MENÜ
İzmir 21°
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Abluka
Ender ALDANMAZ
YAZARLAR
16 Nisan 2022 Cumartesi

Abluka

Bu hafta neler oldu/neler yaşandı?

Ve yaşananlardan ne gibi sonuçlar çıkarmalı?

Bu haftanın "Çarşı Karışık"ının başlığı yaşanılanların toplamını koyduğumuzda "Abluka" olarak karşımıza çıktı.

Siyaset, gündelik yaşam, spor, ekonomik kriz ve hayatlarımız tam bir abluka altında....

Şimdi haftanın koşuşturmacası içinde biraz soluklanıp arkamıza yaslanarak günceli konuşmaya/tartmaya/tartışmaya çalışacağız.

*

"ADAYI YIPRATMAMA" STRATEJİSİ BU KEZ TUTMADI
Geçtiğimiz hafta Millet İttifakı'nın adayı konusuna geniş bir yer ayırmıştık. 

Haftanın konusu ise yine Millet İttifakı'nın cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki adayı konusu ve bu haftaki gelişmeleri ele almakta fayda var.

6'lı masanın dışarısında olan Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ'ın "adayımız Mansur Yavaş'tır ve kendisini göreve davet ediyoruz" sözlerinin ardından Yavaş, bu hafta içerisinde İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ile bir buluşma gerçekleştirdi. Buluşmanın içeriğini çok bilmiyoruz. Ancak görüşmenin ardından Mansur Yavaş, günler sonra Ümit Özdağ'ın çağrısı için "siyaset dışı bir kişiyim, rahatsız oldum" sözünü kullanması dikkat çekti.

Aslında pek ala hedefleri olan bir siyasetçinin "siyaset dışıyım" demesi de negatif bir durum olarak değerlendirmek gerekir.

Ümit Özdağ'ın ayrıca yine ismi adaylık için çok konuşulan Ekrem İmamoğlu'nun "Selahattin Demirtaş'ın adayıdır" demesi konunun Millet İttifakı'nın en önemli bileşenleri olan CHP ve İYİ Parti'nin kontrolünden çıkmaya başladığını gösteriyor.

CHP ve İYİ Parti'nin "adayın yıpratılmaması stratejisi" son tartışmalarda ciddi bir zarar görmüş durumda... Şu an aday adayı olan isimler -yani Ekrem İmamoğlu, Mansur Yavaş- oldukça yıpranıyorlar. 

En tehlikelisi... 'Aday kim olmamalı' tartışması!
Artık Millet İttifakı adayının kim olacağı değil "kim olmaması"na indirgenen bir tartışma yaşanıyor. Bu durum seçimde aday olacak aday adaylarının içerisinde ve özellikle taraftarları arasında bir gerilimin kapılarının açılmasına neden olabilir.

Diğer yandan adaylık konusunun "kimlik" konusuna indirgenmesi de nötr bir atmosferi de beraberinde getiriyor. Yani aday adaylarının "merkez-sağ seçmene yakın, oy alabilir" yada "Kürt seçmene yakın, oy alabilir" yakıştırmaları da seçmen düzeyinde negatif bir enerji de yaratıyor. 

Peki ne yapılmalı?

Gerek Ekmeleddin İhsanoğlu gerekse de Muharrem İnce için uygulanan "adayın yıpratılmaması" ve son dakikaya kadar adayın duyurulmaması stratejisinin pek de işe yaramadığını seçim sonuçları ile gördük. Muhalefet eğer bir ters köşe yapıp seçimin son 70 günü değil de 14 ay önceden adayı ile birlikte sahaya inerse ekonomik kriz sebebiyle oldukça yara alan ve oyları azalan 20 yıllık AK Parti iktidarını bitirme umuduna kapılabilir.

*

UKRAYNA'DA ARADIĞINI BULAMAYAN ERDOĞAN
Ekonomik kriz sebebiyle zor günler geçiren AK Parti'de ise Ukrayna Savaşı ile düzeltilmeye çalışılan imaj, Bakan Nebati'nin "enflasyon Aralık ayında düşmeye başlar" sözleri ile yeniden sarsıldı. Ve bu yorumu haber bültenlerinde izleyen, internet sitelerinde okuyan vatandaşları büyük bir karamsarlık sarmış durumda.

Ukrayna Savaşı'nda Türkiye aracılığı ile kurulan barış masasında bir sonuç alınamaması ve savaşın uzun süreceğinin netleşmesi ile AK Parti yeniden iç politikada seçmeni kendisine kazandıracak adımlar atmaya zorlanacak.

Erdoğan'ın stratejisi
AK Parti, bence, Millet İttifakı'nın atacağı adımlara göre kendi seçim stratejisini belirleyecek. Millet İttifakı eğer seçimi uzak ara kazanabilecek bir aday ile yola çıkması durumda seçimi kaybetme olasılığı yüksek olan Erdoğan'ın en çok işine gelecek sistem, güçlendirilmiş parlamenter sistem olacaktır. Çünkü kamuoyu araştırmalarında hala birinci parti AK Parti çıkıyor. Ve bu yönüyle adımlar atabileceğini olası senaryolar olarak değerlendirilebilinir. Aksi durumda yani uzak ara seçimi kazanacak bir aday ile çıkılmaması durumda Erdoğan'ın var olan sisteminin avantajlarını kullanarak seçimi kazanmaya dönük hamleler atabileceğini bir kenara not etmek gerekir.

