MENÜ
İzmir
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Üstün yetenekli Zeynep New York’tan sesleniyor
Hanzade ÜNUZ
YAZARLAR
25 Eylül 2018 Salı

Üstün yetenekli Zeynep New York’tan sesleniyor

Bugün köşemi  New York’ta yaşayan İzmirli genç bir sanatçıya ayırıyorum.

Zeynep Güngör’e…

22 yaşındaki Zeynep kalbinin sesini dinleyerek…

Hayallerinin peşinde koşup…

Düşlerini gerçek yapanlardan…

Tasarım ve güzel sanatlar alanında dünyanın önde gelen üniversitelerinden New York Pratt Institute’ün Tasarım Bölümü’nü “Onur Öğrencisi” olarak bitirdi.

Her yıl sadece bir üstün yetenekli öğrenciye verilen “Mahlon Cline Tipografi” ödülüne layık görüldü.

Dünyanın en ünlü medya ajanslarından McCann’de çalışmaya başladı.

Modern grafik tasarım yaklaşımını sanat tarihiyle harmanlayan Zeynep Güngör şimdi bir yandan da bitirme tezini hazırlıyor.

Tezinin ilginç bir konusu var…

Türkiye’de İzmirli ve Akdenizli olan Zeynep…

New York’ta bir anda…

2016 yılında yeni yönetimle ABD’de bir anda değişen politik atmosferle birlikte…

“Ortadoğulu” kategorisine dahil edildiğini gördü.

Dışlananların duygularına karşı merakla yaklaşırken…

ABD’de Ortadoğulu olarak kabul edildiği için….

Yalnızlaştırılanların içine itildikleri dünyayı anlamak istedi…

“Hayırlısı Be Gülüm” adlı bir proje başlattı.

ABD’de kendilerini yalnız hisseden…

Ötekileştirilenlerle bir sohbet-terapi çalışması başlattı.

Duyguların açıkça ifade edildiği bir platform oluşturdu.

Kendini dışlanmış ve duyguları paspas altına atılmış hisseden…

“Ortadoğulu” göçmenlerin sesini https://zeynep-gungor.com/hbg linkiyle duyurmaya başladı.

Zeynep herkesin daha iyi bir dünyayı hak ettiğine inanıyor.

Ve bu link aracılığıyla sohbete çağırıyor.

Zeynep Güngör’ün sanatsal çalışmalarını https://zeynep-gungor.com/ adresinden takip edebilirsiniz.

New York'ta farklı bir ses olarak kendini kabul ettiren Zeynep Güngör...

Hem başarı hikayesini, hem de hedeflerini anlattı.

Ve şimdi söz…

Kendini ötekileştirilmiş hissedenlerle dertleşmek isteyen…

“Daha iyi bir dünya hak ediyoruz” diyen genç sanatçı Zeynep’in…

HEP SANAT DEDİM

Kendimi bildiğim ilk andan itibaren, “Ne yapmak istiyorsun? Seni mutlu eden nedir?” sorularına kolaylıkla sanat cevabını veriyordum. Hayatta başka bir şey yapmak aklımın ucundan bir kere bile geçmedi. Ne şanslıyım ki dünyanın en sağlam destekçi annesinin kızıyım. Bana sadece hayallerimi elle tutulur hale getirmek için daha sıkı ve daha iyi çalışmamı söyledi. Yaptığım her şeye son derecede ilgili ve sanki kendi emeğiymiş gibi değer vererek yaklaştı. Ne başardıysam, hepsi tamamen onun sayesindedir. Elimden kalem kağıdı hiç bırakmadım. Hisar Okulları’nda ortaokula devam ederken, 6. sınıfta pop kültür ikonlarını kaleme aldığım bir sergi açtım. Tepki çok hoşuma gitmişti, devam etmek dışında bir seçeneğim yok gibi hissettim. 7. sınıfta popüler kültür çizimlerine devam ederken bir sergi daha açtım. 8. sınıfa geldiğimde tarih ve mitolojiye olan ilgim ciddi derecede kabarmıştı, son ortaokul sergim de tamamen tanrıça illüstrasyonlarından oluşuyordu. Lisede grafik tasarımı keşfettim ve hayatta hiç bu kadar beni tanımlayan bir şey görmemiştim; görsel kullanarak iletişim problemlerini çözmek… Hemen okul araştırmalarına ve portfolyo hazırlıklarına başladım. Liseyi bitirirken Sosyal Bilimler ve Görsel Sanatlar alanında üstün yetenek ödüllerini aldığımda doğru yolda olduğumu hissediyordum.2014 yılında Pratt Institute İletişim Tasarımı bölümünde grafik tasarım konsantrasyonlu diplomamı almak için New York’a ayak bastığımdan beri bu şehir ne kadar hızlı, vahşi, bunaltıcı olsa da her zaman doğru yerde olduğumu hissettim. Geçtiğimiz 4 yıl içinde yaşadıklarım bana bunun yalnızca bir his olmadığını gösteriyor. Okulumun ilk iki yılı yeni şehrime, çevreme ve hayatıma adapte olma sürecinin bir parçasıydı. Olayların hız alması üçüncü yılımın sonuna doğru gerçekleşti.

