MENÜ
İzmir 15°
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Fotoğrafla geçen 50 yıl
Çağdaş ÖZGÜN
YAZARLAR
25 Mart 2020 Çarşamba

Fotoğrafla geçen 50 yıl

Tayfun Kocaman'ın "Fotoğrafla Geçen 50 Yıl" Sergisi: Dawn M. Wilson ve Analitik Fotoğraf Felsesinin Bir Problemi Üzerine...

Sanat felsefesinin dallarından biri olan analitik fotoğraf felsefesinin problemlerinden biri fotoğrafın mekanik/otomatik doğası ve sanatçının bu doğa üzerindeki yetkinliği arasındaki çatışmadır. Kimilerine göre fotoğraf, doğası gereği otomatik/mekanik bir görüntü kaydedicidir. Ve bu doğa, sanatçının zihnine bir "bariyer" (Wilson, 2012) koyar. Sanatçı olarak fotoğrafçı, her ne kadar fotoğraflanan dünyayı sahneleme yetkinliğine sahip olsa da, her ne kadar ustaca kullanabilse de kamerasını, deklanşöre bastığı anda bu görüntü otomatik olarak kaydedilir ve sanatçının algısal, bilinçli kontrolü ortadan kalkar. Bu sebeple, hem sanat felsefesinde, hem analitik fotoğraf felsefesinde fotoğrafın sanatsal doğası tartışıla gelmiş ve, resimle karşılaştırılmıştır. Ressam, tuvalin üzerinde tam yetkinliğe sahipken, sanatçı olarak fotoğrafçının yetkinliği fotoğraf üzerinde kısıtlıdır. Özetle, fotoğraflar, sanatçı zihnine bağlı görüntüler değildir, resim sanatçının zihnine bağlıdır (Ki, Polonyalı bir sanatçı olan Zdislaw Beksinski, fotoğrafın kendi hayalgücünü kısıtladığını söylemiştir). Buna kısmen katılsam da, şimdiki düşünceme göre asıl mesele fotoğrafın mekanik doğası değil, sanatçının bu doğa üzerindeki yetkinliği hiç değil, sanatçı zihnine sahip birinin neden fotoğrafik dünyayı seçtiğidir. Bu paragrafı çok kısa bir özet olarak görün. Bu problem yazının temeli olmakla beraber, irdelenmeyecektir.

Tam da bu yukarıda bahsettiğim problemin içinde, Dawn M. Wilson'un "Kamerayla Yüzleşmek: Sanatçı Olarak Fotoğrafçıların Otoportreleri" (Facing the Camera: Self-portraits of Photographers as Artists) adlı makalesinin bir kısmından yararlanmayı bir yol olarak görüyorum. Dawn M. Wilson bir akademisyen, filozof ve analitik fotoğraf felsefesine katkı yapan biri. Otoportre fotoğrafçılığının, yukarıda bahsettiğim probleme yeni bir dosya açabileceğinden bahsediyor. Makalesinin bu probleme direkt olarak bir argüman üretmediğini de söylüyor (Wilson, 2012). Anladığım kadarıyla kritik ettiği şey şu: Sanat felsefesinin fotoğrafa şüpheli bir gözle bakmasının sebebi, sadece izleyiciyi baz alarak ele almasıdır. Otoportre fotoğrafçılığını, hem otoportre kültürünü genişlettiği, hem de sanatçının algısının bu sürece dahil edildiği, sanatçının kendi kimlik ve vizyonunu yeni bir imkanla pratik edebildiği bir sanat dalı olarak ele almamız gerekiyor. Fotoğraflara baktığımızda, evet, otomatik kaydedilmiş, doğası mekanik olarak üretilmiş görüntüler görürüz, yalnız sanatçı olarak fotoğrafçı otoportre üretim sürecinin bir parçasıdır, fotoğrafı seçmiştir. Bunu kaçırıyoruz aslında. Gavi Turk'un "Hiçbir zaman görmeyeceğim bir şeyin portresi" (Portrait of something that I will never really see) adlı fotoğrafta, sanatçının gözleri kapalı bir portresini dille bütünlediğini görürüz. Bu fotoğrafik görüntü hem fotoğrafın doğasını, hem sanatçının düşüncesini fotoğrafla beraber pozlar. Gözlerimiz kapalıyken kendimizi gerçekten hiç göremeyiz, ama fotoğraflar bize bunun için yardımcı olabilir.

