağı, anahtar, kilit toplayan o kadar çok insan var ki. Bu bir merak da olabilir. Eskiden kitap bulamıyordunuz konuyla ilgili, şimdi internete girin daktilo koleksiyonu ile ilgili neler çıkıyor… İnsan daha çok iştahlanıyor.

-Siz arabanızla geçerken tarladaki eski traktörü bile satın almış birisiniz…

KÖSTEM: Bizim otel daha ortada yokken ben otelin antika mobilyalarını, kapılarını almıştım. Mesela müzenin tuğlalarını Edremit tarafından satın aldım, 150 – 200 yıllık evlerin yıkıntılarından getirttik. Hiçbiri yeni tuğla değil.

ANTİKACILARA GİTMEYE KORKUYORUM

-Günlük hayatta kullandığınız eşyalar antika mı?

KÖSTEM: Yok ben onları birer sanat eseri olarak alıyorum, o daktilolar bir sanat eseri mesela. Hepsi öyle, hepsinde estetik var. 1900’lerin başında İngiltere’den gelen bir un değirmeni var, Aliağa’dan satın aldım. Orada kullanılıyor, gelin estetiğini görün. Müzede duruyor. İyon sütunu gibi ayaklar yapmışlar, o kadar güzel ki. Çok estetik.

-Resim koleksiyonu var mı?

KÖSTEM: Yok benim daha çok mekanik şeylere tutkum var. Gramofonlarım var mesela. İnanın son aylarda antikacı dükkanlarına gitmeye korkuyorum, bir şey görürüm  de alırım korkusuyla.  Müzeye o kadar çok yatırım yaptım ki…

ÖNCE İYİ İNSAN

-Neden doktor oldunuz?

KÖSTEM: Mahalle berberimiz Abdürrahim amca istedi. Lafı dinlenen bir büyüğümüzdü, CHP’den meclis üyesiydi. “Oğlum SSK’da çalışırsın, biz de sıra beklemeden muayene oluruz” dedi. Ben aslında İTÜ makinayı istiyordum ama son anda kayda yetişemedim. Ortopedi branşını da, tıpta üçüncü sınıf öğrencisiyken babamın kaval kemiğinin kırılması üzerine seçtim.

-Peki Levent Köstem markası nasıl oluştu?

KÖSTEM: Ben çok şanlıyım, tevazu göstermeye gerek yok. Ailemden bana genetik olarak el becerisi geçmiş. İyi resim yaparım, iyi ahşap oyması yaparım, iyi  fotoğraf çekerim. Ama ikinci bir şansım daha var, ben öyle ustaların yanında yetiştim ki; bir Orhan Süren, bir Veli Lök, bir Merih Eroğlu. Ali Türköz mesela, biz Ali abiden hastaya nasıl davranılır onu öğrendik.

-Hastaya nasıl davranırsınız?

KÖSTEM: Hastaya adam gibi davranırım. Önce saygılı olacaksın, sonuna kadar dinleyeceksin. Hem iyi doktor olacaksın, hem de dürüst insan olacaksın. Ama önce iyi insan olacaksın.

-Heykeltraş gibisiniz… Kes, yapıştır, vidala …

KÖSTEM: Tıp bir sanat. İyi cerrahların hepsini bir sanatçı olarak görmeniz lazım. İyi gitar, iyi piyano çalabilirsiniz ama çok iyi cerrah olmak o kadar kolay değil.

BERBERİMİ BİLE DEĞİŞTİRMEM

-Ameliyata girmeden önce operasyonu tasarlar mısınız?

KÖSTEM: Erdal İzgi’yi ameliyat etmeden bir gece önce uyuyamadım. Bütün planı yaptım, onu yapmazsanız olmaz. 11 saat sürdü ameliyatı. Bazı püf noktaları vardır, onlar ameliyatı kolaylaştırır. Ben 20 yıldır aynı ekiple çalışıyorum. Kolay ekip değiştirmem, berberimi de değiştirmem, dostumu da.

-Futbol dünyasında da tanınan bir isimsiniz...

KÖSTEM: Evet, İzmir’de ilk spor cerrahisini yapan benim. İlk artroskopik cerrahiyi, ilk kapalı ön çarpraz bağı, ilk omuz artroskopisini yaptım. Böyle olunca takımlar gelip sizi buluyor. Ümit milli takımın ve İzmir’deki bütün takımların doktorluğunu yaptım. 15 yıl Bucaspor’un, 23 yıldır da Altay’ın doktorluğunu yaptım. 18 yıl Altay’la deplasmanlara gittim. Artık aile gibiyiz.

