MENÜ
İzmir 14°
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Nash dengesi ve Aziz Kocaoğlu!
Ümit YALDIZ
YAZARLAR
4 Nisan 2018 Çarşamba

Nash dengesi ve Aziz Kocaoğlu!

İster eskilerin deyimiyle münderecatın çokluğu deyin ister yeni daldığım ‘araştırma işine’ fazlasıyla saplanma/ kaptırma… Çok sebepten epeydir uzak kaldık.
*
Hafta sonu İzmir’de önemli bir toplantı vardı. Kentin 14 yıllık başkanı Aziz Kocaoğlu’nun Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde düzenlediği “Güneş İzmir’den Doğuyor” başlıklı toplantısından söz ediyorum.

Seçkin bir katılımcı huzurunda Kocaoğlu kendi döneminin özetini yaptı.  

Üzerine çokça yazıldı, çizildi.

Kimileri için bu bir veda konuşmasıydı. Kimileri içinse yeni bir başlangıç… Ben 43 dakikalık konuşması boyunca kürsüde 14 yıllık yolculuğunu anlatan bir belediye başkanından fazlasını gördüm. Hatta “yaklaşan yerel seçimlerin en iddialı adayı benim’ diye rakiplerine meydan okuyan bir belediye başkan adayından fazlasını.

Uzun etmeye gerek yok.  Ben o salonda iddialı belediye başkan adayı kadar iddialı bir cumhurbaşkanı adayı da gördüm.

“Güneş İzmir’den doğuyor” sloganı “anlayana” her şeyi anlatsa da;  konuşmanın satır aralarında bu tezimi destekleyen daha çok şey vardı.

İzmir’i köylüsüyle kentlisiyle mutlu bir kent olarak tanımladıktan sonra sık sık bu mutlulukta yerel yönetimin payını hatırlattı Aziz Başkan. Yahut çorbadaki tuzunu…

Ve sık sık Türkiye İzmir gibi olsun dedi. İzmir gibi hoşgörülü, İzmir gibi sevgi dolu…

İzmir gibi bir ve beraber… İzmir gibi eşitlikçi, adil…

İzmir’deki başarıyı kıskanmasın Ankara, aksine örnek alsın diyordu.

“Köylü milletin efendisidir düsturu Ulu Önderimizin sözlerinde kalmıştı ya, işte biz o sözü İzmir'de yaşattık. Üreticiye yeniden itibar sağladık. İzmir'in köylüsü artık yerinde mutlu... “ dedi. Süt kuzusu dedi, okul sütü dedi. Türkiye’ye kırık not veren ‘sıfırcı hocaların’ İzmir’in kredi notuna nasıl ‘yıldızlı pekiyi’ verdiğini anlattı.

Türkiye’nin en büyük ve en kapsamlı yerel yönetim kumpasına maruz kalmasına ve Ankara’nın ‘özel idare mallarından patlak bir lastik bile vermeyecek kadar’ uzak ve şaşı bakışına rağmen yakaladığı ivmeyi, tescillenmiş başarısını anlatıyordu.

Özetle; İzmir’i herkesin yaşamak için can attığı,  yaşayanların da mutlu olduğu bir kent haline getirdiklerini anlatırken Türkiye’nin de İzmir gibi (mutlu, huzurlu, güçlü) olmasının mümkün olabileceğini hatırlatıyordu.

Peki, bugüne değin ‘genel siyasete hatta cumhurbaşkanı adaylığına ilişkin sorulara’ ‘kesinlikle yokum” diye yanıt veren Kocaoğlu, bir anda “Gerekirse Türkiye’yi İzmir gibi yapmak için yola çıkarım” şeklinde algılanan bir noktaya nasıl gelmişti?

Dahası bu mesajı öncelikle kime vermişti?

Bence bu mesajı o salondakilerden de önce fellik fellik aday arayan CHP’lilere vermişti. Ankara’nın İzmir’i görmesini talep ederken belki ilk olarak kendi partisinin bunu yapmasını bekliyordu.

