MENÜ
İzmir 27°
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Neden CHP’yi konuşuyoruz?
Ümit YALDIZ
YAZARLAR
1 Ağustos 2018 Çarşamba

Neden CHP’yi konuşuyoruz?

Türkiye’de yeni bir dönemi (kimilerine göre yeni bir rejimi) başlatan 24 Haziran’ın ardından medyada en fazla yer verilen partinin CHP olması bazı partileri rahatsız ediyor.

 Ve haklı olarak şu soruyu yöneltiyorlar.

“Seçim sathında CHP’yi mümkün mertebe görmeyen, görmezden gelen medya, bugünlerde neden CHP ile yatıp CHP ile kalkıyor? Hükümete yakın medya dâhil olmak üzere her kanalda CHP uzmanları adeta kol geziyor. Herkes CHP’nin geleceğine dair yorumlar yapıyor. Neden?”

Bu haklı soruya pek çok açıdan yanıt vermek/bulmak mümkün…

Özellikle de hükümete yakın medyada CHP’nin iç sorunlarının bu denli konuşulmasının sebebi malum. Yaklaşan yerel seçim öncesi CHP’in karpuz gibi ikiye ayrılması hangi partinin ekmeğine yağ sürecektir? Bu da aşikâr…  Öyleyse hükümete yakın medyanın CHP’ye ilginin sebebi belli.

Peki, öteki medyaya ne demeli?

Aralarında toplumsal muhalefete önderlik etme noktasında CHP’ye rol biçmiş olanlar da var CHP üzerinden siyasi/ticari hesaplar yapanlar da…

Kendi adıma CHP’nin bu denli köpürtülerek medyada yer tutmasından medyanın kendisini ya da arka plan oyuncularını da sorumlu tutmuyorum. Yani hükümete yakın medyanın ana muhalefeti yaklaşan bir seçim öncesi karıştırmak istemesinden doğal ne olabilir ki?  Hükümete yakın medya bu anlamda görevini yapıyor.

Hatta diğer medyanın içine düştüğü durumu da normal karşılamak gerektiğini düşünüyorum.
Burada sorun en kestirme ifadeyle CHP’yi yönetenlerin basiretsizliğidir.

Yani CHP’yi yönetenler son 15 yılda defalarca karşılaştıkları bu tablonun 24 Haziran’dan sonra daha büyük bir krize döneceğini öngörmeliydiler.  Çünkü Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belliydi.

Yani partisinden mutlak anlamda 3 milyon oy fazla almış yüzdelik anlamda partisinin 8 puan üzerine çıkmış,  40 yıl sonra yüzde 30’u aşan bir orana ulaşmış bir cumhurbaşkanı adayının rahat durmayacağı dahası taban tarafından da rahat bırakılmayacağı ortadaydı.

Daha önce iki kez genel başkan olmak için hamle yapmış bir siyasetçinin böyle oranlara, rakamlara ulaştıktan sonra hedefe kilitlenmiş bir füze gibi harekete geçmesi beklenen bir durumdur. Harekete geçmemesi normal değildir hatta.

CHP’nin yüzde 22’de kalıp İnce’nin yüzde 31’e dayandığı ortamda parti tabanının da benzer bir beklentiyle değişim rüzgârına kapılması anlaşılır bir durumdur.  

Bir yanda genel başkan olarak katıldığı 8 seçimi açık ara kaybetmiş bir lider diğer yanda girdiği ilk seçimde yüzde 30’u aşarak 15,3 milyon oya ulaşmış potansiyel bir lider adayı…

Değişim talebine bu pencereden bakarsanız CHP tabanını anlamak kolaylaşacaktır.

CHP tabanından kastım tabi ki profesyonel delegeler değildir.

Çiçeği burnunda vekiller diyor ki; “Bizim genel başkan sorunumuz yok”

Son derece haklılar… Kılıçdaroğlu’nun onları seçilecek yerden vekil adayı olarak yazdığı listelerin mührü/mürekkebi kurumadan onların “CHP’nin genel başkan sorunu var” demesini kimse beklemiyor zaten. Öte yandan CHP’nin sorunu sadece genel başkan da değil.  CHP’nin sorunu ‘Ali gelsin Veli gitsin’den çok daha öte ve çok daha büyük.