TOKATA TOKAT ATARIM

-Kavgacı bir insan mısınız?

KÖSTEM: Ben kavgacı değilim ama benim damarıma basarlarsa… Bana bir tokat atana, ben de bir tokat atarım. Ben çok duygusal bir insanımdır, çok çabuk ağlarım. İstiklal Marşı’nı duyduğum anda gözüm sulanır.

-Siyasete  de girdiniz, CHP meclis üyeliği yaptınız…

KÖSTEM: Siyasette beni sevmiyorlar.

-Siz siyaseti seviyor musunuz?

KÖSTEM: Bir şey yapmak isterim bu ülkeye. Ama benim yapacağım çok şey var, sergiler açmak istiyorum. Ahşap oyma sergisi, fotoğraf sergisi açmak istiyorum. Düzgün belediye meclisi üyeleriyle, iş takip etmeyen, eğitimli insanlardan oluşan bir grupla bu iş olur. Bu da kolay olmayacağına göre, iş çok zor. Yapamazsınız yani.

-Köstem Vakfı’nı kurdunuz…

KÖSTEM: Rahmi Koç’un vakfı olur da, Köstem’in vakfı olmaz mı dedim, ben de kurdum (gülüyor) Şaka bir yana Rahmi Koç Müzesi inanılmaz güzel bir müze. Bu ülkenin Rahmi Koç’a teşekkür etmesi gerekir. İzmir’e bakın, kaç ailenin müzesi var? Halbuki Koç Müzesi gibi, Sabancı Müzesi gibi müzelerin İzmir’de de olması gerekiyordu. Şu ana dek bir tek Arkas’ın aile müzesi var. Zeytinyağı müzesi kurmak bana mı düşerdi? Ben zeytinyağından daha bir kuruş kazanmadım. Komililer’e düşerdi. Yıllarca bu işten ciddi para kazanmış insanlara düşerdi. Sanayi müzeleri kurmaları gerekirdi. Burjuvazi diye anılan grup kültür bırakır. Bu bir onurdur onlar için. Belki de benim zeytinyağı müzesi projesi tüm bunlara tepki olarak çıktı.

-Neden zeytinyağı müzesi?

KÖSTEM: Çocukluğumda Buca’da her taraf zeytinlik ve bağdı. Bizim mahallede zeytinyağı fabrikası vardı. Zeytin toplar, torbalarla fabrikaya götürür satar, para kazanırdık. Sonra o fabrikalar ne yazık ki korunmadı ve yıkıldı. Buna hep çok üzülmüşümdür.

-Nasıl karar verdiniz?

KÖSTEM: Urla Nohutalan köyünde kurduğumuz çiftlikte ilk zeytin ağacını diktiğim gün karar verdim. Urla Uzunkuyu’da, eski bir fabrika binası aldım. 2004 yılında kafamda kurguladığım müzenin bütün malzemelerini toplamaya başladım. Ege Bölgesi’ni gezerek taş, pres, kantar, makine ve saklama kapları topladım. Antikacı dostlarım çok yardımcı oldular. İlk zeytinyağı işliği Klazomenai’yi projelendiren Ertan İplikçi ve Güven Bakır hoca ile oturduk, müzenin ana hatlarını belirledik.

EN BÜYÜK ZEYTİNYAĞI MÜZESİ

-Müzenin özelliği nedir?

KÖSTEM: Dünyada 26 tane zeytinyağı müzesi var, hepsi Akdeniz kıyısında. En büyüğü bizim projenin yarısı kadar değil. 5 bin metre kapalı alanda, 20 bin metrekare alana yayılan bir müze olacak. Dünyanın en büyük Zeytinyağı Teknolojileri Müzesi’ni kuruyoruz. Zeytin, yeryüzünün ilk zeytinyağı işliği Urla Klazomenai’den itibaren insan, hayvan, buhar, mazot, elektrik, rüzgar, su gücü ve taşla ezilmiş.