Kendi adıma bu konuşmadan mutlu oldum. Bir güneşin doğuşuna şahit olmuşçasına mutlu…
Siyasetin bir buçuk partiye indirgendiği, alternatifsizlik girdabında sıkıştığı, adeta tek kale maça döndüğü, muhalefetin yenilgiye doymadığı hatta iktidarın sigortası haline geldiği, pek çokları için “tünelden önceki son çıkış” anlamına gelen 2019’a ramak kala ‘herkesin cumhurbaşkanı’ olmaya namzet bir adayın hala ufukta belirmediği, basın-ifade özgürlüğü, adalet, demokrasi gibi kavramların göreceli hale geldiği, rakip cephenin her geçen gün biraz daha güçlendiği, ülkenin adım adım tek adam rejimine doğru sürüklendiği bir süreçte İzmir’in Başkanı’nın satır aralarında bile olsa “ben varım” demesi son derece anlamlı ve de son derece takdire şayandı.
İstanbul’u 3 yıl idare eden Erdoğan’ın Türkiye’yi 15 yıldır ‘tek başına’ yönettiği ve de İstanbul seçimini kaybeden Kılıçdaroğlu’nun CHP’yi 8 yıldır ‘tek başına’ idare ettiği ortamda İzmir gibi Cumhuriyet’in ete kemiğe büründüğü bir kenti 14 yıldır başarıyla yöneten Aziz Başkan’ın iddiasını bir adım öteye taşıması, en fazla yarım asırdır lider çıkaramayan İzmirlileri, Egelileri sevindirir diye düşünüyorum.  

Ve de 15 yıldır yenilgiden başka bir duygu tatmayan CHP’lileri… En azından Ekmeleddin gibi son anda damdan düşen birine oy atmak zorunda kalmayacakları için…

Aziz Başkan “Türkiye’yi İzmir gibi yapmak için gerekirse yola çıkarım” mesajını üstü örtülü de olsa verdiğine göre yanıtını aramamız gereken tek bir soru kalıyor ortada.

Kazanabilir mi? Çünkü rakip çok ama çok güçlü.

Topu, tüfeği, valisi, devleti, medyası… Dahası sahaya 5-0 önde çıkıyor. Milliyetçi-muhafazakâr cephe devam eden savaş ve operasyonların da katkısıyla büyüyor. Matematiksel açıdan ihtiyacı olan 1-2 puanı MHP tabanından aldığı düşünülürse Erdoğan 2019’un sadece favorisi değil, favorinin de favorisi…

Devam eden OHAL koşulları, YSK’yı rahatlatan yasal düzenlemeler de cabası tabi ki.
Tüm bunları düşünürken bu sürece farklı bir pencereden bakmam gerektiğini siyasal iletişim alanında bir bilen kabul ettiğim Merhum Başkan Piriştina ve de Aziz Kocaoğlu ile yakın mesai yapan dostum Ali Sabuktay’ın Duvar Gazetesi’ne geçen hafta verdiği bir röportaja döndüm.
Diyor ki Sabuktay; “Bu meseleye (toplumsal muhalefetin cumhurbaşkanı adayına) oyun teorisindeki ‘Nash Dengesi’ açısından bakmak yararlı olabilir. Okuyucuların çoğu bu popüler modeli biliyordur, en azından ‘Akıl Oyunları’ filmindeki meşhur bar sahnesinden hatırlarlar. Ama yine de özetleyeyim: John Nash, öznelerin yaptığı seçimlerde grubun etkileşim alanındaki bireyleri ve diğer parametreleri gözeterek davranması gerektiğini söylüyor. Böylece herkes kendi ‘en iyisine’ olmasa bile, olabilecek ‘en iyiye’ ulaşabilir; bu denge noktasında grubun toplam başarısı en yüksek düzeye çıkartılabilir.

*
Şimdi sorumuz şu… Aziz Başkan Nash dengesine uygun bir profil mi? Belki çoğu seçmen için (hatta bir CHP’li için bile) Kocaoğlu ilk tercih olmayabilir. Ama Erdoğan’ın karşısına çıkacak adayın ilk olarak 16 Nisan referandumundaki yüzde 49’u kucaklama zorunluluğu bizi tam da Kocaoğlu gibi bir profile götürüyor.

Yerel seçimlerde MHP’lilerin, İyi Partililerin, HDP’lilerin hatta AK Partililerin oyunu aldığını hatta alabileceğini biliyoruz.

Milli Birlik Projesi olarak sunulan açılım sürecinde bir uçak dolusu İzmirliyi Diyarbakır’a götürecek, Afrin sürecinde hükümete destek verecek kadar milli tarafıyla da bilinen Kocaoğlu, olası cumhurbaşkanı adaylarının kâbusu sayılan FETÖ ile ilişkilendirilme konusunda da son derece temiz hatta mağdur. FETÖ kumpasında 397 yılla yargılanmışlığı var.
 
Burada can alıcı soru şu… Aziz Kocaoğlu kimin oyunu alamaz?

2014’te sandığa gönülsüz giden hatta gitmeyen CHP’liler bu kez adayın kalelerinden çıkmış olmasının iç huzuru ve motivasyonuyla sarılacaktır işe.