Fotoğrafı düşünürken, artık resmi bir kenara bırakıp, fotoğrafın kendi yasalarıyla ve imkanlarıyla ilgilenmemiz şart. Walter Benjamin'in de dediği gibi, fotoğrafın sanata ne kattığını düşünmeliyiz (Kaynağını hatırlamıyorum). Fotoğrafçının objesi genellikle dünyanın kendisidir, ışıktır, bu nesneler hakkındaki algı yapısıdır. Sanatçı olarak fotoğrafçı, bu nesneleri bir araya getirir, düşüncesini nesnelerle oynamaktan, bir araya getirdiği nesnelerin fotoğraflarını göstermekten alır, anlamlı ya da anlamsız olması şart değildir. Sanatçı olarak fotoğrafçı dünyadadır, ve doğal olarak kendisini, içinde bulunduğu dünya'nın nesneleriyle beraber düşünür, yaratır, eleştirir, konumlandırır ve durdurur, kendini şeylerle beraber pratik eder. Örneğin, bir heykeltraş ve fotoğrafçı hayal edelim. Aynı kişi. Heykellerini yaptıktan sonra fotoğraflıyor ve heykellerini yok ediyor. Heykelllerini fotoğraflarıyla var ediyor, kendileriyle değil. Bu sanatçı, hem heykeli kullanır, ama araç olarak fotoğrafı tercih etmiştir. Heykellerin kendilerini görmemize izin vermez, yalnızca fotoğraflarıyla dışavurur.

Otoportre fotoğrafçılığı, bu niyetle, kendisini nesnelerin içinde objeleştiren fotoğrafçıların görüntüleridir. Hem fotoğrafı, hem kendilerini pratik eder fotoğrafçı. Fotoğraf, sanatçılara kendilerini oldukları ve düşündükleri gibi yerleştirme imkanı verir. Fotoğrafçı nesnelerle uğraşır. Tayfun Kocaman'ın "Fotoğrafla Geçen 50 Yıl" fotoğraf sergisinde gösterdiği otoportreleri bu düşünceleri destekliyor olabilir ve Dawn M.Wilson'ın makalesine destek niteliği taşıyor olabilir. Otoportreleri ilk gördüğümde, o görüntülerde bir şeyler olduğunu fark ettiğimi söyleyebilirim. Tayfun Kocaman'ın bir otoportre sergisi, hatta bir kitabını hayata geçirmesi fotoğrafa katkı sağlayabilir.

--

Şimdi geleyim sergideki otoportrelere. Afişte seçilen fotoğraf tam olarak serginin adına uyuyor. Tayfun Kocaman, belki 50 sene önceki haliyle, şimdiki halini portrelemiş. Durağan doğası sebebiyle fotoğrafların zamanı gösterebilme yeteneği de sorgulanmıştır. Doğru düşünülen bir fotoğrafın bu tarz bir yeteneğe sahip olduğunu anlayabiliyoruz. Bu fotoğraf, basit bir dokunuşla, kendi geçmiş fotoğrafını, şimdilerdeki suratının yarısına koyarak fotoğraflanan, ve zamanın akışını kendi bedeni üzerinden tasvir etme gayretinde olan bir fotoğrafçının görüntüsü. "50 sene" diyor. Fotoğrafla yapılan bu. Demin de dediğimiz gibi asıl soru, fotoğrafın neden seçildiğidir, fotoğrafın mekanik doğasının sanatçı üzerindeki yetkinliği değildir. Dawn M. Wilson'un dediği gibi fotoğrafın mekanik doğası, sanatçının otoportreyi ve kendisini genişlettiğini (Wilson, 2012) unutmayalım. Fotoğrafın mekanik doğası sanatçıya kendi kimliğini ve algı yapısını portrelemisinde yeni bir kapı açar.

