MENÜ
İzmir
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Salgından da kötüsü var…
Nedim ATİLLA
YAZARLAR
23 Şubat 2021 Salı

Salgından da kötüsü var…

Son 11 aydır salgın haberlerini daha çok okuyor olsam da asla vazgeçmediğim bir mevzu da tabii ki beslenme hikayeleri… Yarın ne yiyeceğimiz konusunda karar verilecek vakit yaklaşıyor ya da bu karar verildi ve uygulanmaya geçiliyor. Bilemiyorum!

“Toplumun genelinin neler döndüğünden haberi yoktur, hatta haberi olmadığından dahi habersizdir” der ustamız Noam Chomsky… Derdimiz haberdar etmek her zaman… Tabii ki haberdar olmak isteyene…

FAO, şu anda 270 milyon insanın açlık sınırında olduğunu ve 2030 yılında bunun neredeyse her on kişiden biri düzeyine yükseleceğini hesaplamış. Üstelik bu hesaplamalara Covid-19 etkisinin eklenmediğini ama ortaya çıkan durumla, etkinin kesinlikle oranı yükselteceğini söylüyor. Yani “açlığın dünyaya hakim olacağı günler yakın” diyor FAO. 

Diğer yandan, Covit-19 nedeniyle arada kaynıyor ama kuş gribi yeniden farklı yerlerde ortaya çıkıyor. Mesela İngiltere ve Japonya’da, dünyanın iki ucunda, aynı günlerde hortlaması da ilginç. Açıkçası ben “deli danayı” bekliyordum ama bunun dünya üzerinde zorlayacağı kitle daha büyük. Tabii bu, büyük ve küçükbaş hayvanlara da bir musibetin bela olmayacağı anlamına gelmiyor.

Konunun salgınla yani üretimin daha da düştüğü ve ulaştırma şartlarının zorlaştığı bir dönemle aynı zamana gelmesi bir tesadüf mü, bilemiyorum. Örneğin İngiltere’de bu sene insanlar kırlara, tarlalara çağrıldı çünkü ülkesel izolasyonlar ve AB’den ayrılış sebebiyle AB’den gelen fakir tarım işçileri ortada yoktu. Bu sene iş daha da büyüyecektir sanırım çünkü ekim ve bakım zamanı da ortada yoktular.

Bu arada bu konuya ülkemizdeki bilim insanlarının da ilgisi umut veriyor. Tarım Öğretiminin 175. Yılı nedeniyle Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nin çevrimiçi toplantısını izledim. Çok değerli konuşmacılar vardı. Ama “Tarım sektörünün sıkışması” meselesi üzerinden Prof. Dr. Tayfun Özkaya’nın Sadece Türkiye’yi etkilemeyen, bütün dünyayı etkilediğini düşündüğümüz gelişmeleri anlattığı konuşmasını not alarak izledim. Şimdi notlarımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Tayfun Hoca, ekranda tarım sektörünün sıkışması başlıklı, toplam gelirler ve toplam masraflar eksenli grafik eşliğinde, “Toplam gelirler 1950 yıllarından 2020 yıllarına doğru önceleri dik iken, yani her sene düzenli artışlar sağlanabiliyor, verim artışları ve fiyat, yani çiftçinin eline geçen ürünlerin fiyatlarındaki makul artışlardan kaynaklanabiliyordu” dedi ve şu bilgileri verdi:

1980’lerden sonra bir kırılma yaşandı. Küreselleşme ile de oldu bu. Toplam gelirler yatay seyretmeye başladı.  Buna karşılık 1985’ten sonra toplam masraflarda çok yüksek sıçramalar görüldü. Şimdi bu ikisi arasında yani toplam tarımsal gelirlerle toplam masraflar arasındaki fark herkes çok iyi biliyor ki 2000’li yıllara doğru şiddetli bir şekilde daraldı, daralıyor. İkili bir makas var çiftçiler eziliyorlar. Bu enternasyonal bir şey. Tarım sektörünün sıkışması sadece Türkiye’de değil ABD’de de oluyor. Fakat ölçüleri farklı olabilir. Amerika’nın ya da Avrupa’nın vermiş oldukları tarımsal destekler bu daralmayı birazcık engelliyor. Amerikan çiftçileri için kısmen Türkiye’ye göre daha iyi durumda olmasını sağlayabilir.

