MENÜ
İzmir 15°
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Vatandaş neden kurbanlık derdinde?/1
Prof. Dr. Mustafa KAYMAKÇI
YAZARLAR
15 Ağustos 2017 Salı

Vatandaş neden kurbanlık derdinde?/1

Önce bir durum tesbiti yapalım.

Hükümet, Kurban Bayramı öncesi, kırmızı et fiyatlarında yaşanacak artışı önlemek için, canlı hayvan ve karkas et dışalımında gümrük vergilerini sıfırlama kararını yürürlüğe sokmuş bulunuyor. Bu bağlamda 31 Aralık 2018 tarihine değin, 500 bin büyükbaş, 475 bin küçükbaş ve 20 bin ton karkas ithalatı yapılacakmış. Sözün kısası kırmızı et açığını kapamak için başka çare kalmamış olduğu belirtiliyor. Konuya günü kurtarma açısından bakılıyor.

Türkiye bu duruma neden düştü, vatandaş neden kurbanlık derdinde?”sorusunu isterseniz biraz deşelim. Doğal olarak sorunlarımızı tespit ederken bunun iç ve dış nedenlerine bakmak gerekiyor.

Türkiye, 1980 yıllardan itibaren kırmızı et açığını gidermek için sürekli olarak AB ülkeleri dahil birçok ülkeden damızlık hayvan ve karkas et ithal ediyor.

Bir başka deyişle sürekli dışa bağımlılık oluşmuş bulunuyor. Bu nasıl ortaya çıktı? Dilerseniz geçmişe bir bakalım.

Kırmızı Et İthalatının Geçmiş Perde Arkası Neydi?

Kırmızı et ve süt üretiminin artışı için özellikle 1980’li yıllardan sonra kurulan denklem:Türkiye Hayvancılığı Eşittir = Sığırcılık +Tavukçuluk” şeklinde oldu.

Denklem böyle kurulunca, sığır ve tavuk türü öne çıkarıldı. Şirketleşmeler önerildi. Bunun nedeni şuydu; Dünya’da çok güçlü sığırcılık ve tavukçuluk lobileri, daha doğrusu küresel tekelci şirketler vardı ve bunlar damızlık dahil her türlü girdileri, Dünya Bankası’nın sağladığı desteklerle Türkiye’yi bir pazar durumuna getirmek istiyorlardı. Tekelci şirketlerin amaçları, içerideki işbirlikçileri de devreye sokularak gerçekleştirildi ve koyun ve keçi yetiştiriciliği unutuldu.

Bu doğrultuda, merkez ülkelerin denetimindeki Dünya Bankası gibi örgütler aracılığıyla “sizin süte ve kırmızı ete ihtiyacınız var “diye uzun süre ödemeli ve düşük faizlerle kaynaklar aktarıldı. Kaynak verildi,ancak “sığırlarımızı alın” dediler. Türkiye’de başlatılan sığır ithali, günümüzde de devam ediyor. Bununla birlikte sığır yetiştiriciliğine ağırlık verilen bir hayvancılık politikası istenilen sonucu vermedi.

Sığır ve tavuk yetiştiriciliğinin geliştirilmesi için olağanüstü destekler sağlandı”dedim. Burada yanlış anlamalara meydan vermemek için şunu söylemek gerekiyor. Elbette sığır ve tavuk yetiştiriciliğine desteklemeler gerekiyordu, ancak onlar desteklenirken koyunun ve keçinin hiç dikkate alınmaması, en azından aymazlık oldu.

Diğer yandan bu türler için önerilen üretim sistemleri ve işletme büyüklükleri de Türkiye için uygun modeller olmadı.

Nedeni şuydu:

• Türkiye tarım işletmelerinin büyük bir çoğunluğu,küçük ve orta ölçekli işletmelerdi.Bunların nerdeyse hiç desteklenmemeleri nedeniyle hayvan sayısı,özelde koyun ve keçi sayısı azaldı.

• Bu durum aynı zamanda kırsal kesimden kentlere göçü de hızlandırdı.

