MENÜ
İzmir 15°
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Gıda sektöründe tekelleşme ve yabancılaşma
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
YAZARLAR
18 Haziran 2017 Pazar

Gıda sektöründe tekelleşme ve yabancılaşma

Günümüzde güncel birçok konu var iken “Gıda Sektöründe Tekelleşme ve Yabancılaşma”yazısı  kimilerince ‘teferruat’gibi gözükebilir.Ancak  dünyanın her yerinde insan oğlunun , önce ekonomik (aş-iş)  sorunuyla karşı karşıya olduğunu biliyoruz.

Aslında kitlelere “Cambaza bak,cambaza deniliyor”(*)

Bu nedenle aş sorunumuz belki de en önemli sorunumuz olarak katlanarak devam edecek gibi gözüküyor.

Aş,bir başka deyişle “gıda sektörü ve organize gıda perakendeciliğinde de tekelleşme ve yabancılaşma “yaşamsal bir konu.

Gıda Sektöründe Tekelleşme ve Yabancılaşma Nasıl Gerçekleştirildi?

  • Gelişmekte olan ülkelere uygulanan politikalar, ticaretin serbestleştirilmesi, kamusal düzenlemelerin azaltılması ve kaldırılması (özelleştirme vb), yabancı sermayeye eşit muamele hatta avantajlar, ekonomik istikrar programları (özünde emek ücretlerinin düşürülmesi) şeklinde özetlenebilir. Kısaca anılan politikalarla çok uluslu firmalar için yeni bir ticaret ve yatırım ortamı oluşturuldu.
  • Böylece, özelleştirilen kamu şirketleri ile yerli firmalar çok uluslu şirketlerce satın alınmaya başlandı. Buna rekabete yenik düşme diyenler var. (?)
  • Küçük üretici, tarım ve gıda sektöründe devre dışı ya da daha ucuza mal satmak durumunda kaldı.
  • Gıda sanayinde yeni üretim ve pazarlama teknikleri ortaya çıkarıldı. Tekelleşen ve yabancılaşan gıda sanayi, ürünlerini daha yüksek oranda süpermarket / hipermarket zincirleri ile pazarlamaya başladı. Bu şekilde kar payları yüksek oldu. Aynı zamanda kar transferlerine olanak sağlandı. Gelişmekte olan ülkelerin dış ödemeler dengesi bu yolla da giderek bozuldu.
  •  Şehirleşme ve gelir dağılımının bozulmasıyla yaratılan ve zenginleştirilen katmanlar için yeni arayışlar ve özentiler ortaya çıkartıldı. Bunlar, çağdaşlaşma diye tüketim toplumuna ve yabancı ürünlere yönelmeye başladılar.
  •  Gelişmekte olan ülkelerde, pazarlama zincirinde kimi sorunların; örneğin kalite ve gıda güvenliği gibi sorunların çözümünün yabancı firmalar ile olası olabileceği beyinlere aktarıldı ve benimsetildi.

Türkiye´de Gıda Sektöründe Tekelleşme ve Yabancılaşma

Birkaç örnek verelim:

  • Süt ve ürünleri piyasasını yedi şirket yönetiyor. Pınar, Ülker ve Danone en büyükleri. Daha sonra SEK, Yörsan ve Dimes geliyor.
  • Makarna piyasasında, dört şirketin egemenliği var. Sektörde Ankara, Filiz, Piyale ve Pastavilla ilk sıralarda yer alıyor. Anılan firmaların piyasa payları yüzde 70’i geçiyor. 
  • Bebek maması, yerli+yabancı ortaklığı ve yabancıların tekelinde. Payları yüzde 90. Group Danone ve Ülker Hero Baby, bebek piyasasının en büyükleri.
  • Yağ piyasasında kurulu kapasitenin yüzde 65’i, pazarın yüzde 80’i yabancıların olmuş. Sıvı yağlarda baş aktörler Suudi Savola Group. 
  • Bira piyasasının hemen bütünü yabancıların. Dörtte üçü Efes Pilsen ve geriye kalan ise İsrail firmasının.
  • Hazır kahvede egemenlik Neskafe’de. Piyasanın üçte ikisini denetliyor. 
  • Margarin sanayinin yüzde 90’ına yakını Unilever, Ülker ve Marmara Gıda’nın
  • Çikolatanın egemeni Ülker, şekerleme sanayi ise Shwepps’in eline geçti (Türkiye’de gıda sektöründe tekelleşme ve yabancılaşmanın durumu hakkında daha ayrıntılı bilgi; Oral N. Mülkiye Derneği, Bahar, 2009 Cilt:23, Sayı:262).

Gıda Sektöründe Tekelleşme ve Yabancılaşmadan Kimler Kaybediyor?

