MENÜ
İzmir 26°
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Bilinçaltındaki korku 2
Dr. Berna BRIDGE
YAZARLAR
12 Ağustos 2018 Pazar

Bilinçaltındaki korku 2

Geçen hafta bilinçaltındaki korkunun kişileri nasıl yardıma ihtiyacı olan kişilere yardım etme sorumluluğundan kaçmaya yönelttiğini yazmıştım. Yakınımızdaki mobbinge seyirci kalmaktan, savaştan kaçan Suriyelilere, işsiz kalıp dilenenlere (dünyanın her yerindekilere) Afrika’daki açlığı görmezden gelip lüks safari turlarıyla sosyal medyada gösteriş yapanlara değinmiştim. Bu hafta aynı konu ile devam ediyorum.

Sorumluluktan kaçmanın bir yolu da yardıma gereksinmesi olan kişiye yardım edilmesi gereken konuda değil, başka bir konuda yardım etmeyi önermek ve bu istenmediğinde de “bak, yardım teklif ettim, reddetti” diyerek sorumluluktan kaçmak…

Bu konuda örneği Sudan’da, bir mülteci kampında çalışmış birinin deneyimlerini aktararak vermek istiyorum. 55 derece sıcaklıkta açlıkla boğuşan insanlara Batıdan yardım geliyor. İnce, naylon, hafif, rengarenk çadırlar… Sıcaktan korumayacak, karın doyurmayacak, ne işe yarayacağı belli olmayan malzeme yani. Belli ki elde kalmış, satılmayan bu malzemeleri vergi muafiyeti, yardım yapmış görünmek gibi yine ticari düşüncelerle yollamışlar. Yani gerçek amaçları yardım yapmak değil…

Yardım etme sorumluluğunu üstlenmekten kaçınmanın bir başka yolu da geçmişte kalan güzel anıları anımsayıp söz konusu ederek şimdiki durumu görmezden, anlamazdan gelerek kendini kandırmak. Örneğin Kudüs’teki son olaylarda ölen Filistinlilere nasıl yardım edebilirim konusuna odaklanmak yerine “Kudüs’e gitmiştim, El Aksa Camii gibisi yok” gibi konulara odaklanmak. Veya orada yaşayan Filistinlilerin gerçeğini görmek yerine El Aksa Camisini söz konusu etmek…

Bir başka yol kaçınma yolu da “Ben sorumluluğumu yerine getirirken o getirmiyor” diye bahane bulma mekanizması. Varsıl bir kişinin daha yoksul bir kişinin çalışmak için harcadığı eforu görmezden gelmek. Veya “Elimde yalnız bu kadar var, daha fazlasını veremiyorum” mazereti. Burada belki de bilinçaltındaki duygusal mekanizma gerçekten bu insanın maddi değil ama duygusal açıdan bu kadar verebilir olduğu...

Çocukken eğer bir kişinin duygusal gereksinmeleri karşılanmazsa o materyal olarak sahip olduklarının yaşamının değer kalitesini belirlediğine inanır. Oysa yaşamımızın değer kalitesini materyal sahip olduklarımızdan çok manevi olarak sahip olduklarımız belirler.  Öte yandan hiçbir materyal olarak sahip olunan şey duygusal boşluğu dolduramadığı için ne kadar materyal varlık olsa da o kişiye yeterli gelmez. Duygusal boşluğun yerini hiçbir maddiyat karşılayamaz…

Eğer bir kişi yardım etmekten duygusal olarak çok yoksun ise, açıkça yardıma gereksinmesi olduğu belli olana bunu anlamamış gibi  “İyi misin” diye bile sorabilir. Soru anlamsızdır… Akademisyenler arasında rastlanan sorumluluğu savsaklama biçimi de, sıkıntılı bir sosyal olayla ilgili yazıp ama hiçbir şekilde harekete geçmemektir. Son yıllarda yükselişe geçen “Olumlu ol, positive odaklan, olumsuz konuşma” akımı da dünyada, çevremizde olan bitene arka dönmek için kullanılabilen bir tutumdur. Gerçek çirkin ve tatsız olabilir. Bu korkutucudur. “Elimden bir şey gelmez ki” tutumu bir kaçınma ve korkma tutumudur…

Liste böyle uzayıp gider. Önümüzdeki hafta bu uzun ve ayrıntılı konuyla devam edeceğim.          

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2020 Ege'de Sonsöz