MENÜ
İzmir
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
YUJ Var, YUJİST Var...
Benan Bilek - Ayça Yersu
3 Temmuz 2017 Pazartesi 00:00

YUJ Var, YUJİST Var...

Hanzade Ünuz, Fark Yaratanlar’da Benan Bilek ile tasarımcı Ayça Yersu’yla birlikte çıktığı Yuj yolculuğunu konuştu.

İzmir’in gizli hazineleri vardır...

Bilmeyiz fazla.

Olağanüstü işler yaparlar...

Görmeyiz genelde.

Fark edip kapınca başkaları...

Övünürüz arkalarından ‘İzmirli ama işte onlar’ diye.

Ben şimdi diyorum ki,

Hali hazırda İzmir’de iki FARKLI kadın var.

Hayatı yorumlamak gibi dertleri olan...

Seçerek yaşayan...

Birbirinden çok farklı iki kadın sanatçı.

Benan Bilek ve Ayça Yersu.

Sanatın farklı dallarında yürürken kesişmiş yolları.

Biraraya gelmişler, olmayanı yapmışlar.

Yeni bir dil, yeni bir tarz icat etmişler.

Adına YUJ, kendilerine de YUJİST demişler.

İki farklının, BİR olmasını tatmışlar.

Tasarımcı Ayça Yersu hissettiğini çizmiş...

Uygulayıcı Benan Bilek hayallerini işlemiş...

Şaka değil, Kemeraltı’ndan aldıkları sinek teli tuval olmuş.

İplik ve iğne de fırça.

Az çizgiyle çok şey anlatmışlar.

Tutulup kalıyor insan sadeliğin büyüsünde.

YUJİST Benan Bilek ve Ayça Yersu’nun duru çizgileri hayata dokunuyor.

İzmir’in de YUJ’lara dokunmasını dileyerek ben sordum,

Sanatçı Benan Bilek de bu naif yolcuktaki taşlı yolları anlattı...

-Sevgili Benan her şey nasıl başladı?

BİLEK: Her şey el ile başladı. Yuj’da bu kez Ayça İle Benan el ele tutuştu. Çünkü el ele vermek, el vermek geleneğimizde vardır biliyorsun.

-Yuj nedir, farklılıkları ve hassasiyetleri birleştirmek mi?

BİLEK: Yuj tamamen bu zaten, bir olmak, bütünleşmek. Yoganın kökü. Biz Ayça ile bu projede bütünleştik ve 25 parçalık bir koleksiyon sunduk. Bu 25 parçanın içinde iki tarz var. Bir el serimiz var, diğeri de kadın. Çünkü ikimiz iki ayrı kadınız, değişik geçmişlerimiz var. O kadınlarda bekleyiş, suskunluk ve kendi içine dönüşün sonunda yeni bir enerjiyle çıkmayı görüyoruz aslında.

-Ayça ile Benan nasıl iki kadın?

BİLEK: Ayça ile Benan birbirinden çok farklı iki kadın. Biri daha sakin, daha dingin, diğeri daha neşeli, daha hareketli. Ama yaşama bakış açıları çok benziyor. Neden? Çünkü popüler bir hayatın içinde değiller, seçtikleri var. Seçtikleriyle yaşıyorlar, bu yeterli diyerek devam ediyorlar. En önemlisi ikisini de heyecanlandıran yapılmamış bir şeyi yapmak, yapılmamış bir şeye sebep olmak. Her ikimiz de alelade bir malzemeyi alıp onun bir sanat eserine dönüştürülebileceğine inanan insanlarız. Hayata ve çevreye bakarken yorumlanabilir, yapılabilir olarak görüyoruz.

-Peki Ayça ile Benan, bu iki farklı kadın nasıl buluştu ve adına Yuj adlı bu farklı sanat dilini nasıl buldu?

