MENÜ
İzmir
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Çalışmak ibadet, emek en yüce değer değil
Tayfun MARO
YAZARLAR
5 Eylül 2017 Salı

Çalışmak ibadet, emek en yüce değer değil

Evrenin tanrısal bir tasarım olduğu doğru ise; çalışmak, yeryüzüne sürülen insana verilmiş tanrısal bir cezadır. İnsanın sürgün edilmesinin nedenine hiç girmiyorum, o bambaşka tuhaflıklarla dolu bir hikâye... Nihayetinde, insan, ilk günahın kefaretini ödemek üzere yeryüzünde bulunuyor.

Çalışmanın tanrısal bir ceza olduğunu düşünmek için çok fazla nedenim var. Bir kere, yeryüzündeki bütün canlılar mutlu mutlu beslenir, barınır ve bunları yapmak için hiç kimsenin iznine ihtiyaç duymazken, insanın çektiği şu çile ne oluyor! İnsan zeki ve bütün canlılardan üstün olduğu için mi? Sanki birileri bizi işletiyor…

Kutsal metinlere göre, insan yeryüzüne sürgün geldi. Cennetten veya her nerede yaşıyor idiyse, oradan kovuldu… Aslında, sürgünün nedeni ilk günahtan daha fazlası olmalı ama neyse… Meselenin o kısmını kurcalamaya ne aklım yetiyor ne bilgim... Sonuç olarak, insan, yeryüzünde ekmeğini taştan çıkarmaya hükümlü. Akıllı olacak ve hayatta kalmayı becerecek… Bu ahvalde, akıl, insana verilmiş ceza mı, yoksa ödül mü?

Yani meseleye Tanrı tarafından bakıldığında, gerek ibadet gerek ceza olarak çalışma, ilk günahın kefareti oluyor. Din dışı bakış açısından ise, çalışmak bir zorunluluktur. Hatta kimi zaman angarya…

İnsanın hayatta kalmak ve varlığını sürdürmek için yaptıklarının, toplumsallaşmanın bedeli olarak, düzenli iş ve çalışmaya dönüşmesi, emeğin sömürülebilir değeri olduğunun da anlaşılmasına yol açtı. Öyle ki, bir daha insanın iki yakası bir araya gelmedi. Üretim araçlarının mülkiyetini ele geçirmenin ve elde tutmanın yolunu yordamını öğrenen efendiler, insanı eğitip yaşlanıncaya kadar çalıştıracağı sistemi de kurdu. Sermayedar veya işveren, parasını verip insanı çalıştırıyor.

Şimdi soruyorum; Böyle bir çalışmanın neresi ibadet olabilir? Para karşılığı ibadet mi olur?

Bence, sömürüyü mümkün kılan angarya çalışmayı tanrıların kutsama ihtimali yok. Bir ihtimal, uygarlık öncesi avcı toplayıcı toplumlarda, çalışmayı ibadet gibi görmek mümkündü.

Sadece insan emeğini etkin olarak üretimde kullanmak değil, insanları ücret veya maaş karşılığı çalıştırarak gözaltında tutmak da sistemin bekası için gereklidir. Çalışan insanı yönetmek, kapatıldığı işyerlerinde baskı altında tutmak kolaydır. Bunun en somut örneği, işçi sınıfının sahip olduğu emek gücünün iktidar getireceği yanılgısıdır.

Ne yazık ki, metalaşan emek en yüce değer değildi ama iyi para ediyordu. İşçiler kendisi için sınıf olmak yerine, emeğini pazarlamayı tercih etti.

Nihayetinde, yapay zekâ, emeğin en yüce değer olmadığını öğretti. Tanrı ise, çalışmaya mahkûm ettiği insanı yeryüzüne sürdü. İster göklerdeki efendinin gözüyle bakalım, ister yeryüzündeki efendilerin bakış açısını kullanalım, neresinden bakarsanız bakın çalışmak üstümüzdeki lanettir.

Üretmek saikiyle sistemli çalışmayı öğrenen insan, kendisine kalan çalışmadığı zamanlarını da tatil adı altında, sistemin boş zamanları değerlendirme programlarına hasrederek, tam zamanlı gönüllü köle oldu. Ve bu gönüllü köle, emeğin en yüce değer, çalışmanın ibadet olduğuna inanıyor.

Zeki olduğu rivayet edilen insanın halleridir bunlar…

Sonuç olarak, sistemli çalışmak ve artı değer üretmek, insanı sistemin gönüllü kölesi haline getiriyor. Gönüllü köle emeğinin zorunlu çalışma sonucu yarattığı değer, yeryüzü yaşamını bitiriyor.

O insan ki haline şükrediyor, efendilerin önünde diz çöküyor, çalışmayı ibadet biliyor. Lakin ne emek en yüce değerdir ne çalışmak ibadettir; Dünya’nın efendileri bizimle dalga geçiyor.

 

 

 

 

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2017 Ege'de Sonsöz