Müzede 2 bin 500 yıllık zeytinyağı teknolojisi anlatılıyor. İçinde modern bir zeytinyağı fabrikası, ahşap ve seramik atölyeleri, restoran, tadım üniteleri ve sabun müzesi var. Buca’nın eski değerlerinden Kadri Dayı’nın kahvesi de olacak, köy bakkalı da. Nihai amacımız müzeyi bir eğitim kurumuna dönüştürmek, sanat çalıştayları yapmak, sempozyumlar düzenlemek.

-Bu çok maliyetli bir yatırım değil mi?

KÖSTEM: Eh sata sata yapıyoruz. Hekimlikten kazandıklarımızı, evlerimi, yazlığımı, arsalarımı satıyorum. İZKA’ya  üç proje verdim, üçü de reddedildi. Müzenin açılış günü söyleyeceğimi şimdiden biliyorum, “Bu müzeyi açmak bana düşmezdi.”

-Nereden girdim bu müze işine dediğiniz oluyor mu?

KÖSTEM: Bu ülkede iş yapmak o kadar zor ki… Beni en çok resmi işler yordu. Belediye her ne kadar çok yardımcı olsa da işler belli bir yere kadar hızlanıyor. Mesela Köstem Vakfı kurduk, bir sahtekar çıktı bizi dolandırmaya kalktı böyle şeylerle uğraşıyoruz. Ben malımı mülkümü sattım, ülkeme dünyanın en büyük zeytinyağı müzesi olacak bir yer kuruyorum.

BÜTÜN PARAMI HARCADIM

-Müze için cebinizden ne kadar harcadınız?

KÖSTEM: Hiç hesaplamadım ama çok fazla. Bütün paramı buraya harcadım. 38 yıldır çok çalıştım. Müzenin içinde o kadar değerli şeyler var ki. Mesela çok kıymetli ezme taşları, buhar makineleri var. Biz müzenin içinde modern zeytinyağı fabrikası hariç tarihten günümüze uzanan teknolojinin sergilendiği 14 ayrı fabrika sistemini  bire bir ölçekte kurduk. Hepsi gerçek, Klazomenai’nin aynısını yaptık.

-Bu müzede her şey orijinal diyebilir miyiz?

KÖSTEM: Taşları orijinal ama tabii ahşapları değil. Aslında bir sanayi müzesi gibi oldu. Yukarıda da sabun temizlik ve hijyen müzesi kuruyoruz. Anadolu vebadan nasıl kurtulmuş mesela , Romalılardan teslim aldığı hamam kültürüyle. Sabun müzesine hamam da yaptık. Hamamın içine berber de kurduruyorum.

-Müze ne zaman tam olarak açılacak?

KÖSTEM: Aslında şu anda gezilebiliyor ama obsesyon zor bir şeydir biliyorsunuz. Obsesif bir tip olduğunuzda her şeyin tam olmasını istersiniz. O yüzden her şey dört dörtlük olsun diye bekliyorum. Şimdi restoran ve satış dükkanını bitirmeye çalışıyorum. Restoran da ISO belgeli güzel bir yer olacak.

-Yani geldiğimizde müzeyi gezip sonra mola verip kahvemizi içip…

KÖSTEM: Arada seramik atölyesinde çalışabileceksiniz, ahşap atölyesinde model yapabilirsiniz.

HEKİMLİĞİ SEVİYORUM…

-Müze açıldığında hekimliği bırakacak mısınız?

KÖSTEM: Yo, ben hekimliği seviyorum. Ben ameliyat yapmadığım zaman huzursuz oluyorum, geriliyorum. Zaten çok sevdiğim ameliyatları yapıyorum artık, endoskopik çapraz bağ, menüsküs cerrahisi, tendon yaralanmalarından hoşlanıyorum.

-Yeniden dünyaya gelseniz yine hekim mi olurdunuz?

KÖSTEM: Olmazdım, ahşap sanatlarıyla uğraşan birisi olmak isterdim. Ahşap dizaynı yapan, tasarlayan ve yapan biri olmak isterdim. Hekimlikte tanısını koyup cerrahisini yapmak gibi… Öyle biri olmak çok isterdim. Ahşap oyuncaklar yapmak için o kadar çok proje biriktirdim ki. Trenler, arabalar, tekneler, hepsinin projelerini satın aldım. Param olduğunda cns tezgah alacağım.

İSTANBULLU’LAR GELİYOR

-Urla’da sizin müze açılıyor, Bağ Yolu da çok anlamlı oldu. 20 yıl sonra bölge nasıl anılacak sizce?