BİLEK: Biz Berna Gökengin’in psikodrama merkezinde tanıştık Ayça ile. Ben bir hafta geç başlamıştım kursa, “İnce Eledim” adlı elek sergimin kitaplarımı götürdüm herkese. ‘Geçen hafta stand up gösterilerim nedeniyle katılamadım, kendimi anlatmak için çok vaktinizi de almak istemiyorum’ dedim. ‘O bir Benan, bu da diğer bir Benan dedim. Ben 15 yıldır un eleklerine resim yapıyorum. Bu da onunla ilgili bir kitabım, yaşamım görüşlerim renkli. Benimle ilgili her şey burada’ dedim ve programı başlattım.

GİZLİ BULUŞMA...

-Ayça?

BİLEK: Biz Ayça ile ilk tokalaşırken birbirimize çok acayip bir şekilde derin baktık. Merhabalaşırken bazen sanki çok uzun yıllardır tanışıyormuş hissi olur ya birisiyle, işte öyle oldu. Ve ben o sırada içimden çok komik bir şekilde bu kadınla bir şey yapacağız dedim. Sonra öğrendim ki Ayça da aynı şeyi düşünmüş. Bu arada psikodramada yol almadan, birbirimizi tanımadan dışarıda görüşmemiz yasak. Çünkü birbirimizi psikodramada tanımamız gerekiyor.

-Bir kaçamak oldu galiba?

BİLEK: Şöyle, ertesi hafta yine psikodramada görüştük ve Ayça bana bir ara seninle bir ara bir şey konuşmak istiyorum dedi. Ara verildiğinde ‘Hadi konuşalım’ dedim. ‘Yok burada olmaz dışarıda konuşacağız’ dedi. Beni bilirsin ben kocaman bir kadınım ama içimde hınzır bir çocuk vardır hep. Gizli buluşma fikri bana çok iyi geldi.

-Ve kader ağlarını ördü...

BİLEK: Evet Konak Pier’de deniz kenarında çok hoş bir cafede buluştuk, Ayça masanın üzerine benim ‘İnce Eledim’ kitabımı koydu ve ‘Bunlar senin eleklerin, bunlar da benim çizimlerim’ dedi çalışmalarını gösterdi. Çok hoşuma gitti, çok beğendim. Ayça kendini çizgilerle çok güzel anlatan bir insan, müthiş. Çok heyecan verici, kendi yalınlığı gibi. O yalınlığın altında bir sürü derinliği vardır Ayça’nın çok özel bir kişiliktir. Resimde onu görüyorsun ve ‘Bunu ancak Ayça çizer’ diyor insan.

‘Senin eleklere bunları yapalım mı’ dedi. Ben hemen ‘Hayır’ dedim. Ben hayır dediğimde çok şaşırdı, ‘Neden’ dedi. ‘Çünkü elekler benim. Ben yıllardır elekleri çalışıyorum zaten, seninle neden ortak bir şey yapayım ki’ dedim. Çok bencil gibi bir sözcük aslında ama bencillikle söylemedim, anlamasını istedim. ‘Eğer beraber bir şey yapacaksak benim de heyecanlanmam lazım, ben eleklerimde heyecanlanıyorum zaten. İkincisi senin çizgin çok yalın, siyah beyaz. Eleklerde ise renk ve neşe var, tamamını doldurmak var’ dedim.

-Sen yeni bir zemin, tuval arıyorsun…

BİLEK: Üstelik bir de bana acı arkadaş dedim. Neden yıllardır maksimum 30 santim çapında bir alana işlerken, yine sınırlı bir alanda çalışayım? Ben dikdörtgen istiyorum, kare istiyorum. Büyük boyut istiyorum dedim. Eleğin formatından başka bir boyutta başarmak istiyordum.

-Sen hep başarı odaklı mısındır?

BİLEK: Evet başarı odaklıyım, başaramamak beni mutsuz eder. Çok mutsuz eder. Farklı bir şey yapıyorsam başarı odaklı olmalıyım.