*

KÜÇÜK PARTİLERDE FORMÜL ARAYIŞLARI
Diğer yandan Saadet Partisi Genel Temel Karamollaoğlu'nun yaptığı “Seçim kanunuyla şartlar değişti. Üçüncü ittifak olabilir. Bunu kamuoyuna ilk defa söylüyorum” açıklaması ile yeni bir ittifağının oluşabileceğinin sinyali verildi.

Karamollaoğlu, 6'lı masa içerisinde bulunan ve oyları nispeten düşük, kendi başına meclise giremeyecek partilerin ortak adaylarla meclise girmesi konusunda bir formülü arayışı olduğu görülüyor. DEVA ve Gelecek ile birleşerek oluşturulacak birlik çalışması sonucunda özellikle muhafazakar seçmene ideal bir adres yaratma stratejisi ile yüzde 7'yi aşmayı hedeflemek isteniyor.

Bu önermede handikaplar da mevcut. AK Parti'den ayrılan iki parti ilk kez seçime girecek ve kendilerini göstermek isteyecektir. Diğer yandan bu partilerin örneğin HDP gibi seçmen merkezleri olan "oy depoları" da bulunmuyor.

Siyasette özellikle küçük partiler içerisinde yeni formül arayışlarını önümüzdeki günlerde daha sık göreceğiz.  

*  

OLMASAYDI SONUMUZ BÖYLE...
Kentimizin iki güzide kulübü artık başkansız ve maalesef küme düşüyor.

Altay yeni bir başkan ile iyi bir bütçe oluşturarak önümüzdeki yıl takımı hazırlayamazsa kuvvetle muhtemel ki transfer yasağı ile yüz yüze gelecek.

Göztepe'nin ise kime devredileceği konusunda ise belirsizlikler sürüyor. Takımın iyi oyuncuları da batan geminin malları gibi satışa çıkırılmış durumda. Kısa vadede elindeki kadroyu tutup yeniden Süper Lig'e dönmek yerine oyuncuların satılmaya başlanması belirsizliklerle dolu günleri beraberinde getiriyor. Göztepe ancak seyircisinin yüzü suyu hürmetine bir alıcı bulursa, bulur. Göztepe bir markadır ve bu markanın artık tek ederi artık -maalesef- taraftarıdır.

Menemenspor örneği...
Herkesin gözden kaçırdığı ve oldukça mütevazi bir kulübümüz var. Menemenspor'un izlediği transfer stratejisini Göztepe ve Altay değerlendirir mi bilmem. Menemenspor'un yetkilileri oyuncuların büyük bölümüne asgari ücret veriyor. Bonserivisi olmayan oyuncuları denemelerden geçiriyor ve sınavdan geçenler kendilerini ispat etmeleri için bir fırsat sunuluyor. Örneğin, Rasheed isimli oyuncuyu Foça Belediyespor'dan alıp hatırı sayılır bir miktara Kocaelispor'a satmayı başardılar. Bu sene Almanya 4. Ligi'nde transfer ettikleri Ahmet Sağat 14 gol, 3 asist yapmış.

Belki de biraz amatör ruha ihtiyacı var Altay ve Göztepe'nin...

*

KARİZMA ÇİZEN TABLET
Bu hafta İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclisi'nde AK Partili Özgür Hızal'ın "Narlıdere Metrosu durdu" sözü üzerine Başkan Soyer tabletini açtı, metro inşaatına canlı bağlandı. Ve metro inşaatındaki son durumu canlı yayında kamuoyuna göstererek kendi tabiri ile "küçük bir düzeltme" yaptı.

Hedefleri olan bir siyasetçi Özgür Hızal... Ve onun yerinde kimse olmak istemezdi sanırım.

Siyaseti doğru ve ilkeli yapmak gerekir. Söylenceler üzerine yapılacak bir siyasetin sonuçları çok ağır olabilir. Hızal, eğer ileride daha farklı hedeflerle siyasi hayatına devam ederse rakipleri için kullanılacak muazzam bir malzemeyi de vermiş oldu. Ne diyelim, geçmiş olsun.

*

BARINMA KRİZİ BOYUTLANIYOR
?Gelelin halkın gündemine...

Büyük usta İlber Ortaylı'nın "asgari ücret İstanbul'da yasaklanmalı" çıkışı oldukça etkiliydi. Bu sadece İstanbul için geçerli değil. İzmir'de özellikle kira fiyatlarında yaşanan fahiş yükselme sebebiyle özellikle gelir seviyesi düşük vatandaşlar çeşitli bahanelerle evlerinden çıkarılıyor.