Tayfun Hoca daha sonra bir makas getirdi ekrana…- Makasın üst ucu “Doğrudan pazarlama, aracıların kaldırılması”. Makasın alt ucu “Agroekolojik tarım” yazıyordu.

Hocam şöyle devam etti: “Makasın alt ucunu nasıl aşağı doğru indirebiliriz yani maliyetlerin düşürülmesi açısından, buna bir paradigma değişimi olarak Agroekolojik tarım diyoruz. Dinleyenler bunu organik tarım diye algılamasınlar. Organik tarım agroekolojik tarımı da kapsamakta fakat ondan önemli farkları var. Agroekolojik tarım şemsiye bir kavram. Organik tarım ise şu anda ne yazık ki sadece Türkiye’de değil bütün dünyada mevcut kapitalist sistemin büyük ölçüde sınırları içinde, onun tarafından evcilleştirilmiş bulunuyor. (Şimdi anlıyor musunuz benim “organik” lafından neden uzak durmaya çalıştığımı?)

Makasın üst ucunu açmak için doğrudan pazarlama ve aracıların ortadan kaldırılması ve üreticilerin doğrudan ürünlerini tüketicilere doğru iletmesi oluyor. Yani ikisini birden sağladığımızda, bu aslında çiftçi ve tüketicinin bağımsızlaşması ve dayanıklılık kazanması anlamına geliyor. Dayanıklılık dediğimizde iki şey söylüyoruz, hem ekonomik bakımdan hem de ekolojik bakımdan…”

TARIM KİMYASALLARI

Hemen her konuşmasında tarım kimyasallarına dikkat çeken Prof. Özkaya burada da sözü onlara getirdi: “Özellikle tarım kimyasalları, gerçek bir bela oldu tarımın üstüne, topraklar yoksullaştı, biyolojik olarak topraklar öldü ve bu bitmiyor. Bir tanesini attığınızda büyük problem çıkıyor. İnsanlarda da aynı şey oluyor ya, bir ilaç alıyorsunuz o ilacın etkisi oluyor, onu gidermek için başka ilaç… Tarımda da aynı böyle. Aşırı azotlu gübre veriliyor, pamuklar azıyor, pamuklar azalmasın diye başka bir kimyasal veriliyor, yok dökülmesi için başka şey veriliyor. Bunun sonu yok. Agroekolojik tarımda çare; bu girdilerden, tarım kimyasallarından tümden kurtulmak. Bunu bir ideal durum olarak söylüyoruz. Bir-iki yılda olacak şey değil, en azından 10-15 yıllık geçiş süreci gerekir. Ama bugünden bu yola girmemiz lazım. Aksi takdirde bu ikili makas çiftçileri eziyor.”

Peki bu gelişmeler bize nasıl yansıyor? Aynı şekilde tüketiciler de ürünleri çok yüksek fiyatlarla almak durumunda kalıyorlar. Bunu herkes biliyor, söylememe gerek yok ama ürün çiftçinin elinden çıktıktan sonra 3-4 misli katlanarak tüketicinin eline geçiyor. Bu nedenlerle Agroekolojik tarımı savunmamız gerekiyor.

***

Tayfun Hoca’nın anlattığı ve son zamanda Urla-Karaburun aksında görmeye başladığımız Yeni Köylülük meselesi var. Bunu Hoca ile biraz daha konuşup yazacağım…

Toplantının özeti ise şu cümlede saklı: Biz bu dünyayı kurtarmak istiyorsak, topraklarımızı, denizlerimizi, göllerimizi, akarsularımızı, havamızı kurtarmak istiyorsak sanayiye olduğu kadar tarıma da önem vermemiz gerekiyor.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Enver Olgunsoy
 23 Şubat 2021 Salı 21:01
Konvonsiyonel tarim katma degeri yuksek tarimla dengelenmeli...Ayrica Izmir Modeli dikkate alinmali.Boylece tarimda en buyuk sorunlardan olan ve dolayisiyla surdurulebilir gida teminininde şu anda en önemli sorun ciftcinin tarimdan kaçişi belki önlenebir.
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2021 Ege'de Sonsöz