MENÜ
İzmir
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Nurten... İzmir’de kırık bir aşk hikayesi / 1
Adnan SÖKMEN
YAZARLAR
20 Ocak 2018 Cumartesi

Nurten... İzmir’de kırık bir aşk hikayesi / 1

İzmir'in en güzel kızıydı Nurten...

70'li yılların çiçek çocuklarından...

Biraz asi...

Biraz şımarık...

Çokça da deli dolu...

 

Babası kimya mühendisiydi... Menemen'de boya fabrikası vardı...

İstanbul'daki bir ilaç şirketinin de ortaklarındandı...

Karşıyaka'nın en güzel evlerinden birinde otururlardı...

Yalı'da...

 

Şoförleri, hizmetçileri, hatta bahçevanları bile vardı...

Yani, o yılların Türk filmlerindeki "Fabrikatör Hulusi Kentmen ve familyası"nın sahip olduğu bir hayata sahipti Nurten...

 

Ama hikâyesi; o filmlerdeki  dramatik senaryoları gölgede bırakmıştı!..  

 

Nurten'i deliler gibi seven, fakat bu platonik aşkını sır gibi saklayan biri vardı Yalı'da!..

İsmail...

Fabrikatör Süha Bey'in, yani Nurten'in babasının şoförü İsmail!..

 

Eşrefpaşa'lıydı İsmail...

Mert, dürüst, saygılı...

Hatta yakışıklı bir delikanlıydı...

Tek kusuru vardı!..

O da "bıçkın"lığıydı...

Ama öyle "şan olsun, nam olsun" maksadıyla kavga gürültü çıkaran tiplere benzemezdi...

Yani "Külhanbeyi*" değil  "Kabadayı*"dı İsmail!..

 

Daha da önemlisi...

Süha Bey'e "dost yadigarı"ydı...

Babası ile Kore Savaşı'nda tanışmışlardı...

Manav Şükrü rütbesiz bir nefer, mühendis Süha Bey de genç bir teğmendi...

 

Farklı dünyaları olan bu iki insanın dostluğu iki şeye dayanıyordu!..

İlki, İzmirli olmalarıydı...

İkincisi ise çok daha geçerli bir sebepti...

 

27 Kasım 1950'deki "Kunuri Muharebesi"nde, Türk Tugayı "Şimal Yıldızları" BM güçleri tarafından adeta yem olarak ön saflara atılmıştı!..

Bu kanlı çarpışmada, teğmen Süha Bey'in birliği büyük kayıplar verdi...

Günün sonunda kuşatma yarıldı ve Kuzey Koreliler püskürtüldü...

Ancak Süha Bey baldırından yaralandı...

Yere yığılıp kalan genç teğmenin yardımına Manav Şükrü yetişti ve onu sürükleyerek ateş hattının dışına çıkardı...

 

İşte, onların "kadim dostluğu" böyle başlamıştı...

 

İkili, savaştan sonra da ayrılmadı...

Ta ki, Manav Şükrü amansız bir hastalığa yakalanıp ölene kadar!...

 

Süha Bey, dostunun ölümüne çok üzüldü...

Şükrü'nün karısına ve iki çocuğuna maddi manevi destek çıktı...

İsmail'in ablası Meryem'in tüm eğitim masraflarını karşıladı...

Genç kız hemşirelik okulundan mezun olduktan kısa süre sonra evlendi...

 

Ama İsmail liseyi bile bitiremedi! 

Daha doğrusu okumak istemedi...

Süha Bey çok çaba sarfetti ancak onu ikna edemedi!..

 

Genç adam "Anneme bakmak için çalışmak zorundayım, sürekli sizden yardım alarak yaşayamayız" dedi...

Süha Bey de "Madem öyle, gel benim şoförlüğümü yap" teklifinde bulundu...

İsmail o günden sonra hem beyefendinin hem de ailenin şoförlüğünü yapmaya başladı...

