MENÜ
İzmir 22°
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Türkiye ve “Bölünme”
Nihal AŞKIN
YAZARLAR
13 Ağustos 2018 Pazartesi

Türkiye ve “Bölünme”

Ülke olarak en büyük korkumuz “Bölünme”.

Sağcısı da solcusu da “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır” sözünden hareketle en büyük vatansever edalarında bu konuda nutuk üstüne nutuk atar.

Kim vatanını daha çok seviyor?

Elbette ki bizim siyasi görüşümüz daha çok seviyor.

Diğerleri?

Onlar vatan haini.

Biz ülkemizi böldürmeyiz.

Aman sakın ha oyunlara gelmeyelim, bak Yugoslavya gibi 7 parça oluruz.

Sanki kendi içimizde çoktan bölünmemişiz gibi.

Hem de bir karpuz gibi tam ortadan ikiye.

“Yumurtadan çıkmış kabuğunu beğenmez” misali, karpuzun yarılarının birbirine ettiği hakaretin, lafın bini bir para. 

Sosyologlar, tarihçiler, analistler gelecekte Türkiye'nin bu yıllarını anlatırken ne yazık ki söze “Toplumun bir karpuz gibi ikiye bölündüğü yıllardı” diye başlayacak.

Hani en büyük kabusunuzu aslında yaşarsınız, ama, yaşarken o hengamede kabusunuzla yüz yüze olduğunuzu farketmezseniz ya aynen öyle.

Bu aralar yaptığım kısa bir yaz tatili bu gerçeği günün her anında, her saatinde bir tokat gibi yüzüme çarpmakla meşguldu.

Abartıyorsun diyenler olabilir.

Keşke öyle olsaydı diyebilirim ancak onlara.

Şöyle kısaca açıklamaya çalışayım.

Konak'taki bir ziyaretimde, sıcak havadan bunalan ve komşularıyla yıllardır aynı parka çıkan bir teyzemiz “Eskiden 6-7 komşu parkta toplanıyor, çaylarımızı içiyorduk. Şimdi 3'ü ayrı 4'ü ayrı olarak toplanıyoruz. AK Parti'lilerle CHP'liler diye ayrıldık. Napalım, kafamız uymuyor” diye anlatmaya başladı.

Oradan bir başkası söze şöyle atıldı:

“Ben X Parti'li akrabalarımın hepsini facebook'tan, tüm sosyal medyamdan sildim. Yaptıkları paylaşımlar çok sinirimi bozuyor, sonra internette bir tartışma kopuyor. En iyisi görüşmemek”.

Bir başka gün güzel İzmir'in meşhur Kordon'unda kahvemi yudumlarken, yan masadaki gençlerin yüksek sesli konuşmalarına takıldım.

“Hadi kuzenlerle toplanalım” önerisi, masada epey coşku yarattı. Planlar yapıldı, yer seçildi. Sıra kimlerle gidileceğine gelince içlerinden biri atıldı:

“Ama X parti'li olanlar gelirse ben gelmem. Konu dönüp dolaşıp siyasete gelecek, sanki biz birşey bilmiyoruz herşeyi onlar biliyor gibi, abuk subuk konuşacaklar yine. Hiç tartışmaya giremem valla”.

Masadaki diğerleri de bu fikri sunanı onayladı: “Tabi tabi bizim tayfa gideriz”.

Geldiğimiz durum budur dostlar.

İki kardeşin çocukları birbirlerini istemiyor. O istemediği kuzeninin ayağına bir diken batsa yüreği kor alev gibi yanmayacak sanki.

Komşular parklarda ayrılmış, akrabalar birbirini silmiş, kardeşler, kardeş çocukları birbirlerine selam vermez hale gelmiş.

Peki neden?

Çünkü hayatımızın merkezine insanları değil, sadece siyaseti aldık da ondan.

25 yıl önce annem hastanedeyken bana bir hafta boyunca yemek taşıyıp, çamaşırımı yıkayan Nermin teyzenin dünya görüşünü, hangi partiye oy verdiğini hiç bilmedim, bilmezdik.

Önemli de değildi çünkü. Önemli olan Nermin teyzenin iyi bir insan mı yoksa kötü bir insan mı olduğuydu. Onun hırlı mı hırsız mı olduğuydu aslolan.

Ama 25 yıl sonra sabahları sadece “Günaydın” demekten öte gitmeyen komşularımızın siyasi görüşlerini enine boyuna biliyoruz.

Fakat hastalandığımda benim çocuklarıma bakar mı, evime hırsız girerse görmezden mi gelir, kapıda kalan bir misafirim olduğunda ilgilenir mi, psikolojik rahatsızlığı var mıdır, derdi tasası var mıdır bunları hiç bilmiyoruz.

Çocukluğumun meşhur bakkalı “Kürt Bakkal” idi. 25 yıl sonra öğrendim ki adam Kürt değil, Erzurumlu ve Dadaş'mış.

İzmirliler o dönem doğudan gelen herkese “Kürt” dediği için Maksut Amcamızın adı “Kürt Bakkal” kalmıştı.

Ancak bir kere bile Maksut Amcanın “Ben Dadaşım” dediğini duymadım. Çünkü onu yaftalamak için değil, çocuklara hangi bakkala gideceklerini tarif etmek için kullanılan bir terimdi “Kürt Bakkal”.

Oysa şimdilerde etnik köken üzerine böyle bir hata yapmak, abartılı olacak belki ama neredeyse cinayet sebebi.

Benim kökenim de Boşnak. Osmanlı, Balkanları kaybettiği dönemlerde Türkiye'ye gelmiş atalarım. Yani taaa Balkan harbinde.

1990'lı yıllardaki Bosna Savaşı'nı ve yaşanan acıları o nedenle çok iyi bilirim.

1994'te üniversite son sınıftaydım ve evi Sırplar tarafından kurşunlanarak kevgire çevrilen Boşnak bir teyze İstanbul'daki akrabalarına sığınmış ve yaşananları anlatıyordu:

“Kızım biz aynı mahallede Sırplarla beraber yaşıyorduk. En iyi komşum bir Sırptı. Beraber yer içerdik. Ama bizi birbirimize öyle bir düşürdüler ki o komşum benim evimi sabaha kadar kurşunladı ve oğlumu öldürmeye çalıştı. Canımızı zor kurtardık. Biz hangi ara düşman olduk hiç anlamayadım”.

Bilmem anlatabildim mi.......

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 İlhami
 13 Ağustos 2018 Pazartesi 19:07
Tebrikler...
 melih üstkanat
 13 Ağustos 2018 Pazartesi 12:59
Nihal kızım, orijinal gavur İzmirliyim. Baba tarafım giritten anne tarafım Aydından gelmişler. Biz ne ara düşman olduk diye sordun ya... Erdoğan ve partisi iktidar olduğu gün program başlatıldı. BOP eşbaşkanı olarak eline verilen programı harfiyen uyguladı uygulamaya devam ediyor. Ben psikolojik harp tekniği bilen bir gazeteciyim. Orada ne öğrettilerse bize uygulanıyor. Sonumuz kaçınılmaz olarak Yugoslavya. Sadece savaş olmadan çözmeye çalışıyorlar. Bundan kaçış yok evlat. Yazın harika olmuş. Kutlarım...
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2020 Ege'de Sonsöz