MENÜ
İzmir 16°
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Paticanların günü kutlu olsun
Ufuk AKÇA
YAZARLAR
4 Ekim 2013 Cuma

Paticanların günü kutlu olsun

Bugün 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü… Ne diyebilirim bilmiyorum… Onlar bizi seviyor, bizlere bağlanıyor… Biz ne yapıyoruz…
Yılda bir kez hatırlıyoruz…
Aynen yaşlıları, gazileri engellileri falan hatırladığımız gibi…
Oysa, onlar bütün yıl boyunca itilip kakılıyor, vahşice öldürülüyor, birilerinin bir dönem eğlencesi olup sokaklara barınaklara terk ediliyorlar…
Bugün bile bizler sosyal medyada, orada burada kutlama mesajları yollarken, onlar korunamıyorlar, şiddet görüyorlar, aç kalıyorlar…
Oysa, bırakın hayvanları, insanların dahi haklarından söz edilmeyen bir dönemde sevgili peygamberimiz hayvan haklarından söz etmiş, onlara şefkat ve merhamet göstermek gerektiğini buyurmuştur:
“Hayvanlara eziyet etmeyin, onlara güzelce binin ve onlardan güzelce faydalanın… Çünkü Allah her şeye güzellikle yaklaşmayı farz kılmıştır…”
Gelin, bugün bir değişiklik yapın ve bir barınağa gidin…
O mutsuz, ümitsiz, yemeğe ve sevgiye aç gözlerle göz göze gelin…
Onlara yardım eli uzatın, mama bağışlayın, ellerinizle doyurun, hatta en azından bir tanesini terk etmemek üzere ailenize katın…
Ya da kapınızın önüne bir kap mama, bir kap su koyun… Hatta havalar soğuyor korunaklı bir koli koyun…
Haydi ne duruyorsunuz…
* * * *
Şimdi uzun zaman önce okuduğum ve gözyaşlarımı tutamadığım bir yazıyı paylaşmak istiyorum sizlerle… Bugün de okuduğumda gözyaşlarımı tutamadım ve bu hikayeyi sizlerin de okumasını istedim…
Çünkü hayvanların da bir can taşıdıklarını ve onların da acı çekebildiklerini ve duyguları olabileceklerini hepimizin bilmesini ve onlara karşı daha anlayışlı davranmamız gerektiğini düşünüyorum… Bir hayvan sever olarak. Lütfen evde baktığınız hayvanları sokaklara ve barınaklara bırakmayın, bir heves uğruna alıp atmayın…
 
 
Bir köpeğin ağzından….
 
Üzerinden seneler geçti, şimdi hatırlıyorum da, ben yavruyken şirinliklerime katıla katıla güler, beni yavrum diye çağırırdın.
Birkaç delinen ayakkabı ve katledilen yastığı saymazsak, kısa zamanda senin en vazgeçilmez dostun oldum. Ne zaman bir muzırlık yapsam bana parmağını sallar ve "nasıl yaparsın" diye çıkışırdın. Ne var ki hemen arkasından kızgınlığın geçerdi ve beni yere yatırır, göbeğimi okşardın.
Çok meşguldün o aralar... Dolaysıyla tuvalet eğitimim tahminimizden uzun sürdü ama el ele verip üstesinden gelmiştik. Sana sokulup da koynunda geçirdiğim geceleri unutamam. Sen farkında değildin belki ama ben senin rüyalarını ve hayallerini gizlice dinler, bundan daha mutlu olunamayacağına kanaat getirirdim.
Ve evde senin işten dönüşünü beklerken sırtımı ılık güneşe verir, huzurlu derin bir uyku çekerdim.
Zamanla işinde daha fazla zaman geçirmeye başladın, boş zamanlarında da kendine bir eş aramaya koyuldun. Ben seni her zamanki gibi sabırla bekledim, sana hayal kırıklıkların ve acılarında teselli oldum. Yanlış kararlarını hiç bir zaman kınamadım, her defasında seni büyük bir sevinçle karşıladım. Sonunda birine aşık oldun ve evlendin.
 