CHP’nin Türkiye’ye umut olamamak gibi bir sorunu var. Ve karpuz gibi ikiye ayrılmış son görüntüsüyle umut olmaktan giderek uzaklaştığını üzülerek ifade etmek gerekiyor.

Kurultay için 624 imza gerekiyormuş.

Türkiye’de yüzde 10 seçim barajını anti demokratik bulan bir partinin kurultayı için yüzde 51 delege imzası gerekiyor yani. Ya da seçmenin yüzde 22’sinden oy alan bir partinin kurultay toplamak için delegenin yarıdan bir fazlası…

"Bu ne yaman çelişki anne" türküsü geliyor akıllara… 129 vekil Kılıçdaroğlu dedi. PM’nin, YDK’nın önemli bölümü de benzer görüşte.  Peki, toplamda 200’e dayanan bu isimleri bu görevlere kim getirdi?

Seçilmiş kurultay delegeleri üzerinden hesaplandığında değişim talebinin yüzde 70’e dayandığı söyleniyor. Atanmış vekiller ve çoğu Kılıçdaroğlu tarafından yazılan PM, YDK üyeleriyle bu oran yüzde 50’ler seviyesine düşüyor.

Görünen o ki son süreci çoğunlukla susarak geçiren Kılıçdaroğlu, kendisinden beklenen adımı atmazsa bu iş karakolda, adliyede bitecek. Bu da yerel seçim öncesi CHP’yi tarumar eden, rakibin ekmeğine yağ süren bir tabloyu beraberinde getirecek.  Süreçten güçlenerek çıkan İyi Parti yerel seçime CHP’ye nazaran daha hazır daha odaklanmış bir görüntü veriyor şimdiden.  Millet ittifakı benzeri bir organizasyon yapılamazsa (ki giderek bu zorlaşıyor) 2015’te temelleri atılan ‘cumhur ittifakı’ İzmir dâhil CHP’nin kalelerindeki pek çok burcu yıkabilir.  

Kimin umurunda?

Bence bir avuç seçmen dışında CHP’nin profesyonelleri bu durumu çok da önemsemiyor. Ya da belirli bir coğrafyanın kendilerini seçmeye mecbur ve mahkûm olduğuna inanarak, çantada keklik psikolojisiyle son derece rahat davranıyorlar.  Bir önceki yazımın başlığıydı.

Stratejik hataları olmakla birlikte başarısı önemli bir kitle tarafından tescil edilen Muharrem İnce’ye “Ülkeyi yönetebilirsin ama partiyi asla…” diyen, “kaba saba, sıradan biri” diyerek rakibi Erdoğan’ı bile sollayan eleştiri sınırlarının çok ötesinde, hakarete varan sözler söyleyen CHP bu görüntüsüyle büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor. Parti bir biçimde kendisinden beklenen reformları ve yapısal değişimi sağlayamazsa umut olmaktan daha fazla uzaklaşacaktır.

Neden herkes CHP’yi konuşuyor kardeşim diye isyan eden partilere son sözüm şudur.

Bunun sebebi, sorumlusu Muharrem İnce’dir.

İzmir’de periyodik araştırmalar yapan bir şirketin yöneticisi olarak söylüyorum bunu…

İnce ortaya çıkmadan önce İyi Parti’nin oyu yüzde 15’e Akşener’in oyu yüzde 17’ye dayanmıştı. İyi Parti’nin de Akşener’in de potansiyel oyu yüzde 30-35 arasındaydı.

Siyasal açıdan benzer bir tabana oturan iki figürün ilk tur kapışmasında Muharrem İnce tabiri caizse İyi Parti’yi de Akşener’i de ezip geçti. Dahası hem İnce’yi hem Akşener’i önemseyen kitle tercihini İnce’den yana kullandı. Seçim sonrası yaptığımız çalışmalarda gördük ki İnce diyenlerin ikinci tercihi Akşener’di. Eğer CHP Muharrem İnce’yi aday göstermeseydi İyi Parti’nin ana muhalefet misyonunu üstlenmesi bile mümkündü. (Vekil listelerindeki büyük hatalara rağmen hem de)

Çünkü İyi Parti vekil listelerine yansıtmamış olsa da yeni olmanın, yenilmemiş olmanın, yıpranmamış olmanın avantajıyla sahaya inerken, CHP 15 yıllık AK Parti iktidarının sorumluluğunu paylaşıyordu.

