MENÜ
İzmir
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
İstanbul’un değil Türkiye’nin seçimi
Hüseyin ASLAN
YAZARLAR
20 Mayıs 2019 Pazartesi

İstanbul’un değil Türkiye’nin seçimi

Yüksek Seçim Kurulu’nun AK Parti ve MHP’nin isteği doğrultusunda 31 Mart İstanbul seçimini “iptal” etmesi İstanbul’un mazbatası geri alınan İmamoğlu’nun seçimi olmaktan çıkmış; Türkiye’nin demokrasi, yargı bağımsızlığı ve hukuk devletinin sorunu ve seçimi haline gelmiştir.

YSK’nın siyasal iktidarın talebine uygun olarak 31 Mart İstanbul seçimini sadece İmamoğlu’nu kapsayacak şekilde “iptal” etmesi; YSK’nın kendisine, hukuka, adalete, yargıya ve seçimlere olan güveni derinden sarsmıştır.

Bu arada; garip karşılanan, üzerinde yoğun tartışma olan durumun aynı sandık ve aynı zarftan çıkan ilçe belediye başkanları, belediye meclis üyeleri ve muhtarlar için verilen oylar “geçerli”, yalnız İmamoğlu’na verilen oyların “geçersiz” sayılmasıdır.

Dikkat çeken bir başka husus da; İmamoğlu’nun mazbatasının geri alınması ve seçimin yenilenmesi kararının YSK Başkanı tarafından açıklanması yerine, açıklamayı AK Parti ve MHP temsilcilerinin yapmasıdır.

Öte yandan; YSK’nın bu kararı; vicdanlarda derin bir yara açmış, ülkemizin imajını “gölgelemiş” ve demokrasi liginde “küme” düşürmüştür.

Kaldı ki; YSK’nın bu kararıyla seçme ve seçilme hakkı da derin bir “yara” almıştır.

Seçim sisteminin böylesine güven kaybettiği, vatandaşın “oy”unun hiçe sayıldığı bir ortamda kimse önünü göremez ve Türkiye “öngörülemez” bir ülke olarak giderek uygar dünyadan “uzaklaşma” sürecine girer.

Türkiye; vatandaşları hayal kuramayan, önünü göremeyen, yarınına güvenemeyen umudu kırılmış bir ülke haline gelir.

Daha da önemlisi; YSK vicdanları yaralayan bu kararıyla demokrasinin olmazsa olmazı “seçimle gelen seçimle gider” ilkesini zedeleyerek “seçimle gelenin seçimle gitmeyebileceği” algısını yaratmıştır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın YSK’nın iptal kararından bir gün önce “YSK kendisini aklasın”, karar açıklandıktan 3 gün sonra da, “YSK sağ olsun bizim haklı kararımızı teyit etti” şeklindeki sözleri; kararın “telkin”le verildiği algısına neden olmuştur.

Bu sözler üzerine önceki Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, “YSK iktidara karşı aklandı, Türk milletinin vicdanında hüküm giydi” dedi.

Bu arada; AK Parti İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım da, karar sonrasında “oylar çalındı” şeklinde konuştu.

Bu söz üzerine “oylar çalındıysa AK Parti, İstanbul’daki 39 ilçeden 25’ini nasıl kazandı?”sorusu tartışılmaya başlandı.

Ayrıca; iptal gerekçesi olan kamu görevlisi olmayan sandık kurulu başkanlarının görev yaptığı ilçelerde Binali Yıldırım’ın en çok oyu alması nasıl açıklanabilir? sorusu gündeme geldi.

YOKMUSUN SEN ADL-İ İLAHİ?

Demokrasinin en özlü tanımı: “kurumlar ve kurallar rejimi”şeklindedir.

Siyasal iktidarın kurumların tümüne “yargı, yasama, yürütme” hakim olduğu, seçim hukuku dahil kuralları “istediği gibi” koyduğu yönetim sisteminin adı demokrasi değil; olsa olsa “parti devleti”sistemidir.

Bir ülkede; demokrasi hukuk devleti, yargı bağımsızlığı konularında kuşkular doğmuşsa ve insanlar “beşeri adalet”ten umudunu keserek, “yokmusun sen adl-i ilahi” sözleriyle “ilahi adalet”i çağırmaya başlamışsa; o ülkede huzuru ve barışı sağlamanın koşulları ortadan kalkmış demektir.

Sonuç olarak: YSK; vatandaşın seçme hakkını kullanılmaz hale getirmiş, seçimlerin güvenlik içinde yapılması konusundaki hakemlik görevini yapamamış, seçimlere güveni yok etmiş.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Kemal Hoca
 21 Mayıs 2019 Salı 12:27
Başkanım çok haklısınız ama yskyı suçlayarak başınız derde girmesinmi
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2019 Ege'de Sonsöz