BARINAĞA TERK EDİLDİM…
 
Ne var ki eşin köpeklerden pek hazzeden biri çıkmadı. Yine de ben onu sevinçle karşıladım ve ona sevgi gösterim. Mutluydum, çünkü sen mutluydun. Sonra insan bebekler geldi aramıza. Yeni yavruların heyecanını sizlerle aynen paylaştım. Onların pespembe yumuşacık tenleri, mis gibi bebek kokuları beni heyecanlandırıp hayran bırakıyordu. Ben de onlara annelik etmek istiyordum. Ne yazık ki-her nedense- hem eşin hem de sen onlara zarar vereceğime kanaat getirdiniz ve beni ayrı bir odaya kapattınız hep. Oysa ben sevgiden mahrum kaldıkça, onlara olan sevgim daha çok arttı. Bilmediniz hiç.
Çocuklar büyüdükçe onların en yakın dostu oldum. Tüylerime tutunup tombul bacaklarının üzerinde ilk adımlarını attılar, minicik parmaklarını gözlerime soktular, kulaklarımın içini karıştırdılar, burnuma öpücükler kondurdular. Gerektiğinde onları hayatım pahasına korumaya hazırdım. Ama bu arada senin dokunuşuna ise hasret olmuştum. "köpeğin var mı?" sorusuna, cüzdanından resmimi çıkarıp, hakkımda şirin hikayeler anlattığın zamanlar artık geride kalmıştı. Senin köpeğin olmaktan çıkıp itin biri oldum; bana yaptığın her masraf sana batmaya başladı.
Sonunda da başka bir kente tayinin çıktı. Yeni apartmanınızda sana ve ailene yer vardı ama bana yoktu. Ailen için en doğru kararı verdin belki ama unutma ki, bir zamanlar ailen sadece benden ibaretti.
Son araba gezintimize çıktığımızda heyecanlıydım. Ta ki barınağa varana kadar. Barınak köpek, kedi, korku ve umutsuzluk kokuyordu. Gereken evrakları doldurduğunu ve "ona çok iyi bir ev bulacağınıza eminim" dediğini hatırlıyorum. Omuz silkip sana karamsar bir bakış attılar. Onlar orta yaşlı, terk edilen bir köpek veya kedinin akıbetinin farkındaydılar.
Oğlunun tasmama yapışan elini zorla açmak zorunda kaldın.Çığlık çığlığa haykırmasına aldırmadın belki ama ben onun adına hem üzüldüm hem de çok endişelendim. Endişem, ona o anda arkadaşlık, sadakat, sevgi ve sorumluluk, bir cana duyulan saygı konusunda vermiş olduğun hatalı hayat dersinde yatıyordu. Başıma son bir kere dokunup bana veda ettin, göz göze gelmemeye özen gösterdin. Gitmen gereken yerler, yetişmen gereken işler vardı ve zaman aleyhine çalışıyordu nasıl ki şimdi de benim aleyhime çalıştığı gibi.
Sen ayrıldıktan sonra, barınaktaki iki tatlı kadın taşınacağı aylar öncesinden bildiğin halde bana uygun bir yuva bulmak için en ufak bir çaba sarf etmediğinden yakındılar. Sadece üzüntü içinde başlarını sallayıp "nasıl yaparsın" diye sordular arkandan.
Barınakta, zamanları izin verdiği ölçüde bizimle ilgileniyorlar. Bizi besliyorlar tabii ki ama bende iştah falan kalmadı. Önceleri ne zaman biri kafesime yaklaşsa sensindir diye kafesin önüne koşardım. Belki kararını değiştirdin, belki bunların hepsi kötü bir rüyadan ibaretti veya belki bana acıyan biri beni kurtarmaya gelmişti... Ama anladım ki şirin yavru köpeklerle bu konuda yarışmam söz konusu bile değil. İşte o zaman kaderime razı olup köşeme çekildim ve akıbetimi beklemeye koyuldum.
 
VE ÖLÜM...
 
Önce ayak seslerini duydum onun. El ayak çekildikten sonra beni kafesimden çıkardı. Onu uslu uslu koridorun sonundaki odaya kadar takip ettim. Sessiz, sakin bir odaydı. Beni yavaşça kaldırdı ve masanın üstüne koydu, başımı okşadı, kulaklarımın arkasını kaşıdı, tasalanmamamı söyledi. Kalbim heyecanla çarpıyordu ama aynı zamanda içimi de sonsuz bir huzur kapladı. Sayılı günlerim dolmuştu demek ki ... Kendimden çok onun için üzülüyordum. Üzerimdeki yük çok ağırdı, onu eziyordu ve beraberliğimiz süresince senin de her ruh halini anladığım gibi onun da içinde bulunduğu durumun farkındaydım.
Eli çok hafifti, gözünden akan yaşları görmesem, ön patimdeki damarıma bağladığı turnikeyi neredeyse fark etmeyecektim bile. Seneler önce seni de teselli ettiğim gibi, hafifçe elini yaladım. İğnenin ucunu usulca damarımdan içeri kaydırdı. Önce hafif bir sızı, arkasından damarımda dolaşmaya başlayan buz gibi sıvıyı hissettim.
Kafam ve gözlerim ağırlaştı ve onun merhamet dolu gözlerine bakarak son defa "Nasıl yaparsın" diye fısıldadım. Belki de benim lisanımı anladığı içi, "Ne kadar üzgünüm bilemezsin" diye cevap verdi. Bana sarıldı, beni çok huzurlu ve güzel bir yere göndermekte olduğunu anlatmaya başladı. Öyle bir yer ki, bir daha ne ihmal edilecek ne acı çekecek ne de kendimi korumak zorunda kalacaktım. Öyle bir yer ki sevgi ve ışık içinde, bu sefil dünyadan daha farklı güzellikte bir yerdi...
Son nefesimle kuyruğumu son bir kez sallayarak,"Nasıl yaparsın" derken onu kastetmediğimi anlatmaya çalıştım. Kastettiğim sendin, canımdan çok sevdiğim sahibim! Seni her zaman anacağım sonsuza dek bekleyeceğim, bunu bil. Son dileğim, hayatındaki herkesin sana benim gösterdiğim sadakati göstermesi.....
 
5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanun ve Yönetmeliği ile yaşam hakları devlet güvencesine alınan paticanların 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü kutlu olsun…
Veeee… Hayvanların yaşam haklarının korunduğu, gerçekten devlet güvencesinde olduğu 4 Ekimleri kutlamak ümidiyle…
 
Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2017 Ege'de Sonsöz