SİNEK TELLERİ ALINDI

-Ayça ne dedi?

BİLEK: ‘Peki elek istemiyorsun, neye yapacağız’ dedi. ‘Sinek teline yapacağız’ dedim. Girdik Kemeraltı’na, elekçi Ahmet’e gittik. Kumaş ya da kağıt olmayacaktı malzememiz onu biliyordum ve ben işleyeceğim. Siyah üzerine beyaz ya da beyaza siyah tek renk olacak. Dolayısıyla malzemen azalıyor, bir de büyük boy istiyorsun. Daha serbest olmak istiyorum, kullandığın malzemedeki deliklerin seni özgür kılması lazım. Çünkü ipliği iğneyi fırça gibi kullanacağım, dönüşleri yapabilmem lazım. Ben 7 yaşımdan beri nakış yapıyorum. İğneyi ipliği resim fırçası gibi kullanacağımı, işin nasıl akacağını biliyorum. Ayça da heyecanlandı. Üç renk sinek telinden ikişer metre aldık. İplik seçtik, farklı nakış teknikleri kullanalım dedik.

-Elinizde sinek telleri kolları sıvadınız…

BİLEK: Evet Ayça da çok heyecanlandı, çünkü çözüm ürettik. Bu bir tasarım, bu tasarımı daha güçlü göstermenin bir aritmetiğini bulmamız lazım dedim. Ve çok iyi bir fikri vardı Ayça el yapımı bir malzeme kullanalım, sinek teli de arada kalsın dedi. Gerçek bir sinek teli gibi dursun. Rengini zeminden alsın. Arkadaki fondan aldığı renkle renkleniyor ürün. Kraft renk var zeminde üzerine beyaz gelince başka, gri gelince başka renk alıyor.

-Derinlik de alıyor, gerçek bir sinek teli havasında…

BİLEK: Aynen öyle, özünden de çıkmamak lazım. Zaten yapışık yapacak olsan git kumaşa işle, ipin de kesilmez zeminin de bozulmaz. Milyonlarca malzeme aldık, ipler seçtik. Hemen o akşam denedim, haber verdim. Haftada iki kere buluşup çalışmaya başladık.

EL VERMEK ÇOK DEĞERLİ

-Önce hangi çizimi işleyeceğinize nasıl karar verdiniz?

BİLEK: Ellerden başladık çünkü el bizim için çok önemli. Elele tutuştuk, ikimiz birlikte bir şey yapıyoruz. Bir de burada geleneksel kavramları da getiriyor yanında. El vermediğin için bir sürü şey ölmüyor mu? Öğretmediğin, göstermediğin, paylaşmadığın, anlatmadın için… El vermek çok değerli bir kavram, birilerinin hayatına dokunmak. Biz önce birbirimizin hayatına dokunduk ve yeni bir şey oluşturduk. Onun için adı yuj oldu, yuj ondan sonra çıktı.

-Yuj ismini nasıl buldunuz?

BİLEK: Ayça aynı zamanda yoga eğitmeni, Ayça çat diye yuj dedi, ben de evet dedim. Günlerce saatlerce bir ad ararlar ya biz de öyle olmadı.

İZMİR’E RAĞMEN...

-Her şey çok hızlı gelişmiş bu öyküde?

BİLEK: Zamanı buymuş, ikimiz ayrı ayrı bir yerde ne olduğunu bilmeden bir şey büyütürken puzzle gibi birbirine geçmiş oldu. Çok farklı kadın, çok farklı yapı ve tarz. İki farklı yaşam, aramızda on yaş var. Ben ilkokulu bitirdiğimde o yeni doğmuş düşünsene.

-Adı da bulundu ‘Yuj’, üretelim ve sergileyelim fikri nasıl çıktı?

