MENÜ
İzmir 26°
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Bach çiçekleri
Dr. Berna BRIDGE
YAZARLAR
2 Aralık 2018 Pazar

Bach çiçekleri

Çiçekleri oldum olası sevmişimdir. Ruhuma iyi geldiklerini hissederim ve dallarından koparmaya kıyamam. Tüm yazdığım kitaplarımın kapağında çiçekler vardır, benim seçtiklerim… Evimde tabak takımlarımdan çay bardaklarıma, hepsi çiçeklidir. Bach Çiçekleri ile ise birkaç yıl önce tanıştım.

Uzun yıllar önce, 1980 li yıllarda Amerikan Koleji’nde öğrencim olmuş Neşe Çalapverdi bir gün Oxford’a geldi. Öğrencim/arkadaşım geldi diye çok sevindim. Bach Çiçekleri diyordu, bir eğitim almıştı, bana Oxford’da yürürken yol kenarlarındaki çiçeklerin isimlerini söylüyordu, neye iyi geldiklerini, ben de çiçeklerle aram zaten iyi olduğundan onu dinliyordum.

Neşe ertesi yıl tekrar geldi Bach Çiçekleri için Oxford’a. Aslında tam Oxford değildi geldiği yer, 20 dakika mesafede Wallingford diye bir yerdi. Geçen yaz onu oradaki “okul”undan almaya gittiğimde bana Dr. Bach’ın evini ve bahçesini, tedavi için yapımında kullandığı çiçeklerini gösterince konuyu biraz daha iyi kavradım. Dr. Bach çiçek özleri ile tedavi ediyordu. Artık kendisi hayatta olmasa bile Wallingford’daki ufak okulda onun yazdığı program ve kitaplar çerçevesinde Bach Çiçekleri eğitmeni olan kişiler onun adına tedavi yapmayı öğreniyorlardı. Türkiye’de bunu yapan da İzmirli Neşe Çalapverdi’ydi.      

Dr Bach’ın yazdığı, Neşe’nin Ece Ertem ile tercüme ettiği kitap şöyle başlıyor: “Bu kitabın amacı, şifa sanatının gereksiz olduğunu ileri sürmek değildir; maksadının bununla uzaktan yakından ilgisi yoktur; fakat basitçe bu kitabın, hastalıklarının gerçek kökenini kendi içlerinde aramada sıkıntı yaşayanlar için bir rehber niteliğinde olacağı, böylelikle bu kişilerin iyileşme süreçlerinde kendi kendilerine yardımcı olmalarını sağlaması arzu edilmektedir. Dahası bu kitabın, tıp mesleğinde  insanlığın esenliği için kalben çalışan kişileri,  insanları çektiği acılardan kurtarmak için uğraşırken sarf edilen gayretin karşılığını ikiye katlayarak onları teşvik edebileceği ve dolayısıyla da hastalıkların aşılacağı zaferin elde edileceği günü hızlandırması arzu edilmektedir.

Modern tıp biliminin başarısızlığının temel nedeni,  sebeplerle değil, sonuçlarla ilgileniyor olmasıdır. Yüzyıllardır hastalığın gerçek doğası materyalizm tarafından maskelenmiştir; nitekim kökeniyle uğraşılmadığından verdiği zararları da artırması için hastalığa her türlü fırsat verilmiştir. Durum, tepelerde sağlam bir şekilde konuşlanmış olan düşman, çevredeki kırsal alanda sürekli olarak gerilla savaşı yaparken, halkın da bu güçlü garnizonu göz ardı ederek eşkıyaların yaptıkları baskın ve yağmaların sonucunda hasarlanan evlerini onararak ve ölülerini gömerek kendilerini tatmin etmelerine benzer. Genel anlamda tıbbın bugünkü durumu da böyledir; düşmanın iyi korunan o kalesi göz ardı edilerek, kırsal alanda saldırıya uğrayanların tedavi edilmesinden ve katledilenlerin de gömülmesinden başka bir şey yapılmamaktadır.” 

İlgiyle okuduğum kitap şöyle devam ediyor: “Hastalık, kökeni itibarıyla maddi bir şey olmadığından mevcut materyalist yöntemlerle asla tedavi edilemeyecek veya ortadan kaldırılamayacaktır. Zira hastalığın vücutta meydana gelen bir sonuç olup, derin ve uzun zamandır etkin olan kuvvetlerin nihai ürünü olduğunu ve tek başına bedensel tedavinin, görünürde başarılı olsa dahi gerçek sebep ortadan kaldırılmadığı takdirde geçici bir rahatlamadan başka bir şey olmadığını biliyoruz. Tıp biliminin bugünkü modern eğilimi, hastalığın gerçek doğasını yanlış yorumlayarak ve maddi anlamda fiziksel bedene ağırlık vererek hastalığın gücünü muazzam ölçüde artırmıştır.  Bunu da öncelikle insanların düşüncelerini hastalığın kökeninden ve dolayısıyla da etkin bir şekilde üstüne gitme yönteminden uzaklaştırarak;  ikinci olarak da hastalığı yalnızca bedenle sınırlayıp gerçek anlamda iyileşme arzusunu karanlığa gömerek ve asla var olmaması gereken, güçlü hastalık korkusu kompleksine yol açarak gerçekleştirmektedir.  

Esas itibarıyla hastalık, Ruh ve Zihin arasındaki çatışmanın sonucudur ve ruhsal ve zihinsel olarak çaba sarf etmeden asla ortadan kaldırılamaz. Bu çabalar, ileride göreceğimiz üzere, tam bir kavrayışla doğru şekilde sarf edildiği takdirde, ana neden olan o temel etkenler giderilerek hastalık tedavi edilebilir ve engellenebilir. Bedene yönelik hiçbir çaba, üstünkörü bir onarım kadar zarar veremez; dolayısıyla hastalığın nedeni hâlâ faal olduğundan ve başka bir formda kendini her an yeniden gösterebileceğinden aslında burada bir tedaviden söz edemeyiz.  Aslına bakılırsa pek çok durumda görüntüdeki iyileşme zararlıdır çünkü hastadan, sıkıntısının gerçek nedenini saklar ve sağlık durumunun görünüşte iyi olmasının yarattığı tatmin ile farkına varılmayan hastalığın gerçek etkeni kuvvetlenebilir.” 

Çocukluğumdan bu yana astım ve alerjiler ile boğuşan biri olarak kitabı ilgiyle okuyorum, öğrencim Neşe; artık öğretmenim Neşe; ona sorular yöneltiyorum. Gelecek hafta daha ayrıntısı ile Dr Bach, çiçekleri ve Neşe’nin tedavilerini anlatacağım… 

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2019 Ege'de Sonsöz