HDP’den mi alamaz MHP’den mi? İyi Parti’den mi? Bence ikinci turda parlamenter sistem savunucu kimi AK Partilileri bile arkasına alabilir. Kaldı ki yekpare gibi görünse de AK Parti bünyesinde eski, yeni çok sayıda fay hattı var. Kırılmayı bekleyen…  

Bence siyasi açıdan ötekileştirmeyen, İzmir’in hoşgörüsünü, nezaketini ülkeye yaymak, köylüsüyle kentlisiyle mutlu bir Türkiye idealinin karşılığı olacaktır.

Ve de Erdoğan’ın karşısına çıkacak adayın “Yönetebilirlik” gibi bir sorununun olmaması en az yukarıda saydığım faktörler kadar önemlidir.

İyi ya da kötü ülkeyi 15 yıldır yöneten güçlü bir figürle yarışıyorsanız sizin de ölçeği küçük de olsa bir yönetim pratiğinden gelmeniz gerekmektedir.

Çünkü seçmenin iradesini sandıkta şekillendiren yaşadığı kaygılardır. Rejim, yaşam biçimini koruma, adalet gibi kaygıların ötesinde ekonomiye dair endişeler önemli bir seçmen kitlesini belirli bir tercihe zorlamaktadır. AK Parti’nin her seçim döneminde 2001 ve öncesinde yaşanan ekonomik ve siyasi krizleri hatırlatması boşuna değildir.

Kocaoğlu bu açıdan da adı geçen pek çok isimden daha avantajlıdır. İBB ekonomisini iyi yönettiği uluslararası kurumlarca tescil edilen Aziz Başkan, ekonomi yönetimindeki duruşuyla da Erdoğan’a alternatif oluşturmaktadır. Erdoğan son örnek şeker fabrikalarında olduğu gibi 15 yıl boyunca devlet malını alabildiğine satmıştır. Aziz Başkan ise 14 yıl boyunca İBB’nin tek bir metre bile arazisini satmamış aksine yüzlerce milyonluk kamulaştırma yaparak projelerini hayata geçirmiştir.
2014’te cami derneği bile yönetmemiş bir adayın arkasına düşürülen toplumsal muhalefet için Kocaoğlu, kucaklayıcı, birleştirici, iddialı bir aday profilidir. Adalet kavramına önem verir. İstanbul’a atanan AK Partili başkan gibi metroyu, İZBAN’ı kendi oy aldığı mahallelere değil kentin her noktasına götürmeye sadece CHP’li ilçelere değil muhalefetin yönetimindeki yerlere de eşit hizmet götürmeyi ilke edinmiştir.

Önyargılarınızı bir kenara koyduktan sonra göreceksiniz ki; Kocaoğlu tam da Erdoğan’ın alternatifi olabilecek bir profildir.

Diğer taraftan öyle ya da böyle (parti içi delege seçimleri hariç) hiç seçim kaybetmedi.

Erdoğan, güçlü bir tek adam rejimini savunurken, Kocaoğlu ‘birlikte yönetim’ taraftarı olduğunu İzmir pratiğiyle ortaya koydu.

Hükümetin daha yeni getirdiği taşeron düzenlemesini İzmir Büyükşehir 8 yıl önce hayata geçirdi.
Erdoğan döneminde köylü sınıfı ciddi sorunlar yaşarken, Aziz Kocaoğlu kırsal kalkınma projeleriyle İzmir’in köylüsünü maddi-manevi mutlu etmeyi başardı.

İzmir’in kırsal ilçeleri tersine göç kavramıyla tanıştı.

Geldiğinde 11 kilometre olan raylı sistem bugün tramvayların da girmesiyle birlikte 200 kilometreye dayandı. Geldiğinde en borçlu üçüncü belediye olan İBB, bugün en borçsuz, kredi notu en yüksek belediye…

Kadifekale’de ihanetin kol gezdiği devletin/polisin giremediği mahallelerde bugün zeytin ağaçları yeşeriyor. Yüzlerce hektar kentsel dönüşüm başarıyla hayata geçirildi.
*
Bu arada AK Parti dönemine ilişkin önemli eleştirilerden biri de yolsuzluk iddialarıydı… Kol saatleri, ayakkabı kutuları ve dahası… Aziz Başkan’ınsa en güçlü yanıysa burası… İzmir dürüst başkanını bu yönüyle de hep destekledi.

Gelelim bölgesel faktörlere…

Erdoğan’ın en güçlü olduğu bölge Karadeniz, Marmara ve İç Anadolu…

Kocaoğlu ilk turda Ege’yi, Akdeniz’i ikinci turda da Doğu, Güneydoğu’yu arkasına alabilir. İç Anadolu ve Karadeniz’in de dengesini bozar.