BİLEK: Biz en başta hayal ettik bunu ve İzmir’e rağmen İzmir’de bir şeyler yaptığımız için ben ilk İstanbul’da sergileyelim istedim. İzmir yeniyi çok çabuk benimsemiyor çünkü.

-Ama İzmir insan yetiştiriyor…

BİLEK: Kesinlikle, İzmir kendini koruyor. İzmir kendini koruduğu için bu kadar özel ve güzel. Korurken de bazen içine almıyor, İzmir rüştünü ispat etmiş işleri seviyor. Yuj her şeyiyle çok farklı bir iş, bu kadar fark bazen fazla gelebiliyor. Dünyanın en zor şeyini yapıyorsun, iki kadın bir arada bir şey üretiyorsun.

-Yani İstanbul ürkütmedi, İzmir ürküttü sizi…

BİLEK: İstanbul korkutmadı, İstanbul o kadar büyük ki bir tarafında saklanırız gerekirse (gülüyor). Korkutmadı, hayır.

-Yuj’un ilk adresi İstanbul oldu...

BİLEK: Uğuruna inandığımız için belki de. İstanbul’da çok farklı sergi salonlarında farklı farklı işler yapılıyor biliyorsunuz. Farklı birçok alternatifin içinden sıyrılan ve alışılagelmişin dışında. İstanbul’da kendini göstereceğini düşündüğümüz için. Ve İstanbul İstanbul’dur. Sanat için daha çok salon, daha çok ilgi var. İstanbul’da satış imkanı olan salonlar var. Kıyaslanmak istemiş de olabiliriz, çünkü İstanbul’da o ortam var. Biz de farklı bir iş ile farklı bir yerde olmak istedik, bunun için olabilir. İstanbul hayalimizdi. Ben elek sergilerime de ilk İstanbul’dan başlamıştım, o nedenle uğur gibi aynı zamanda, heyecan verici.

YUJİSTLER

-Yuj eserlerinde her bir çizgi, her bir ilmek neyi anlatıyor?

BİLEK: Aslında her yuj ayrı bir öykü. Biz kendimize de Yujist dedik. Çünkü biz ne yapıyoruz? Yuj. Biz kimiz, yujist. İşliyor, çiziyor, yapıyor, kafa kafaya veriyor denmesini istemedik. Tasarımcı Ayça ve uygulayıcı Benan diye basın bülteni yazdığımızda bu bize gerçek gelmiyor. Ama o gerçek nedir? Onu da bulamıyoruz, biz de yeni bir kavram oluşturduk, yujist dedik.

-Yeni bir eser, yeni bir dil…

BİLEK: Bu dilin de adını koyduk. Ürünleri alanlar da yujist. Şu anda İzmir’de 6 yujist var, çünkü sergi hazırlığı süresince nefes almamız için destek olan kişiler oldu. Şu anda iş yerlerinde ve evlerinde yuj eserleri olan İzmirliler var yani. Bizimle neredeyse eşdeğer oranda heyecanlanandılar. ‘Bu çok farklı, çok yalın bir anlatım dili’ diyerek bizi anladılar.

-Bizi anladılar derken?

BİLEK: Herhangi bir kadın figürüne baktığında orada bir taraftaki yığılmış saç topuzunun aslında onun geçmişi, yaşadıkları, yaptıkları, kırgınlıkları, mutlulukları, birikimleri olduğunu anlayan kişiler zaten yuj alıyor.

AYRI AYRI ÇALIŞTIK

-Peki her bir çizim, o kadınların öyküsü nasıl tasarlandı?

BİLEK: Tasarlamadık, biz öyle bir yuj olduk ki… Kadın çizelim ama kentli bir kadın olsun bu sefer uzun yüzlü bir kadın dediğimde Ayça çizip geldi. Biz hiç yan yana çalışmadık. Bu serginin en önemli sırrı o çünkü beraber çalışsaydık birbirimizin yaratım sürecini keserdik.

-Az kelimeyle derin öyküler tasarlamak gibi mi?