Yani bu açıdan bakıldığında Kemal Kılıçdaroğlu’nun iki kez kendisine rakip olan Muharrem İnce tercihinin ‘incelikten çok zorunluluk olduğu’ anlaşılıyor.

Yani seçim öncesi güvendiği şirketlere araştırma yaptıran CHP, İyi Parti ve Akşener tehdidine karşı en büyük kozunun Muharrem İnce olduğu gördükten sonra böyle bir tercih yaptı diyebiliriz.
Seçim öncesi araştırma yapıp doğruyu gören ve de doğruyu yapan Kılıçdaroğlu’nu bugün de benzer bir yol izlemeye davet etmek hakkımızdır. Güvendiği bir şirkete sorsun, sordursun.

CHP seçmeni ne istiyor?

Cevabı aldığında zaten gereğini yapacaktır. Şimdi en başa dönelim.  Muharrem İnce aday olmasaydı CHP yanlış bir aday çıkarsaydı bugün CHP’den çok İyi Parti’yi konuşuyor olacaktık. Yani sebep ve sorumlu Muharrem İnce’dir.

Peki, bundan sonra ne olur?

İmzacılar yeter sayısı aştığını ifade ediyor. Eğer öyleyse zaten kurultay kaçınılmazdır. Değilse de yasal sınıra yakın bir imza toplanması halinde (atanmış delegeler düşüldüğünde örgütün iradesi ortadayken) Kılıçdaroğlu değişim vaadini hayata geçirmek için kurultayı bizzat toplayabilir.

CHP için değişim kurultayı neredeyse kaçınılmaz görünüyor.

Adayın biri belli. Muharrem İnce…

Kılıçdaroğlu’nun aday olup olmayacağı ya da aday çıkarıp İnce’yle yarışı farklı bir zemine taşıyıp taşımayacağı şimdiden net değil. CHP liderinin nasıl bir yol izleyeceğini göreceğiz.
Seçimi kim alırsa alsın… İster İnce başa geçsin isterse Kılıçdaroğlu güven tazelesin.

CHP’nin kaptan köşkünde oturacak kişinin yapacağı ilk iş partinin iki yakasını bir araya getirmektir. Karpuz gibi bölünmüş, iki yakası bir araya gelmeyen, kavgalı bir partinin toplumsal muhalefete önderlik etmesi mümkün değildir çünkü.

İster değişimden yana isterse değişime karşı olsun CHP’nin tüm unsurlarıyla yaklaşan yerel seçime odaklanması, tıpkı 24 Haziran gibi ortak bir hedefe kilitlenmesi, yeni kaptanın ilk ödevi ve de görevidir.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Ufuk Kırımlı
 2 Ağustos 2018 Perşembe 12:24
iyi parti olağanüstü kurultay yapıyor, saadet yapıyor hatta ak parti kurultay yapıyor ama chpliler yerel seçim bahanesine sığınıyor. Seçmen de bunu yemiyor tabi ki!!!!!
 KEMAL KURT
 2 Ağustos 2018 Perşembe 10:16
Yani chpyi kurtarmadan türkiyeyi kurtarmak mümkün değilmidir diyorsunuz sayın yazar. bu partide mezhep çatışması başladı. iki yakası zor bir araya gelir artık
 Sarı Çizmeli Memed'A
 2 Ağustos 2018 Perşembe 01:50
CHP'nin umut/emek sömürücü genel merkezi, kurultaya gidilirse partinin "karpuz gibi ikiye bölüneceği" blöfüyle muhalifleri geri adım atmaya zorlamak ve seçmeni uyutmak istiyorlar... Başaramayacaklar ve bozguna uğradıkları gün birbirlerine düşerek asıl kendileri bölünecekler, hem de bin parçaya... Azzz sonnnra.
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2019 Ege'de Sonsöz