MENÜ
İzmir 17°
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Atı için nasıl gözyaşı döktü!
Mehmet KARABEL
YAZARLAR
5 Aralık 2021 Pazar

Atı için nasıl gözyaşı döktü!

Bugün Pazar…

Atatürk’ü bu köşede anma ve hatırlama günü…

Bir kez daha…

Az bilinen yaşanmış bir öyküyü paylaşalım…

Bunu yaparken de…

“Büyük Atatürk’ten Küçük Öyküler” kitabının yazarı…

Süleyman Bulut’u…

Saygıyla analım…

***

İyi nişancıydı Gazi Mustafa Kemal…

Oysa…

Avcılıktan hiç hazzetmezdi…

Kuşları, köpekleri ve özellikle de atları çok severdi…

Belki de…

Çok iyi at bindiği içindir ki, at sevgisi O’nun için çok yüceydi…

Süvarilik uzmanlığını Şam’da almıştı…

Yaşamının her döneminde binicilikle ilgilendi…

Çocukluğundan vefatına kadar…

Hayvanlarla iç içe ömür sürdü…

Onların kaybını yaşadığında en çok üzülen yine kendisiydi…

***

Hayvan sevgisinin en büyük payı…

İki atına aitti…

Biri “Sakarya” diğeri de “Çankaya” idi…

Atlarının isimlerini de kendisi koymuştu…

***

Yıl; 1913…

Balkan Savaşı devam ediyor…

Savaş yaralarını sarmak için…

Çanakkale yakınlarında bir sağlık teşkilatı kuruluyor…

Hemen yanına da hayvanlar için ayrı bir koğuş yapılıyor…

Bir gün o koğuşa, çok güzel, genç bir at getiriyorlar…

Kurmay Başkanlığı, ata iyi bakılması konusunda…

Özel bir not da göndermiş ama…

O güzel hayvan çaresiz bir hastalığa, Ruam’a yakalanıyor…

(Genellikle atlarda görülen, insanlara da bulaşabilen öldürücü bir hayvan hastalığı…)

Yürek kaldıran gelişme…

Atın sahibi Binbaşı Mustafa Kemal’e bildiriliyor…

Mustafa Kemal…

Acı akıbeti bildiği için atını son kez görmek istiyor…

Sağlık teşkilatının komutanı Yüzbaşı Hilmi Bey…

Mustafa Kemal’i zavallı atın bulunduğu çadıra götürüyor…

Hastalığın tehlikesinden dolayı…

Diğerlerinden ayrı bir çadıra yerleştirilen zavallı hayvan…

Sahibini görünce bi’seviniyor, bi’canlanıyor ki; sormayın…

Getirildiği günden beri…

Önüne eğik duran başı havaya kalkıyor…

Düşük kulakları birden dikiliyor…

Mustafa Kemal, okşamak için atına yaklaşınca…

Yüzbaşı Hilmi Bey, uyarıyor hemen:

“Binbaşım hastalık çok tehlikeli!”

Bir an duraksayan Gazi…

Bakışlarını atından ayırmadan Hilmi Bey’e soruyor:

“Peki, eldivenle okşayabilir miyim?”

“Evet…” diyor Hilmi Bey ve ekliyor:

“Eldivenlerinizi sonra antiseptiğe koyarız, bütün mikroplar ölür!”

Mustafa Kemal, eldivenli elleriyle atını seviyor, okşuyor…

Sanki…

Birbirlerine veda eder gibi bir tablo oluşuyor…

Atın yanından ayrılırken…

Gözyaşlarını kimseden saklamaya gerek duymuyor…

Eldivenlerini çıkarıp antiseptiğe konması için uzatıyor…

Aradan bir süre geçiyor…

Atıyla vedasını hiç unutamadığı için…

Dayanamıyor; Yüzbaşı Hilmi Bey’e eldivenlerini soruyor:

“Artık mikroplar kalmadı, değil mi?” 

Yüzbaşı, “Kalmadı binbaşım…” diyor…

Mustafa Kemal…

Beklenmeyen bir karşılık veriyor:

“O halde onları bana veriniz…”

Ve titreyen sesiyle sözlerini sürdürüyor:

“Atımdan kalan son hatırayı saklamak istiyorum!”

Islak eldivenleri alıyor ve nemli gözlerle oradan ayrılıyor…

Nokta…

Sonsöz: “İnsan ruhunun bir parçası, hayvan sevgisini tadana kadar uyanmaz… / Anatole France – Fransız yazar…”
Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2022 Ege'de Sonsöz