BİLEK: Çok az maddeyle, işledikten sonra eserin metnini yazdım Ayça’ya gönderdim. Ama Ayça’nın çiziminde o kadar net duygular vardı ki, ben o kelimeleri yazabildim. Buradaki sır orada, Ayça’nın resmine baktığımda aldığım ve koyduğumuz metin.

-Gözlemlediğiniz, deneyimlediğiniz kadınlar mı bunlar?

BİLEK: Her kadın, evet her kadın var. O kadınlarda kentli kadın da var, kırsal hayatın kadını da var, yurtdışında okuyup geri gelip hayal kırıklığı yaşamış kadın da var.

-Ayça bu çizgileri nasıl çıkarttı?

BİLEK: Ayça duyguları çizebiliyor. O şekilde patlattı, ana temaları hep konuştuk. İletişim üzerine yapalım dedik örneğin. İlk kadını çizdikten sonra kadın bambaşka duruyor devam edelim dedim. Ne istiyorsun mesela dedi Ayça. Çok saçlı ama saçını bir yerde toplamış ve yeni bir hayata başlamış bir kadın istiyorum dediğimde Ayça Gabriel’i çizdi.

RUHLAR BİRLEŞTİ

-İkinizin ruhundaki kadınlar buluşmuş sanki…

BİLEK: Aynen öyle, ruh birleşmesi. Tamamlanma, bütünleşme yani yuj oluyor. Ayça bir kadın getirdi, onu işledik mesela. Ayça aman diyorum mesela bu kadının saç örgüleri beni çok heyecanlandırdı, aman nolur saçları çok çizme ben örgüleri özgürce işleyeyim diyorum. Gördüğünde, ‘Ay Beno harika olmuş’ diyor o da. Çünkü biz birbirimizi üretim sırasında hiç görmedik, biterken tam olmuş diyoruz. Bunu tanımlamak çok zor, birbirimizi kısıtlamadan birbirimizin sınırlarına geçmeden birbirimizi tamamladık.

-Ve birbirinize çarpmadan üretmişsiniz, ki bu çok zordur…

BİLEK: Herkes ne yapacağına konsantre olduğu için aslında ortak bir duygudan çıkıyor. Daha baştan beri birlikte ürettiğimiz için… Ayça çizip bir işleyici arasaydı, bu olmazdı. Ben mesleğimden ötürü çok sayıda tasarımcı tanıyorum, çizdirip işleseydim yine bu sonuç olmazdı. Birbirimizin sınırına girmeden, birbirinin yetenek ve birikimlerine saygı duyarak, beraber oluşturma fikrini hazmetmekle ilgili bir şey. Kimse kimsenin bir adım önüne geçmiyor.

YUJ KONUŞUYOR

-Ortaya çıkan estetik başarı, sanatsal değer de çok çarpıcı...

BİLEK: Ayça’nın tasarımının gücü, benim uygulamadaki becerim. Bu çok tanımlanamayan bir şey, yuj ne Benan’ın dilinden ne de Ayça’nın dilinden konuşmalı. Yuj kendi kendini anlatmalı baştan beri fikrim bu. Özel olan yuj.

-Yuj zaten konuşuyor diyorsun…

BİLEK: Çerçevelenip asıldığı zaman öyle bir konuşuyor ki... Michelangelo’dan aldığımız o gökyüzü ve yeryüzünün buluşma noktası dediği ‘Creation of Adam’ın izleyicinin en çok baktığı o orta noktayı ‘Creation of Yuj’ olarak yorumlamamız acayip zengin bir iş. Bizi çok tatmin eden bir iş, biz onu gerçekten çok iyi bir iş yerinde tek parça olarak bir toplantı salonunda görmek isteriz. Bize göre o dokunuş sadece Tanrı’nın insana, insanın Tanrı’ya dokunması değil. İkinin birbirine dokunması, biz Ayça ile birbirimize dokunduğumuz, ellerimizi birleştirdiğimiz için bu sihir ortaya çıktı.

