MENÜ
İzmir 12°
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Elazığ’da bir gün
Engin ÖNEN
YAZARLAR
20 Mayıs 2020 Çarşamba

Elazığ’da bir gün

Seyahat için yollara düşmüyoruz bir süredir. Ama onun da ayrı bir tadı vardı gerçekten. Yeni yerler, yeni kültürler ve farklı coğrafyalara uzanmanın tadını özledik şu günlerde. Bir çok gezi programımızı iptal ettik zorunlu olarak.

İki yıl önce kaleme aldığımız bir yazıyı paylaşarak, hem bir nebze özlem giderelim hem de umut besleyelim istedik.

Tunceli Ovacık ve Seferihisar Belediyelerinin ortaklığı ve İzmir Yerel Tohum Topluluğunun da desteği ile düzenlenen etkinlik için yollara düşüyoruz.

Gitmeden özlediğiniz şehirler var mıdır bilmiyorum. Tunceli benim için öyle bir şehirdi. Gençlik yıllarımda “Devrimci yatağı” idi. Munzur’ın adı bile heyecan vericiydi. Son yıllarda doğası ve şehir ile ilgili duyduklarım ve medya aracılığıyla gördüklerim de buraya gitmenin şart olduğunu düşündürdü bana. Bir de Ovacık’taki komünist belediye sempatisi eklenince, fırsat bu fırsat dedik.

Tunceli’ye gitmek için Elazığ’a inen uçağı tercih ettik. Bu vesile ile bir akşam da orada kaldık. Görülecek iki yer öneriliyordu ısrarla. Keban ve Harput.

Önce Harput’a çıkıyoruz. Çıkıyoruz, çünkü Elazığ’ın yüksek bir bölgesinde Harput. Kale ve yerleşim alanı görmeye değer gerçekten. Kalenin ve kazı alanının oradan Elazığ’ı seyretmek için oturuyoruz taşların üstüne.

Arkadaşlarıma sürpriz yapıyorum. Telefondan bir şarkı başlıyor. “Neden geldim Amerika’ya.gelmez olaydım, görmez olaydım…” Türkçe ve çok duygusal bir şarkı. Aynı şarkı sonra “neden geldim İstanbul’a” şeklinde seslendirildi çeşitli şarkıcılar tarafından.

Ne alaka diyor arkadaşlar. Harputlu bir Ermeni bu, 1914 te Amerika’ya sürgün gidiyorlar. Çeşitli kaynaklara göre yetmiş bin Ermeni yaşıyormuş şu anda gezdiğimiz yerlerde. Yani Harput, o zamanın nüfusu dikkate alındığında büyük bir Ermeni şehri.

Sonra ver elini Keban. Keban dağların yamacında küçük ve yoksul bir kasaba. Kasaba merkezine dalıyoruz. Esas amacımız Baraja gitmek. Kahvenin önünde oturan yaşlıca amcaya soruyoruz yolu. Tarif ediyor önce. Sonra kaç kişisiniz diyor. Aldığı cevaba uygun olarak cebinden dört tane akide şekeri çıkarıp uzatıyor.

Ağzımızda akide tadıyla Fırat’a kolayca ulaştık. Çok alımlı çalımlı akıyor. Rengi ayrı güzel, akışı ayrı. Baraj alanına güvenlik tedbirleri gereği yasak olduğu için giremiyoruz. O zaman Fırat’ın kenarındaki restoranda mola verip bir çay içme fikri bize iyi geliyor. Çaylarımızı yudumlarken garsona soruyorum. Yazın giriliyor mu nehre? Girilir ama soğuktur diye karşılık veriyor.

Anladım. “Şu Fırat’ın suyu akar serindir…”

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2020 Ege'de Sonsöz