MENÜ
İzmir 15°
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Protokol krizinin düşündürdükleri
Tayfun MARO
YAZARLAR
23 Ağustos 2017 Çarşamba

Protokol krizinin düşündürdükleri

Fuar açılış töreninde ön sıralarda yer verilen iş adamlarına tepki gösteren milletvekillerinin salonu haklı olarak terk etmesi gündem yarattı. Belediye protokol işlerinde ne kadar becerikli, organizasyon ne kadar başarılı, orasını bilmiyorum. Zaten yazımın konusu da değil. Protokolde en önde oturan iş adamları ha keza… Ben, iş adamlarına sayıp dökenlere takıldım.

İstanbul’dan gelen iş adamlarına, İzmir şöyledir böyledir diye ayar veren verene… Okudukça ben de İzmir neymiş de haberim yokmuş diye hayıflandım durdum…

Gelelim asıl meseleye;

İzmir gerek Cumhuriyet döneminde gerek öncesinde sahip olduklarını günümüze taşıyabilmiş, koruyabilmiş bir şehir değildir.

Bizler, kıyı boyunca körfezi kuşatan Rum evlerini yok etmiş, o güzelim körfezi lağıma çevirmiş bir kültürün mirasının taşıyıcılarıyız. Kıyı boyunca şehri körfeze kapatan, imbat rüzgârlarını şehre yasaklayan o apartmanları biz diktik. İstanbul’dan gelip dikmediler. Bağları ve zeytinlikleri yazlığa dönüştüren de biziz. O iş adamlarını protokolün en önüne oturtan zihniyeti yerelde iktidara getiren ve bu insanları tekrar tekrar seçen yine biziz.

İzmir bu hale on yılda gelmedi. Özellikle son 70 yıl içinde, merkezi yönetim ve yerel yönetimler rant yaratmak uğrunda, bu eşsiz şehrin toprağını, denizini, havasını, iklimini yok ettiler. Her gelen yönetici bu şehre kötülük yaptı; kimse masum değil.

İzmir burjuvazisinin, İzmir elitinin ne kokar ne bulaşır hali şehri korumasız bırakmıştır. İzmir’in arkeolojik ve tarihi zenginliği umurlarında değildir. Luvilerden, İyonya’dan, eski Yunan’dan günümüze uzanan kültür mirası sadece entelektüel gevezelik konusudur.

Yöneticiler, bu kültür zenginliğini gündelik hayata aktarmak için plan yapmak, bütçe oluşturmak bir yana, müzelerini dahi ziyaret edilebilir hale getirememiştir.

Devlet, kozmopolit liman şehrine özgü kültürü koruyup geliştirmek yerine, olanı da tahrip etmiş, Türkleştireyim, İslamlaştırayım derken yanlış kültür politikaları sonucu şehir ruhunu kaybetmiştir.

İzmir, sahip olduğu değerleri doğru dürüst şehir hayatına katamamıştır; sadece, kesintisiz 5000 yıllık yaşanmışlığının veya 8000 yıllık tarihinin getirdiği dirençle varlığını sürdürmeye çalışan yarı yitik bir şehir olabilmiştir.

Bir liman şehri olması, zamanında Levant’ın dört önemli limanından bir olması, İzmir’in gündelik hayatına, yok olan deniz kültürünü yeniden getirmeye yetmemiştir. Çünkü İzmir’i yönetenler genellikle deniz kültürüne aşina değildir, kıyılarda yaşayan insanın denizle ilişkisini kavramaktan uzaktırlar.

Diğer yandan, aldığı göçler sonucu şehrin değişen nüfus yapısıyla da denize yabancılaşması söz konusudur. Yöneteniyle, yönetileniyle İzmir deniz kültürüne uzak kalmıştır.

Hal böyle iken, yok kumruydu yok çiğdemdi yok kordondu güzellemeleri sinir bozuyor. Oysa asıl meselemiz, metropolleşme sürecinde İzmir’in başına gelenler ve gelecek olanlardır.

Sevgili Nedim Atilla, İzmir’in başına gelenleri ve gelecek olanları son iki yazısında çok güzel anlatmış. Okumanızı tavsiye ederim.

Dünya sistemi kapitalizmin, inşaat sektörüne yaslanarak büyümeye çalışan ekonomileri abat etmişliği yoktur. İnşaatın başat sektör olduğu ekonomiler mutlaka ağır bedeller ödüyor. Türkiye de bu durumda bir ülke olup o kaçınılmaz sona doğru hızla yaklaşmaktadır.

Ve İzmir, deniz ile dağ ve tepeler arasında sıkışıp kalmış bir koridoru andıran topraklar üzerinde kurulmuş bir şehir olarak tarih boyunca, ulaşılması güç konumu nedeniyle savaşlardan korunabilmiş ve varlığın -büyük deprem hariç- kesintisiz sürdürebilmiştir.

Gelin görün ki İzmir “yeni cazibe merkezi” ilan edildikten sonra, devasa beton bloklar arasında kalarak yaşanmaz bir kent olma yolunda hızla ilerlemeye başladı. Tarih boyunca işgal ordularının yapamadığını, inşaat sektörünün efendileri İzmir’e yapmak üzere kolları sıvamış bulunuyor. Tek hava aldığı koridor olan Bayraklı da iş merkezleriyle kapandıktan sonra, İzmir soluksuz kalacak.

İzmir’in hızla artan nüfusa o gıpta edilen yaşam kalitesini sunması fiziki olarak imkânsızdır. “Yaşanacak şehir” efsanesi çöktü çöküyor.

Yeni Dünya düzeninde metropol, Atatürkçülerin indinde güvenli bölge olan İzmir’in geleceği hızla kararıyor. Bu coğrafya o yükü kaldırmaz.

Ne olurdu, kendi halinde bırakaydılar İzmir’i… Varsın AKP’liler “mega köy” desinler…

 

 

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2017 Ege'de Sonsöz