MENÜ
İzmir
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Arınmak…
Teodora HACUDİ
YAZARLAR
7 Ocak 2016 Perşembe

Arınmak…

6 Ocak 
Hristiyanlık inancı için önemli bir gündür. 
Hazreti İsa’nın vaftizini kutlarız.
Kilisede yapılan törenden sonra 
deniz kıyısına gidilir.
Dualar eşliğinde Kutsal Haç denize atılır,
gençler Haçı denizden çıkarmak için 
birbirleriyle yarışır…



Güzel bir törendir,
tüm sular kutsanır.

Sadece denizler ve nehirlerde de değil
her yerde su var;
insan bedeninde,
yeryüzünde,
gökyüzünde,
bitkilerde,
hayvanlarda…

Fota Yortusu
aydınlanma demektir.
Ruhumuzun aydınlanarak yenilenmesi,
tüm bencilliklerden,
ihtiraslardan,
günahlardan 
arınmak için dua ederiz…

Biz İzmir’de yaşayan Rumlar 
senelerce bu ayini kilisemizde yaptık.
Deniz kıyısı bölümünü ise hep erteledik.
Bu sene bir ilk olarak izin istedik,
İzmir Valiliğine yaptığımız başvuruya 
İçişleri Bakanlığından çok kısa sürede olumlu cevap geldi.

1922’den sonra,
tam 94 sene sonra
ritüelimizi gerçekleştirebilecektik…

Bazen yaşananları aktarabilmek zordur.
Duygular o kadar derindir ki
doğru kelimeleri bulamazsın.
Zaten yürek çarpıntısı nasıl anlatılabilir ki
hele mutluluktan sarhoş olmuşsan…

Kilisedeki ayinimiz bitti,
Gündoğdu Meydanı’na doğru yola çıktık.
Vesveseli ben,
günlerdir hava nasıl olacak diye endişelenip durmuştum.
Gökyüzü açılmış
güneş çıkmıştı,
günlerdir süren soğuk havadan eser yoktu.
İzmir adeta bahardan kalma bir gün yaşıyordu.

Törenin yapılacağı alana geldik,
epey kalabalık vardı,
Konak Belediyesinin bizim için kurduğu platform dolmuştu.
Kendimize zor yer bulduk.
Her iki ülkenin de basın mensupları platformdaydı,
tören Yunanistan’da canlı yayınlanıyor,
tepemizde hava çekim kameraları dolaşıp duruyordu.

Tören başladı,
dualar okundu,
Kutsal Haç denize atıldı,
gençler Haçı denizden çıkarmak için daldılar…

Sadece nefessiz kaldığımı hatırlıyorum.
Alkışlarla kendime geldim.
Etrafıma şöyle bir baktım,

kimler kimler yoktu ki…

Birileri devamlı beni çekiştirip duruyor,
sarılanlar, öpenler, tebrik edenler, uzaktan el sallayanlar.
Yunanistan’dan SYRIZA Milletvekili Andreas Michailidis yanımda, şaşkın…
“Dostlarım, 
bugün mutluluğumu paylaşmak için gelmişler
çoğu Müslüman, demin selamlaştığım da Musevi’ydi” diyebildim…

Kiliseye döndük ayini tamamladık.
Bir “ilki” yaşamanın sarhoşluğuyla
şaşkın şaşkın bahçede dolanıyorum…

Peder;
“yanılıyorsun, bu ilk değildi, 
atalarımız bundan 100 yıl önce de böyle kutluyorlardı” dedi.

Haklıydı,
bundan 100 sene önce de bu topraklarda
tüm bayramlar 
hep beraber kutlanıyordu…

Haber kanallarıyla canlı bağlantılara sabahın yedisinde başlamıştık,
gün boyunca da telefonlar susmadı.
Sordular
anlattık.
Mutluyuz,
heyecanlıyız dedik.

Bu toprakların binlerce yıllık kadim medeniyetinin mirasçıları olan bizler
eşit vatandaş olarak kabul görmekten mutluyduk.

Geleneklerimizi, kültürümüzü sürdürürken de
bunu paylaşabiliyor olmaktan dolayı heyecanlıydık…

Akşam eve geldim,
mesajlara bakıyorum,
mesaj kutum dolmuş.

Paylaşımlar almış başını gidiyor,
yorumlara bakıyorum
yaşadıklarımızın önemini daha farklı kavrıyorum…
 
Bir arkadaşım latife yapmış,
“Körfez pırıl pırıl, 
Başkan Kocaoğlu yüzeceğiz derken 
herhalde böyle düşünmemişti 
ama oldu işte...” diye yazmış.
Ben buna çok güldüm
sonra da bir garip oldum.

Bakteriyel kirlilik umurumda değildi
başka türlü kirletilmişti denizimiz.

Senelerdir bizi birleştiren deniz deyip duruyoruz
evet, bu deniz bizi birleştirmişti
ama sonra kirletildi.
Acılarla, 
trajedilerle, 
peş peşe gelen ölümlerle 
çok kirlendi bu deniz…

Bizler sadece “öteki” olduğumuz için çok acılar yaşadık.
Buradan oralara
oradan buralara
sadece “öteki” olduğumuz için gönderildik.
Çoğumuz mübadele hikâyeleriyle büyüdük.
Biz herkesten iyi biliriz memleket hasretini,
çünkü nenelerimizin, dedelerimizin 
gözyaşlarında saklıydı bu hasret.

Bizler el ele verip
denizimizin arınması için çok çaba sarf ettik.
İğneyle kuyu kazarcasına
emekle, özveriyle geldik bu günlere.
Şimdiyse en büyük sevinçlerimiz bile
acıların gölgesinde yaşanıyor,
üstelik bize ait olmayan acıların.

Yoksa bize mi ait
ya da ait mi olmalı bu acılar.

Belki BİZ sahiplenirsek bu acıları
tıpkı kendi acılarımızın üstesinden geldiğimiz gibi
bunların da üstesinde gelebiliriz…

Hiç kimse bana hayalperest demesin.
Şayet bugün İzmir’de 94 sene sonra Kutsal Haç denize atılıyorsa
ve bunu Türklerle Rumlar beraber yapabiliyorsa
ve şayet bugün Yunanlı bir Belediye Başkanı
Mustafa Kemal Atatürk’ün evini 
Atatürk Müzesi olarak adlandırıp
tüm çevre düzenlemelerini yapıp
kentin müzeler listesine ekliyorsa
ben bir hayalperest değilim
ben bir savaşçıyım.

Silah yerine yüreğiyle savaşan bir savaşçı,
tıpkı beni çevreleyen dostlarım gibi.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 cengız cansız
 10 Ocak 2016 Pazar 22:30
yazınız içiçn sızı kutluyorum izmiin havasını bırlıkte soluduğumuz çok mutluyum keşke dığer rum vatandaşlarımızda izmiri terk etmeselerdı
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2019 Ege'de Sonsöz