MENÜ
İzmir 21°
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Dokuz Temmuz’dan sonra…
Tayfun MARO
YAZARLAR
24 Temmuz 2018 Salı

Dokuz Temmuz’dan sonra…

12 Eylül 1980 - 24 Haziran 2018; Eski rejimden yeni rejime geçiş dönemi.

09 Temmuz 2018; Yeni rejimin başlangıç tarihi.

Tarih böyle mi yazar? Dengeden çıkan dünya düzeni başımıza çok daha büyük dertler açılmazsa, tarih böyle yazar, herhalde…

Üçyüz yıllık tarihsel hesaplaşmanın son aşamasını ve Türk-İslam sentezine dayalı dönüşümü başlatacak gelişmelerin fitili, 24 Ocak kararlarıyla ateşlendi. Ardından, 12 Eylül 1980 darbesi geldi.

12 Eylül, bir milattır. Ülkeyi bugünlere getiren gelişmelerin önü, o meşum darbeyle açıldı.

Nihayet, İslamcıların şiddetle arzu ettiği, liberallerin şehvetle savunduğu “Yeni Cumhuriyet” zuhur etti; yeni rejim inşa ediliyor. Şimdi tarihsel sorumluluk, iktidardaki islamcı zümrenin omuzlarında; ya yeni bir toplumsal mutabakatın koşulları oluşturulacak, ya da tıpkı İmparatorluk çökerken olduğu gibi herkes yoluna gidecek.

Osmanlı bakiyesinden yeni bir Cumhuriyet kurmayı başaran Atatürk, Modernite ve Aydınlanma devrimine yaslanarak Batı blokunda, kapitalist sistem içinde, Türkiye’nin yer almasını sağlamıştı.

Sanayi devrimi sonrasında yükselen değerleri benimseyen Cumhuriyet devrimi öncüleri, modern ve laik, çağdaş hukuk devleti şiarıyla yola çıkmıştı. Egemenlik milletindi ve TBMM eliyle egemenlik hakkı kullanılıyordu. Parlamenter sistem benimsenmişti.

09 Temmuz itibarıyla kurulmakta olan yeni rejimde, bütün iktidar tek merkezde, tek kişide vücut buluyor; Erdoğan ve Külliye. Parlamento, gerek görülürse, yasama görevini yerine getirecek… Kuvvetler ayrılığı ve denge denetim bu sistemde yok. Yeni sistemde, her birime ne yapacağını söyleyen “yüce otorite” dışında bir karar organı yok. Birimden kastım, bakanlıklar, ofisler, kurullar ve bilumum kurum ve kuruluşlar…

Bütün karar ve hizmet süreçlerini belirleyen otokrasi, parlamenter rejimin işleyişini, kurallarını, teamüllerini, törenlerini ortadan kaldırırken sistemin belleğini de yok ediyor; yeni bir kültür inşa etmenin yolunu açıyor. İhtimaldir, eski rejimi hatırlatan her şey bir bir ortadan kaldırılacak.

Yeni rejimin islami ve doğulu karakterinin Batı dünyasını ne ölçüde rahatsız ettiği henüz meçhul. Rahatsızlık belirtileri olmakla birlikte, büyük resimde o kadar da rahatsız görünmüyorlar.

Hal gerçekten böyle ise, Türkiye’nin Batı blokundaki varlığının Batı’ya tam olarak ne ifade ettiğini sorgulamak gerekir.

Herşey, Kürtlerin ve Müslümanların yüzyıllık toplumsal mutabakata itirazıyla başladı. Ve yükselen bu itiraz dalgasının iktidara getirdiği AKP’nin yönetim sistemini değiştirmesiyle yeni bir çehre kazandı. Yeni rejimin kimlik siyasetinden milli siyasete yönelmesiyle Kürt açılımı rafa kalkarken, MHP ile yerli ve milli dönem başladı.

Yeni rejim, varlık nedenini toplumun diğer yarısına, yani seküler topluma da kabul ettirmek zorunda. Yoksa yeni bir toplumsal mutabakat mümkün olmayacak. Toplumsal mutabakat sağlayamayan bir rejimin ise uzun süre ayakta kalma ihtimali yok. Üstelik derin bir ekonomik kriz kapımızı çalarken...

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2020 Ege'de Sonsöz