MENÜ
İzmir 15°
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Yavaşlamanın fazileti
Nedim ATİLLA
YAZARLAR
5 Kasım 2019 Salı

Yavaşlamanın fazileti

Ne güzel demiş şair: Ah, kimselerin vakti yok / Durup ince şeyler anlamaya …Dört yıl önce bugün toprağa verdiğimiz büyük şairimiz Gülten Akın’ın kent yaşamına dair getirdiği eleştirilerden birini, bireyin burada para kazanmak için hızla yarışması ve bu bağlamda hızın temposu içerisinde insani değerlerini yitirmesi oluşturur.

Kırmızı Karanfil (1971) kitabındaki “İlkyaz” başlıklı şiirde, insanları düşündürmeye ve dolayısıyla kendileri olarak kalmaya izin vermeyen kapitalist sistemin, kent yaşamının içerisine bir pratik olarak koyduğu hızla, insanı zamanın tik tak’ına boğduran ve bu durumda onu duyularını yitirmiş ve nesneleşmiş bir varlık konumuna getiren anlayışına vurgu yapıldığı görülür: Ah, kimselerin vakti yok Durup ince şeyler anlamaya …

Edebiyatçı Nilüfer İlhan’ın Gülten Akın’ın şiirleri üzerine yaptığı araştırmada dile getirdiği gibi  Kent hayatı içerisinde hızla yarışan birey, yavaşlamanın, onu, hayatın gerisinde atacağını düşünmesinden ve aynı zamanda kapitalizmin kendisine sunduğu arzu nesnelerine kavuşmayı istemesinden dolayı “ince şeyleri” anlamak gibi bir düşünsel faaliyet içerisine girmez.

MaxWeber, bu ince şeyler üzerine düşünülmemesini kentte yaşayan bireyin zihninin sürekli izlenimlerle dolu ve zamanının az olmasına bağlar… MaxWeberder ki:Dolaysıyla birey, çevresindeki ayrıntılara kafa yormak, işitmek, koklamak, dokunmak yerine, görmekle iktifa edip hep yeninin peşinde koşarak zihnî temayülünü oluşturur. Bu da onun, gerek kendisi gerek çevresiyle olan insani bağının kopmasına ve zamanla da kendisini nesneleştirmesine yol açar. Bu nesneleşmede de en büyük payı ise para almaktadır.

Simmel, “İnsanlar parayı kazanmak için bir araya gelir ve duygularını bir kenara atarak onu kazanma yolunda mücadele verirler” diyor. Daha çok tüketim ve bir statüye sahip olabilmek için bireylerin kıyasıya birbiriyle rekabete geçmesine neden olan para, kentin en önemli değer nesnesini oluşturuyor bugün de…

Milan Kundera Yavaşlık adlı kitabında hız, yavaşlık ve unutmayla ilgili olarak şöyle bir örnek verir: “Yavaşlık ile anımsama, hız ile unutma arasında gizli bir ilişki vardır. Gözümüzün önüne en sıradan bir durumu getirelim: Bir adam sokakta yürüyor. Birden bir şey anımsamak istiyor ama anı uzaklaşıyor. O anda kendiliğinden yürüyüşünü yavaşlatıyor. Buna karşılık az önce yaşadığı kötü bir olayı unutmaya çalışan insan, hâlâ çok yakınında olan bir zamanda, sanki bulunduğu yerden hemen uzaklaşmak istiyormuş gibi elinde olmadan yürüyüşünü hızlandırır.”

Teknolojive hız tutkusuyla çevrelenen modern bireyin, kendi benliğini dahi unutmasına kadar varan dayatmaları sindirememeye başladığı noktada içine kapanması, sertleşmesi ve ötekilere karşı tümüyle yabancılaşması kaçınılmazdır.

Yavaş yaşamak, “hayattan zevk alabilmek, sevdiklerimize ve kendimize zaman ayırabilmek, hız için dünyaya zarar vermemek” olarak tarif edilir: “Arkadaşlarımızla yürürken kahve içmek yerine oturmak ve onlara zaman ayırmaktır. Hayatın hızlı gidersek erken varacağımız bir varış noktası yoktur, önemli olan hayatımızı nasıl yaşadığımızdır, her geçen anın değerini bilmemizdir.

Yavaşlamayı savunanlara göre hızlı olmak, meşgul, kontrollü, sinirli, analitik, yüzeysel, sabırsız, aktif, niceliği niteliğe üstün tutan olmak; yavaşlıksa bunun tersi, soğukkanlı, dikkatli, anlayışlı, sakin, sezgisel, telaşsız, sabırlı, düşünceli ve niteliği niceliğe üstün tutan olmak anlamına gelmektedir

Modern hayatın yoğunluğu, karmaşası ve koşuşturması içerisinde insanlara zaman hep yetersiz gelmekte ve modern insan daha fazla zamana sahip olabilmek adına sürekli hızlı yaşamaktadır. Hâlbuki yavaş yaşam, insanların hayattan zevk alarak ve yaşadığı anın farkında olarak hayatını devam ettirmesini öngörmektedir.

***

Kapitalizmin, kapitalistlerin asla anlayamayacağı gerçekler bunlar. Öyleyse yavaşlamaya çalışalım mı? Biliyorum kolay değil. Ama yavaşlamamız şart.

PS: Bu yazıyı son dönemde İzmir’de slowfood anlamındaki gelişmeleri anlamaya çalışmayan, “nedir yav bu sılov-mılov?” diyenler için kaleme aldım. Başlığa da yine onların anlaması imkansız bir sözcüğü daha ekledim, erdem.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Nedim Atilla
 7 Kasım 2019 Perşembe 09:46
Sn. Olgunsoy iyi fikir efendim. Size ulaşacağım bu konuyu görüşmek üzere.
 enver olgunsoy
 6 Kasım 2019 Çarşamba 13:53
sn.Atilla slowfood hareketi benzeri slowinsan hareketini başlatmak İzmir e yakışır.Zaten İstanbul lular İzmiri bu konuda zaten belirli bir yere koymuş durumdalar.Bu durumdan istifade edip böyle bir hareket başlatalım mı..HEM DE ULUSLARASI BİR HAREKET OLARAK dünyaya açılırız.
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2020 Ege'de Sonsöz