MENÜ
İzmir 20°
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Neden buradayım
Harun ÖZDEMİR
YAZARLAR
20 Aralık 2017 Çarşamba

Neden buradayım

Yakmayan bir güneşin altında, rengârenk çiçekli bir kırdayım. Her renk var ama en yoğun renk taze yeşil. Çiçekler ise adeta yeşil zemine ustaca serpiştirilmiş birer desen gibi. Elimi diz hizasına yaklaşan otlar ve çiçekler üzerinde gezdiriyorum. Her hangi bir dikene dokunmayışım dikkatimi çekiyor.

Ne güzel bir yer!

Neden daha önce buralara gelmedim, bu havayı solumadım, bu rüzgârda serinlemedim?  

Üşütmeyen bir serinlik en son ne zaman tenime dokundu, hatırlamıyorum. Belki de ilk kez soluyorum böyle bir serinliği.  

Harika manzaraya canlılık katan hafiften esen rüzgâr da var ve ben bu havaların yabancısıydım.

Belleğimi defalarca taradım, bu görüntünün benzerine daha önce rastlamış değilim. Bende bir izine rastlayamadım. Demek ki, bu görüntü, bu serinlik hayatıma yeni giriyor.

Kimseler olmadığına göre kendime soruyorum:

İnsan eli değmemiş bu yere, sonsuz yeşillikler ve çiçekler arasına beni kim getirdi?

Ben gelmiş olamam; çünkü bilmediğim bir yer.

O zaman kim, neden getirdi?

Buraya atılmış olabilir miyim?

Düşünmeye başladım… Kim getirdi?  

Sonra kim götürecek?

Kendime kızıyorum, şu güzelliğe bak, diyorum, bir de aklıma takılan sorulara?

Hep üşüyen, hiç ısınamayan ben, kırlarda ince bir tişörtle rüzgâra karşı yürüyorum. Ne güzel bir yürüyüş! Ne güzel bir hava! Ne güzel bir doğa!

Etrafa bakınırken gözüm yükseklerde uçan geniş kanatlı kuşlara takılıyor. Biraz izliyorum, çok güzel uçuyorlar. Hayır, hayır; uçmuyorlar, süzülüyorlar, havada adeta yüzüyorlar.

Onları izlerken daha küçük kanatlı kuşların çevreme konup kalktıklarını fark ediyorum.

Sessizliği bozan bir rüzgâr var, bir de kuşlar. Başka bir şey yok! Ben bile çok sessizim, anlatabiliyor muyum? Çok sessizim. Öyle bir yerdeyim ki sesimi yükselterek konuşacağım kimse yok!

Aklıma birden adamlarım geliyor!

Kahretmesin, kimselerin olmadığı yerde bile aklıma adamlarım geliyor. İlk fırsatta soracaklarıma yenilerini ekliyorum:

Buralar da benim mi?

Ne zaman benim oldu?

Benim ise neden haberdar değilim?

Değilse; hani her şey benim olmuştu?...

 

Birden aklıma buralara birkaç gökdelen yaptırmak geliyor. Gökdelenlerin boyları öyle uzun olmalı ki, geniş kanatlı kuşların uçtukları yükseklileri geçebilsinler.  

Artık doktoruma soru sormayı düşünmüyorum. Ne sorsam psikolojik diyor. Ne psikolojik adammışım da haberim yok! Dünya bana hayran ben de doktora teslim!

Böyle mantık, böyle tedavi mi olur?

İşte benim durumum bu!

 

Felaket haberleri üzerime sağanak halinde yağıyor. Benim bir şeyler söylemem, felaketleri savmam gerekiyor! Doktorum ise psikolojik diyor!

Hakketen delirmek üzereyim!

Yoksa delirdim mi?

Adamlarıma soramıyorum. Delirdim mi, desem buna bile “Emredersiniz efendim!” derler!

Hanım aklıma geliyor, ona da sormaktan vazgeçiyorum. O beni kahraman biliyor. Bırak öyle bilsin, diyorum içimden. Bi de onunla uğraşmayayım.

Birden alnımda ıslak bir mendili gezdiren sıcak bir eli hissediyorum. Gözümü açtığımda hiç konuşmadan belli aralıklarla başucuma gelen, terimi ıslak bir bezle silen şefkat timsali kadını görüyorum. Hanımı da ayakta gezinip bir şeyleri katlarken görüyorum.

Odaya bakıyorum aynı oda! Cama bakıyorum aynı cam. Cam aynı olduğuna göre dışarısı da muhtemelen aynı dışarı.

Az önce gördüklerim neresiydi, şimdi oda neden böyle?!

Aklıma doktorum geliyor. Ona soru sormamaya söz vermiştim, kararlıydım. Ama az önce cennetten bir parçadaydım şimdi neden bu odadayım?

Bu oda neden böyle?

Tavanında geniş kanatlı kuşlar neden uçmuyor?

Neden yemyeşil bir kırda değilim?

Üşütmeyen rüzgârlar bu odada neden esmiyor?

Bunları son bir kez doktoruma sorayım istiyorum.

Çağırıyorum, geliyor. Allah var, doktor olduğuna hala inanamıyorum ama beyefendi bir adam! Sorularımı bir bir soruyorum, tepki yok. Sorularımı yere bakarak dinliyor. Bitince de;

Efendim bugün sizi taburcu etmeyi düşünüyoruz. Bütün işlemleri yaptık. Sanıyorum öğleden sonra yaşadıklarınızın, gördüklerinizin hangisi psikolojik, hangisi hayal, hangisi rüya siz daha iyi göreceksiniz” diyor.

Çok şaşırdım, bugün taburcu olacağıma mı sevineyim rüya gördüğüme mi?

Hayal kurduğum olurdu ama rüya görmeyeli yıllar oldu. Belki de gördüğüm rüyaları gerçek sandım! Kimse de bana, bunlar birer rüya demedi…

Demek öyle doktor bey! Bugün çıkıyorum ve size de artık soru sormuyorum. Cevapları kendim bulacağım yeni hayata başlıyorum demek...

Sevinsem mi üzülsem mi onu da bilemiyorum.

Hani adamlarım bana hep “Siz daha iyi bilirsiniz!” diyorlar ya, inanın hiçbir şeyin gerçeğini bilmiyorum. Tek bir gerçek biliyorum, ben ne dersem adamlarım “Emredersiniz!” diyor.

Evet, tek bildiğim emir verdiğim! 

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Veli BİLDİRİCİ
 20 Aralık 2017 Çarşamba 15:14
Adamların değil mi bunca zulmün önünü açan?.. Yüreğinize sağlık!
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2018 Ege'de Sonsöz