Türkiye, kırmızı ette havlu atmış bulunuyor. Dışarıdan sürekli sığır geliyor, karkas geliyor ve de süt tozu geliyor.

Damızlık hayvan ithalinin başında ise,gebe düve dışalımı söz konusu olmuştu.

Gebe Düve Dışalımı İçin Gerekçe Yaratıldı

Gebe düve dışalımı, süt üretim kotasının artırılması amacıyla gündeme girdi. Bilindiği üzere;

• Süt üretim kotası, doğrudan sanayide işlenerek tüketiciye pazarlanan, bakteri sayısı ve antibiyotik kalıntısı sınırlanmış süte göre belirleniyor.

• Bu bağlamda, süt üretim kotasını artırmak için ileri sürülen üretim modeli ise 2000–3000 başlık dev işletmelerin kurulmasını şeklinde ortaya çıktı.

• Bu işletmeler yeterli sayıda kurulursa, büyük hacimlerde sanayiye süt dökülecek, bu şekilde süt üretim kotasını artırmak olası olacaktı. Bununla birlikte Türkiye’nin iç pazarında bu işletmelerin kurulmasını sağlayacak yeterli miktarda damızlık gebe yok denildi.Damızlık gebe düve dışalımı da bunun için zorunluymuş diye gündeme getirildi

Dev sığırcılık işletmelerinin kurulması girişimlerine Türkiye ve AB gerçekleri açısından bakalım;

Türkiye’deki sığırcılık işletmelerinin neredeyse yüzde 90’ında sığır sayısı 20 başın altında. İşletmelerde ortalama sığır sayısı ise 6 baş. Buradan şu ortaya çıkıyor; Birincisi, et ve süt üretimi, büyük ölçüde küçük ve orta ölçekli işletmelerden sağlanıyor. İkincisi, bu işletmeler tarımdaki işgücünün neredeyse tümünü barındırıyor.

AB’de bile, sığırcılık işletmelerinin yüzde 25’inde sığır sayısı 30–40 baş ve yüzde 30’unda da 50–99 baş arasında değişiyor. Dev işletmelerin oranı, AB’de de dikkate alınacak oranda değil.

Küçükbaş Hayvan Yetiştiriciliği Bilerek İhmal Edildi

Koyun ve keçi ıslahı çalışmaları kitlesel düzeyde planlanamadı.

Sığır yetiştiricilerine yapılan desteklemeler koyun ve keçi yetiştiricileri için geçerli olmadı.

Bunlara ek olarak, Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgelerinde terör eylemleri ve kaçak hayvan girişleri özellikle koyunculuğu olumsuz olarak etkiledi.

Bunların dışında kentlerdeki tüketicilerin kimileri koyun ve keçi etinden, olumsuz ancak kasıtlı söylentiler nedeniyle kaçar oldu.

Sonuçta koyun sayısı hızla azaldı. Son 20 yıl içinde 40 milyondan 30 milyonun altına geriledi.Ancak nüfus başına düşen koyun sayısı açısından rakamların karşılaştırılması gerekiyor.40 yıl önce nüfus başına 1 koyun düşerken günümüzde bu sayı 4 kişiye 1 koyun durumuna düştü.

Keçi sayısında azalma daha vahim.

Ancak bu durum, kırmızı et fiyatlarını artırdı,Türkiye kırmızı et tüketiminde alarm zillerinin çalmasını neden oldu. Türk halkı sağlıklı beslenmeden uzak duruma geldi. Deri ithalatında da patlamalar yaratıldı.

Koyun ve keçi üretimi yanında sütünün de azalmasıyla güzelim koyun yoğurdu ile koyun ve keçi peynirleri unutturuldu.

Kısaca “Türkiye bu duruma neden düştü,Vatandaş Neden Kurbanlık Derdinde?” sorusunun cevabını, ”Emperyalizme Bağlantılı İç Nedenler” şeklinde vermek olası mı? Kimileri bunu görmezden gelerek timsah göz yaşları dökmüyor mu?

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2017 Ege'de Sonsöz