Başlıcalarını sıralayalım;

  • Küçük ve orta ölçekli tarım işletmeleri: Bunlara Türkiye’de yaşanan süt krizinde olduğu gibi büyük işletmeler de eklenebilir. Küçük ve orta ölçekli tarım işletmeleri, gıda firmaları karşısında örgütsüz. Bu durumda ürünlerini yok pahasına gıda firmalarına satmak zorunda kalıyorlar. Üstelik son dönemlerde hızlanan sözleşmeli tarım modeliyle, gıda firmalarına tek yanlı bağımlılık egemen olmuş. Kimi gıda firması yetkilileri, «Çiftçiler, bizim nikahlılarımızdır” diyebiliyorlar.
  • Tüketiciler: Kimileri gıda ve perakende sektöründe yaşanan tekelleşme ve yabancılaşmadan tüketicilerin karlı çıktığını söyleyebiliyorlar. Gerçekten durum böyle mi? İki örnek verelim. Birisi et olsun. Et krizini tetikleyen öğelerden birisi de gıda ve perakende sektörünün yapısal özelliğidir. Et krizinden hayvan yetiştiricileri değil, hipermarketler karlı çıkmışlardır. Bunlar baskülde oluşan fiyat artışını daha büyük ölçüde tüketicilere yansıtmışlardır. İkincisi de domates olsun. Firmalar, salça yapmak ya da taze olarak pazarlamak için tarladan domatesi yok pahasına topluyorlar. Siz salça fiyatlarının düştüğünü ya da ucuz taze domates aldığınızı hatırlıyor musunuz?
  • Küçük ve orta ölçekli gıda firmaları: Bunlar çok uluslu şirketlerce satın alınıyor ya da kapanmak zorunda kalıyorlar. Bundan yerli büyük gıda firmaları da etkilenecek gibi gözüküyor. Ya taşeron firma olacaklar ya da firmalarını satarak belki de kendi işletmelerinde işletme müdürü olarak görevlerini sürdürecekler.
  • Çevre sağlığı: Gıda sektöründe tekelleşme ve yabancılaşma, tarımda endüstriyel tarımla ortaya çıkmış bulunuyor. Bu durum ise çevre sağlığını olumsuz etkiliyor. 
  • Gıda güvenirliliği ve yarayışlığı: Gıda sektöründe tekelleşme ve yabancılaşma, kıtalararası ve bölgesel ticareti de gündeme getiriyor. Bu durumda kullanılan katkı maddeleri, gıdaların besleme açısından güvenirliliğini ve yarayışlığını azaltıyor. 
  • Küresel ısınma: Gıdaların işlenmek üzere ya da işlendikten sonra, bölgeler, ülkeler, hatta kıtalararası taşınması, çok büyük bir enerji gereksinmesini de ortaya çıkartıyor. Küresel ısınmanın yeryüzünü tehdit ettiği günümüzde, bu konunun önemi de dikkate alınmak zorunda. 
  • Beslenme açısından tek tip insan oluşturma ve farklı kültürlerin yok edilmesi: Gıda firmaları, reklamlarla hazır-hızlı yiyeceklerin tüketimini özendiriyor. Bu şekilde, hamburger yiyen, kola ve bira içen, çağdaşlaşmayı böyle sanan tek tip insan tipi yaratılıyor, yaratılmak isteniyor. Farklı kültürler yok ediliyor.

(*)”Cambaza bak,Cambaza!”sözlüklerde bir yankesicilik yöntemi olarak tanımlanıyor. Eskiden şenliklerde cambazlar gösteri yaparmış. Şenlikler,seyire gelen safçainsanların ceplerini boşaltmak için yankesicilerin doğal av ortamıymış.Hatta avanak olarak gördükleri kişi gösteriyi seyretmiyorsa,"Baba Cambaza Bak Bee.. Ulan Nasıl Yörüyo adam O İpte" diyeyanlarına yaklaşım soyarlarmış.Kısaca ”Cambaza bak,Cambaza!”,gündem saptırma, saptırılan gündem altında, çaktırmadan başka işler sokuşturma, gözden kaçırma için kullanılan bir deyim olarak özetlenebilir.

 

 

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Ekmek elden
 19 Haziran 2017 Pazartesi 23:16
Sözün devamı su gölden ama biz gölleri kurutuyoruz. Dünyada 4 mevsimi yaşayan şanslı coğrafyadayız ama elma şiliden,fasulye arjantinden,nohut meksikadan, mercimek kanadadan, et angustan,buğday-saman bilmem nereden.Paramız çok dünya üretsin biz tüketelim.Enflasyon eksi,işsizlik sıfır, büyüme çin bize göre solda sıfır.İhracaatın yanında ithalatın esamesi okunmaz.Dünya ülkeleri bizden teknoloji transfer etmek için kapımızda sıraya girmişler.Bizi herkes sayıyor, seviyor adeta dünyanın kadısı diyorlar.Haksız mıyım?
 TC misafir
 18 Haziran 2017 Pazar 15:50
Kısaca işgalin başka bir boyutu.
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2017 Ege'de Sonsöz