Başka bir nokta ise Kocaoğlu’nun adaylığı muhalefetin en büyük sorunlarından birine de çözüm olabilir. Güven sorununa…

İntegral olarak 16 Nisan sürecinde yaptığımız araştırmada gördüğümüz en çarpıcı sonuç  ‘hayırcı seçmenin’ yaşadığı güven sorunuydu. Referandumda hayır vereceğini söyleyenlerin neredeyse yarısı seçimi evet’in kazanacağına inanıyordu.

İşte bu güven sorunu, Hayır’ın yüzde 49’da kalmasının bana göre en büyük sebebiydi.

Kocaoğlu gibi pek çok alanda başarılı işler yapmış toplumun her kesimini kucaklama potansiyeli taşıyan siyasi hayatı boyunca girdiği en zorlu seçimleri kazanmış bir adayın toplumsal muhalefete ‘kazanabiliriz’ duygusunu geçirme ihtimali ziyadesiyle fazla…

Şimdilik bu kadar diyelim.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Tunceli
 19 Nisan 2018 Perşembe 21:12
Ovacık belediye başkanı nı niye hiç düşunmez ssiniz
 Lombak
 5 Nisan 2018 Perşembe 22:39
Atilla, yemek tarifin var mı zeytinyağlı?
 DOĞRUYA DOĞRU
 5 Nisan 2018 Perşembe 15:48
Sayın Ümit Yaldız siz ve 'Ümit bey' diye yorum yapan yorumcu farklı bakış açısından değerlendirme yapmışsınız ama her ikisi de doğru kısacası doğruya doğru.Sus konuşma, soru sorma, eleştirme, itaat et diye topluma dayatma yapılınca bu toplum susmuş görünür ama sandıkta söyleyeceğini söyler şimdi tam denildiği gibi 'SESSİZ GEMİ'
 Tayfun
 5 Nisan 2018 Perşembe 12:32
Ulke anormal bir donem icerisinde; medya nerdeysr tümüyle iktidar kontrolunde boyle bir ortamda ne genç bir aday ortaya çikabilir ne de genç adayin şansi olur. Boyle bir atmosferde alaninda başari kazanmiş herkesi kucaklayacak ileri yaşta bir insa a ihtiyaç var. Bu amaç için en doğru insanlardan birisi AZIZ beydir.
 Hür Düşünce
 5 Nisan 2018 Perşembe 11:11
Öncelikle- Neredesiniz Ümit bey- Gözümüz yollarda kaldı. İkinci olarak şunu ifade edeyim. Ümit Yaldız aklının yatmadığı bir yazıyı kaleme almaz. Evet Sn.Kocaoğlu neden Cumhurbaşkanlığa aday olmasın ? İzmir'li olarak bizim hep mutlu ve huzurlu olmamızı sağladı.
 Nedim Atilla
 4 Nisan 2018 Çarşamba 22:29
Değerli kardeşim cumartesi günkü toplantıya ilişkin tüm notları, yazıları okudum. En doğru analiz yine senden geldi. Katılıyorum ve kutluyorum...
 Ümit bey
 4 Nisan 2018 Çarşamba 21:20
Basmane çukuru hakkındaki son gelişmeler hakkında bir yazınız olsa...(sahipsiz yatırımcılar adına) teşekkürler.
 sezarın hakkı sezara
 4 Nisan 2018 Çarşamba 20:12
İbragim bey izmir bir tek size göre geriye gidiyor bence. İzmir 5 senedir ekonomik anlamda ileriye sürekli ileriye gitti. hatta öyle gittiki bazı büyük şirketler merkezlerini izmire taşımaya karar verdiler! YTÜ de kurulan ufak ölçekli yazılım ve teknoloji şirketleri izmir patenti alıp milyondolar etmeye başladı. beyin ve iş göçü tersine döndü. En çok göçü yılda 20bin kişi ile istanbuldan alıyoruz . doğudan göç neredeyse durdu buda sevindirici bir haber. diger bir güzel haber ise son 5 senedir izmir de ciddi anlamda emekli göçü durmuş ve beyaz yaka göçü başlamış durumda. ha bu size normal bir vatandaş olarak yansımız oda izmirin suçu değil malesef bu ülkeyi yönetenlerin suçu.
 hüseyin
 4 Nisan 2018 Çarşamba 19:53
Bence de analiziniz çok doğru, her kesimden oy alabilecek bir aday olur ama Aziz bey kendi konumunun farkında mı acaba? Farkındaysa biraz geç kalmadı mı? Kendini bütün ülkeye anlatması lazım. 16 Nisanda bu işe başlasa çok yol alırdı.
 Sultan Cayir
 4 Nisan 2018 Çarşamba 19:28
Harika bir tespit teşekkürler ümit yaldız
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2021 Ege'de Sonsöz