Sergiden bir fotoğraf ve afiş fotoğrafı

--

Tayfun Kocaman'ın diğer otoportrelerinde de yukarda betimlediğimiz gibi bir konumlandırma, kendini dünya'ya yerleştirme çabasının olduğunu sezimliyorum. Fotoğrafın mekanik doğası bize başka başka görüntüler sunar. Heykel ve mankenlerle beraber çekilen otoportreler, yansımalar ve gölgeler, yüzleşme, arayış, kendini arama, hatta suyun içinde giysi olmadan pozlanan bir beden, üşüyormuş ya da acı çekiyormuş gibi, boşluk, kendi yansımasına bakan bir fotoğrafçı; Ne anlatmaya çalışmış bilinmez, ama bir fotoğrafçının sanatçı kimliğiyle bu görüntüleri ürettiğini düşünüyorum, hem kendini, hem nesneleri , hem de fotoğrafik dünyayı pratikleyen bir sanatçı . Peki neden fotoğraf? Çünkü fotoğraf, bizlere nesnelerin görüntülerini verir. Bize nesnelerle pratik etme olanağı sağlar. Belki de, daha gerçekçi arayışlara girmemize ortam sağlar. (fotoğrafların hayal ürünü şeyler üretmemize engel olduğunu savunmuyorum)

--

Tayfun Kocaman, kendini nesneleştirmekle kalmamış, bir kadın modeli de nesneleştirmiş. Antik kentin duvarına yerleştirilmiş bir kadın fotoğrafını hatırlıyorum. Fotoğrafçının kendi ortamında, bir canlıyı bir noktaya yerleştirerek heykelleştirmesi fikri var burada. Fotoğrafçı dünyaya müdahale eder. Yerel bir fotoğrafçının fotoğrafı kullanım biçimine dair düşündürücü görüntüler gördüğümü söyleyebilirim. Tayfun Kocaman, hakikaten ne düşünüyor fotoğraf hakkında? Fotoğrafın nesneleri için, bir sanatçı olarak fotoğrafın kullanımı hakkında neler söyler bize 50 sene sonunda? Bir fotoğrafında ölümü de düşündüğünü görebildiğimi söylemek isterim, öyle mi acaba?

--

Genelde arkasında bir düşünce olan fotoğraflara bakmayı tercih ederim. Her ne kadar Joel Meyerowitz her fotoğrafın birer "idea" olduğunu dile getirse de, pek bilemiyorum bu meseleyi. Sergiyi gezerken ilgimi çeken fotoğraflar, diğer insanların portreleri ya da antik kentlerdense, Tayfun Kocaman'ın kendi düşüncesinin ürünü olduğu görüntülerdir. Fotoğrafın ortamını pratik ettiği görüntülerdir. Bir düşüncenin ürünü olan Tayfun Kocaman fotoğraflarını bir arada görmeyi, yalnızca otoportrelerine ait bir sergiyi gezmeyi isterim açıkçası. Tayfun Kocaman'ın otoportreleri Dawn M. Wilson'un makalesine malzeme çıkartabilir.

--

Sergi IFOD (İzmir Fotoğraf Sanatı Derneği) Galeri'de.

* Bu yazıda, Dawn M. Wilson'un Türkçe'ye çevrilmemiş ("Facing the Camera: Self-portraits of Photographers as Artists") makalesinden esinlendim. Makalenin başlığı ve bazı tırnak içine alınmış kelimeler, ve yazımda ,makaleden anlattığım bir bölüm benim çevirim ve kavramamla anlatılmıştır.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Erhan Özgün
 26 Mart 2020 Perşembe 11:50
Teşekkürler
 Cengiz ÖZGÜN
 25 Mart 2020 Çarşamba 14:04
Güzel bir yazı olmuş
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2020 Ege'de Sonsöz