MENÜ
İzmir 25°
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Kalpsel dönüşüm
Nikolaj HADZIBULIC
YAZARLAR
23 Şubat 2017 Perşembe

Kalpsel dönüşüm

İstanbul son zamanlarda adeta bir açık hava şantiye alanı, her sokak başı, her mahalle yeniden inşa edilen binalarla dolu. Eskisini onarmak gibi kötü alışkanlıklarımız yok bizim, eskinin gözünün yaşına bakmadan yıkıyoruz, yerine birbirinden farksız, kimliksiz ve dokusuz konutlar dikiyoruz.

Bunun adına da ‘‘kentsel dönüşüm’’ diyoruz. Tabi yersen!

 

Bilmeyen yoktur da hala bilmeyenler için açıklamakta yarar var... İstanbul Anadolu ve Avrupa Yakası diye iki ayrı kıtadan oluşuyor ve bu iki kıta birbirine 3 adet köprü ile bağlanıyor. Siyasi atmosferin etkisi ile zaman zaman bu köprülerin isimleri değiştirilse de; kullananlar birinci, ikinci ve yeni köprü diyorlar kendi aralarında…

 

İstanbula göç edenler hayattan beklentisine göre yaşayacağı kıtayı seçiyor. Sakinlikten yana olanlar Anadolu, kaos seviciler ise Avrupa yakasını tercih ediyor. Ben tercihimi Avrupa yakasından yana kullananlardanım. Yetmezmiş gibi, Şişli ilçesinin, Fulya mahallesinde yaşıyorum. Şehirdeki en kozmopolit mahallelerden biridir. Apartmanları bitişik nizam, kakofonisi ise akla ziyandır. Zaten sakin bir hayatı tercih edecek olsaydım, İzmir’den taşınmazdım, ben seviyorum bu hızlı ritimli hayatı.

 

Günlerden bir gün, saatlerden bir saat Anadolu yakasına geçmem icap etti. Nasıl geçilir, nasıl gidilir, insanları ne yer, ne içer hiç bilmem... Koskoca kentin trafik sorununu bir çırpıda çözen metrobüs ile yolculuk etmenin, zaman tasarrufu açısından çok etkili olduğunu duymuştum, denedim…. Birinci köprüden geçtikten sonra son durakta indim, baktım aynı kaos ve keşmekeş burada da mevcut, ısındım birden bu yakaya da…

Toplantılarımı tamamladıktan sonra, kahvemi de alıp hazır vaktim varken, vapur ile Beşiktaş’a geçeyim dedim.

Vapurda seyahat ederken, önce talan olmuş İstanbul’un tarih kokan sembolleri göz kırptı bana: Galata, Topkapı, Dolmabahçe ve daha niceleri... Sonra da ‘’lan bunları buraya nasıl koymuşlar’’ diye düşündüren kazulet gibi binalar… Üstelik de estetik yoksunu ve duygusuz.

İçim acıdı, kendimi sanayi mahallesine bakar gibi hissettim… Bu kadar kolay olmamalıydı bu çirkin değişim. Şayet Orhan Veli bugün aramızda olsaydı, yine İstanbul’u dinler miydi gözleri kapalı, yoksa küfrü basar mıydı?

Neyse, mimari ile insanlık arasındaki ilişkiyi de yolculuğum sırasında iyice irdeledim.. Mimari ve peyzaj, insan eli yaratısı... Ve değişen,

dönüşen insanı da yarattıklarından tahlil etmek mümkün… Günümüz insanı daha özensiz, ayrıntısız ve tek tip; aynı TOKİ konutları gibi…

İşte bu yüzden şehirlerin yapısı da bu tekdüze insan eliyle değişti.

Öte yandan her ormanlık alan imara açıldığında, içimizin yeşilinden bir dal daha koptu. Deniz her dolduğunda, biraz daha hüzünle doldu yüreğimiz. Her tarihi bina gökdelen için yıkıldığında anılarımızı kaybettik. Doğaya ait olup doğayı bu denli katleden başka bir canlı yaşadı mı bilmiyorum. O yüzden de bazen içten içe, bu dünya dinozorların hakkıydı diyorum.

İnsanlık hakimiyet alanını geliştirmek, mutlak otorite tahsis etmek için ne çok savaşlar verdi, veriyor, verecek. Kendi soyunu tüketene dek de var gücü ile didinecek.

Daha düne kadar; basit, minik şeylerle mutlu olan bizler, kalplerimiz kurumuşçasına bir duygu kuraklığı yaşıyoruz.

Dilerim ki, kentsel dönüşüm diyerek; dünümüzü, kültürümüzü, doğayı katleden bizler, bir gün asıl dönüşümün kalplerimizde yaşandığını fark ederiz.

Bahçenin yemyeşil canlanışına, kirazın çiçek açışına sevineceğimiz günlere...

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2019 Ege'de Sonsöz