-Simya gibi bir şey mi?

BİLEK: Evet, ‘Creation of Yuj’ 2.5 metre eninde bir eser. İş yerinde her Pazartesi sabahı toplantı yapılır ya, herkes kendi sınırlarını savunur ama aslında hep beraber yaparlar ya o işi… Birbirine dokunma sihrinde ‘Creation of Yuj’un o toplantı salonunda olmasını hayal ettik bu üründe.. Bizim için bir yönetim kurulun odasının duvarında duruyor. İletişim bizim için çok önemli…

-El desenli seriniz de çok çarpıcı. Kişiye özel el tasarımı mı yapıyorsunuz?

BİLEK: Herkes doğduğunda elinde çizgiler var, hayat çizgisi aşk çizgisi gibi... Yuj eldeki çizgileri tekrardan yorumluyor. Neye göre? Bize verdiğiniz algıya göre. Kader çizginiz dışında sizin bize hissettirdiğiniz hayat duruşunuzu resmediyoruz. Kişiye özel eller çizmiş oluyoruz, o kişiyi anlatan eller. Aile büyüğünün fotoğrafı yerine aile büyüğünün elini yuj olarak saklayabilirsiniz. Ya da bir torun ve dedenin eli, baba ve oğulun ellerini birlikte çalıştık. Sizin bize hissettirdiklerinizle, yujist bakış açısıyla resmediyoruz karşımızdaki kişiyi, ellerini. Yaptığımız iş için ‘Biz yujistiz” diyerek farklı bir kavramdan gidiyoruz.

-Sevdiğin, değer verdiğin birinin elinin yuj dilinde resmedilmesi çok büyülü gerçekten de...

BİLEK: Bir iz bırakmak için koşmuyor muyuz hepimiz? İşte el izi de çok değerlidir ya, biz eli yorumlayarak o kişinin izini resmediyoruz. Diyelim ki bir sürpriz yapmak ve kalıcı bir hediye vermek istiyorsunuz. Sevdiğiniz bir kişinin elinin dış çizgisinin ölçüsünü alıp bize veriyorsunuz. Ve o kişiyi kendi gözünüzden bize anlatıyorsunuz. Ardından biz de sizin tanımladığınız kelimelerle o kişiyi yuj olarak resmediyoruz. Çok ilginç ve etkileyici sonuçlar ortaya çıktığını söylemeliyim. Karakterleri el ile ifade edilen kişiler çizgi ve desen ile bu kadar net resmedilmeleri karşısında hayrete düşüyorlar. Yujun ifade gücüyle insanlara ulaşmak bizi de şüphesiz çok mutlu ediyor.

-Yujistler olarak Ayça ve Benan’ın yolu nereye doğru ilerliyor?

BİLEK: Yujun bahtı ne kadar açıksa oraya kadar, baht diye bir şey var çünkü. Tabii ki bilinmek istiyoruz, sanatçının yaptığı her şey kendisini ifade ediş şekli değil midir? Biz kendimizi bu şekilde ifade ediyoruz. Bu ifadenin de algılanmasını istiyoruz ama bu bir süreç meselesi, Yuj kelimesi çok yeni bir kavram. Desteklendiğimiz sürece ilerleyebiliriz. Yuj sponsorluk bazında yol arkadaşları arıyor. Farklı noktalarda olabilmemiz için bizim iyi abilere, iyi ablalara ihtiyacımız olduğu kaçınılmaz. Soruyorlar, eserlerinizi satınca üzülmüyor musunuz diye? Nasıl üzülebilirim, gidecek ki yenileri için heyecan duyacağız. Sonuçta biz sanatçıyız, öldükten sonra anlaşılmak istemiyoruz tabii ki.

 

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu haber henüz yorumlanmamış...

Diğer Röportajlar
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2017 Ege'de Sonsöz