KÖSTEM: Normal şartlar altında (gülüyor) biz asistanken,(nşa)yazardık, bu bölgenin gelişimi mükemmel olur. Bir kere kıliması müthiş, tarihin de  alası var. Bunları korumak önemli. Bütün bölge eskiden bağ imiş, Nohutalan köyü restore edilse müthiş turist çeker. Barbaros köyüne giderken üç yel değirmeni var restore edilmeyi bekliyor.  Yerleşmeye de çok kaliteli, eğitimli doğa aşığı insanlar geliyor. Aman koruyalım bozmayalım diyen insanlar.

Eşim söyledi, İstanbul’dan Urla’ya son iki yılda 1.400 aile gelmiş. Belki burayı İzmirliler’den daha çok koruyacak insanlar geliyor. Bölgeye katma değer katacak insanlar yerleşiyor  Urla’ya. Önemli olan bizim İzmirliler olarak bu insanları kullanma becerisini bulmamız. Onların bilgi, tecrübe ve çevrelerini kullanacak beceriye sahip olmamız lazım.

ESTETİK KURUL OLUŞTURULMALI

-Neler yapılabilir?

KÖSTEM: Bu sistem yerli halkın kazancını artıracak bir sistem geliştirir, bölgeyi markalaştırabilirse araziler değerlenir. O nedenle Yarımadanın Balçova’dan itibaren tümüyle ele alınması lazım. Bu bölge dünyada nadir yerlerden birisi. Ben dünyada bir çok güzel yer gördüm ama Yarımada her şeyiyle çok özel bir yer. Burası bütün uygarlığı şehir devletleri, demokrasiyi burada yaşamışlar. Mutlaka yerli halkın gelirini artıracak işler yapmak lazım. Zeytinyolu ve şarapyolu ile bu bölgeye 90 binin üzerinde ziyaretçi gelmiş.

Tehlike nedir? Büyük çok katlı binalar, taş ocakları, yangından korunmak, gereksiz ağaç kesimlerinin önlenmesi ve bir estetik kurul oluşturularak yapılacak evlere özel izin verilmesi gerekiyor. Tarz oluşturmak önemli, ana arterlerde bile bir tarz olması, kural getirilmesi lazım. Göreceksiniz en başta bu kurallara itiraz edenler örneğin restoranlar sonra en çok gelir kazanan işletmeler olacaktır. Yerli halkın doğrudan üretiminin, organik tarım ve kooperatifçiliğin desteklenmesi lazım. Gurme restoranları oluşmaya başladı, belediyenin Sanat Sokağı çok güzel, Enginar Festivali çok başarılı. İyiyi yakalamak için açık olmak lazım, ben bölgeden çok ümitliyim. Göreceksiniz bölgede yurtdışından, İstanbul’dan gelen kültürlü insanlar da çok güzel gelişmeler sağlayacak. Ben çok ümitliyim, inşallah bu ümidimiz devam eder. Yarımada bölgesi hak ettiği değere kavuşur.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Anne
 12 Temmuz 2017 Çarşamba 00:09
Çok anlamlı ropörtaj bu kadar çok çeşit antika toplamak müze yapmak harika tebrikler
 Mehmet dover
 26 Şubat 2017 Pazar 08:32
Teşekürler hocam Urla size unutmayacak
 Adnan Arsoy
 26 Şubat 2017 Pazar 01:51
levent hocam canım abim siz gercekden bu topluma cok faydalı oldunuz umarım kıymetınızı bılırler sagılrımla
 Hayri Özsu
 25 Şubat 2017 Cumartesi 18:04
Emeklerinize sağlık. Gezdik, gõrdük. Bu haliyle bile çok güzel ve değerli. Yarımadanın bir bütün olduğu güzel bir saptama. Bence de yapılacaklar buna göre belirlenmeli. Kolaylıklar diliyorum. Yolunuz açık olsun.
 Erhan Gürel
 25 Şubat 2017 Cumartesi 11:56
Hanzade Hnm, elinize ağzınıza sağlık, nefis bir röportaj olmuş. Saygılarımla
 Olcay Sağ
 25 Şubat 2017 Cumartesi 10:26
Sayın Levent Köstem sizi iyiki tanımışım .Siz İzmir için büyük bir şanssınız .Daha çok güzel şeylere imza atacağınıza inanıyorum .Yolunuz açık olsun .🙏
Diğer Röportajlar
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2017 Ege'de Sonsöz