Bazı üniversite öğrencileri ailelerinin yanına geri dönüyor. Parası olan kapağı yurda atıyor. Üç kişilik öğrenci evlerinde ise kişi sayısı 6'ya yükseliyor.

Eylül ayının başında üniversitelerin açılması ile "Barınamayanlar" isimli grup birçok noktada eylem yapmıştı. Eylemler bir süre sonra sönümlendi. Ancak bu eylemler belleklerden silinmedi.

Şimdiden uyaralım:

İzmir için çok büyük bir barınma krizi yaşanıyor. Ve maalesef vatandaşını koruyan, fiyatları kontrol altında tutan bir mekanizma da bulunmuyor. Önlem alınmazsa toplumsal olayların yükselmesi söz konusu olabilir.

Oteller personel bulamıyor
Kiraların yükselmesi de özellikle sahil bandında otel hizmetlerinde çalışan binlerce kişiyi de etkiliyor. İnsan doyduğu yerde yaşar. Çalıştığı parayı kiraya veren bir insan ise orayı terk etmek zorunda kalır.

Çeşme'de büyük otel işletmeleri personel bulamadıklarından şikayet ediyor. Bir dönem Uzak Doğu ülkelerinden "uygun fiyata" getirttikleri personellerle maçı kurtaran işletmeciler artan kur sebebiyle bu membadan da oldu.

Ücretli çalışan bir otel emekçisi Çeşme'ye gelip ev tutabilecek ve orada oturabilecek durumda değil. Ve sırf bu yüzden bayram sürecinde bile birçok otelin hizmet veremeyeceğini duydum. Kısacası yaşasın günübirlikçilik!

Periyodik Yoksulluk: Gazete kağıdı, yaprak, peçete
Halkın nabzını tutan ve yaptığı işlerle gururlandığım arkadaşım Çağla Geniş, bu kez kadınların yaşadığı "ped krizi"ni gazete sütununa taşıdı. "Periyodik Yoksulluk: Gazete kağıdı, yaprak, peçete" başlıklı haberde menstrüel ürünlere erişemeyen kadınların ve kız çocuklarının kumaş parçaları, gazete kağıdı ve yapraklarla regl dönemini geçirmeye çalıştığından bahsetti.

Kadın dernekleri ise hijyenik pedler ücretsiz biçimde erişilmesi için çağrılar yapıyor.

Sözü ise haberde kendisine yer bulan öğretmene bırakalım: 

"Geçenlerde bir velim söylemişti... İhtiyaç sahibi oldukları için alışveriş yapsın diye market yardım kartı vermiştim. ‘Hocam ped alayım bununla çünkü olmayınca kızları okula gönderemiyorum’ demişti. Bu benim bildiğim... Aynı yoksunluğu yaşayan öğrenciler de vardır muhakkak”

*

Zekiye Çomaklı...

Herkes onu İzmirlilere seçim döneminde yaptığı hakeretle tanıdı.

Ne dediğini hatırlatalım: "Bizim İzmir'deki dinsiz, imansız anladık gavursunuz, tamam ama gavur olunur da gardaş bu kadar mı namussuz gavur olunur? Bu kadar mı haysiyetsiz gavur olunur, azıcık efendi gavur olun"

Halkı kin ve düşmanlığa sevk etme, tahrik suçlaması ile hakkında dava açıldı.

İki gün önce mahkemeden beraat ettiğini CHP'li Sevda Erdan Kılıç duyurdu.

Gazeteci sedef Kabaş'ın attığı tweet tartışılır. Eğer Sedef Kabaş suçlu ise Zekiye Çomaklı da en az onun kadar suçludur.

Adalet kime göre eye göre...

*

EKRAN SIRA NUMARASININ ANLATTIĞI...
Mültecilik gerçekten büyük problem...

Problem olmasalar zaten Avrupalılar alırdı.

Sınırlarımız delik deşik.

Ülkedeki ekonomik kriz ile birlikte asayiş olaylarına bulaşması en muhtemel topluluk mülteciler...

Çünkü dip noktasındaki topluluklar kendi varlıklarını sürdürebilmek için kriminal olaylara bulaşması kuvvetle muhtemeldir.

Ve yavaş yavaş yaşamaya başladık.

Şu bir gerçek: Kürdün varlığı yıllarca reddetmiş ve yeni yeni kabullenmiş bir toplumun sınırdan kontrolsüz giren toplulukları kabul eylemesi mümkün değil.

Sosyal medyada bu hafta Başakşehir İlçe Nüfus Müdürlüğü'nde yayınlan sıra takip ekranında yer alan 10 kişiden 8'nin Suriyeli ve Afgan olduğu gösteren bir görsel hızla dolaşıma sokuldu. Ertesi gün de müdürlük aldığı muhteşem önlemle ekran sıra numarasındaki isimleri kodlayarak yansıtmaya başlandı.

Bu fotoğraf seçim öncesinde artık mültecilere leblebi gibi vatandaşlık dağıtıldığının resmidir.

Sizce de tam bir abluka altında değil miyiz?

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2022 Ege'de Sonsöz