Ve gizliden gizliye de Nurten'i sevmeye!..

 

                            ***

Neyse...

Biz gelelim tekrar Nurten'e!..

Ve onun dramatik hikâyesine...

1974...

Nurten ve nişanlısı Ekrem, bir kaç hafta sonra yapılacak düğün törenleri için Paris’e alışverişe gitmişlerdi...

Çift, adeta ön balayı yaşıyordu...

Seyahatlerinin ilk gününü otelde dinlenerek geçirdiler...

Ertesi sabah gelinlik bakmak için Champs-Elysee'teki bir mağazaya girdiler...

İkisinin de yüzleri gülüyor, kalpleri pır pır atıyordu...

Delikanlı kol düğmesi almak için mağazanın üst katına çıktı...

Bu esnada, alt kattaki reyonda da mağaza görevlileri genç kıza beğendiği gelinliği giydiriyorlardı...

 

Aniden kulakları sağır eden bir ses duyuldu...

Bina sarsıldı...

Mağazanın alt katında büyük bir patlama olmuştu...

İnsanlar çığlık atıyor, etrafı duman ve yanık et kokusu sarmıştı...

İtfaiye araçları, ambulanslar ve polis arabalarının sirenleri Paris'in tüm sokaklarını çınlatıyordu...

Bu bir saldırıydı!..

O yıllarda "Çakal Carlos" olarak bilinen teröristin gerçekleştirdiği kanlı bir saldırı!...

Bilanço...

2 ölü, 34 yaralı...                      

(Merak ediyorsanız devamı yarın)

* Külhanbeyi: Kendine özgü giyinişi ve konuşma biçimi olan, başıboş ve haylaz takımından kimse...

* Kabadayı: Kendine özgü namus kuralları olan ve bunun dışına çıkmayan, iyi dövüşen, korkusuz kimse...

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Şadan Gökovalı
 20 Ocak 2018 Cumartesi 20:30
Hamamamlarda su ısıtıp kaynatma ocağına "Külhan"; oraya odun veya kömür atan gence "Külhanbeyi" denir. Roma hamamlarda "Hupokaust". ????
 Mehmet Gültekin
 20 Ocak 2018 Cumartesi 20:08
Güzel bir hikaye üstad kalemine ve yüreğine sağlık
 Gülseren Kanmaz
 20 Ocak 2018 Cumartesi 20:03
Ben öyle arkası yarın ve dizilere pek meraklı değilim.Ama bu bir başka..Çok ilgimi çekti. Öykü ve anlatım çok akıcı. Tebrikler Adnan bey..Yarını merakla bekliyorum..
 Mahmut Kayhan
 20 Ocak 2018 Cumartesi 17:33
Öykü tanıdık, umarım final için mendil stoklamamız gerekmiyordur. Şimdiden "savaklar" aralandı, bakalım artık yarına...
 Metin Zara
 20 Ocak 2018 Cumartesi 17:25
Üstat muhteşem bir anlatım en can alıcı yerinde keskin bıçak gibi kesmişsin çocukluğumdaki sabah radyoda yayınlanan arkası yarın gibi oldu :(( merakla bekliyorum yüreğinize kaleminize SAĞLIK ??????
 Bülent Tığlı
 20 Ocak 2018 Cumartesi 17:04
Aman be üstad en heyecanlı yerinde olmazki biz yarına kadar nasıl bekleriz şimdi ????
 Argun Cakin
 20 Ocak 2018 Cumartesi 16:54
Bir zamanlar arkasi yarin diye bir program vardi .en heyecanli yerinde keserlerdi.Guzel ve akici bir hikaye ama ...arkasi yarin ??
 Argun Cakin
 20 Ocak 2018 Cumartesi 16:54
Bir zamanlar arkasi yarin diye bir program vardi .en heyecanli yerinde keserlerdi.Guzel ve akici bir hikaye ama ...arkasi yarin ??
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2019 Ege'de Sonsöz