TARZIN DEMODE…

Grafik tasarıma olan yaklaşımımın diğer öğrencilere göre ne kadar farklı olduğunu okulun her günü daha da çok hissediyordum. Herkes modern, fütürist, jilet gibi minimal ve temiz işlere yoğunlaşırken benim içimden farklı şeyler geliyordu; istediğim kadar renk kullanmak, tarihsel ve mitolojik öğelerden ilham almak, fonksiyon ötesinde insanlarda bir duygu uyandıran işler yapmak istiyordum. Öğrenciler ve öğretmenler dahil herkesten aynı yorumları duyuyordum; “Tasarım ve sanat bambaşka şeyler, hangisini yapmak istediğine karar vermelisin” ya da “İşlerini daha modern tarzda yapmalısın, senin tarzın artık demode ve satma imkanı yok.” Bunları ne kadar duyarsam duyayım kimliğimi bozmak istemiyordum. Belki en kötü özelliğim, yapmak istemediğim bir şeyi ne kadar zorlasam da yapamamam.

Üçüncü yılımın sonuna doğru o kadar çok olumsuz geribildirim almıştım ki, doğru işi yapıp yapmadığımı sorguluyordum. Ana akımın modern tarzını her ne kadar beğensem ve minimalizme saygı duysam da beni hiç ilgilendirmiyordu; kültürümü, geçmişimi ve birikimimi yansıtmıyordu. Sırf başarılı olmak için bir kalıba girmek benim için hapse girmekten farksızdı. Tam bu düşüncelerle kendi kendimi yiyip bitirirken, bir burs yarışmasının haberini duydum. O sırada bölümümün ofisinde asistan tasarımcı olarak çalışıyordum. Bu yarışmayı duyuran bir poster tasarlanması gerekiyordu, işi bana verdiler.

McCANN’DE ÖNCE STAJ…

McCann Worldgroup’u neredeyse herkes bilir, belki McCann – Erickson diye aklınızda kalmıştır. Dünyanın en büyük reklam ajanslarından biri olarak inanılmaz işlere imza atan bir firmadır. Pratt mezunu, Marcio Moreira adlı üstün yetenekli ve başarılı bir yöneticinin girişimleri sayesinde McCann, okulumuzdan her yıl üç azınlık öğrenciye (Hispanik, Afrika kökenli, vs.) burs ve ajansta bir yıllık staj verecekti. Kendimi hiç saymadım, zaten beklenen demografik içine dahil olmadığımı biliyordum. Sadece posteri hazırlarken iç çekip, “Ne kadar da güzel olurdu” diye düşünmüştüm.

Birkaç hafta sonra birinci dönem sonu değerlendirme zamanı gelmişti. Bütün üçüncü yıl öğrencileri, o dönem boyunca yaptıkları işleri 5 dakikalık bir sunuma sığdırıp öğretmenler ve sektörden misafirlere sunmak zorundaydı. Her ne kadar o aralar kendimden emin olmasam da, toplum önünde konuşma konusunda pek bir sorunum yoktu. Sıram geldiğinde sunumumu yapıp, iyi geçtiğini düşünerek yurt odama döndüm. 5-10 gün sonra, sanat tarihi dersinde otururken bölümde çalışan bir arkadaşımdan mesaj geldi:

“Tahmin et ne oldu…”

“Ne oldu?”

“Sunum sıralamaları sonuçlandı. Portfolyon da, sunumun da 100 puan. Sınıfının birincisisin.”

İnanamamıştım. İçimden hem ağlamak, hem bağıra bağıra gülmek geliyordu. Bu kadar zamandır “Acaba doğru sektörde miyim?” diye düşünürken böyle bir başarıyı hiç beklemiyordum. Bir anda ihtiyacım olan o küçük gücü hissettim. Saate baktım, Marcio Moreira – McCann yarışmasının son başvuru saatine tam 30 dakika kalmıştı. Kafamda nasıl bir şimşek çaktı bilmiyorum ama koşarak dersten çıkıp yurt odama gittim. Nefes nefese 15 dakikada bir portfolyo dosyası hazırlayıp başvuru yaptım.

Ve daha da çılgın bir şey oldu – Yarışmayı ben kazandım.

ÖDÜLLER & ÖDÜLLER…Şu anda bu yazıyı McCann’deki masamdan, stajını tamamlamış ve Temmuz itibariyle işe başlamış bir tasarımcı olarak yazıyorum. Hayatta karşıma çıkan hiçbir fırsatı boşa bırakmamaya yemin etmiş bir şekilde. Bu  yarışmayı kazanmam elle tutulur başarılarımın birincisiydi diyebilirim. Bundan sadece birkaç gün sonra alacağımı hiç ummadığım ama rüyalarımda gördüğüm bir ödülün daha haberini aldım; New York’un en prestijli tipografi loncası olan Type Directors’ Club yükselen öğrenci ödülü.

“Artık bu motivasyonla bir iki sene rahat gider” diye düşünerek okulumun son senesini bitirdim. Kendime olan güvenim artmıştı ve artık işlerimin değerini biliyordum – tez için sadece gerçekten inandığım, istediğim işler yaptım.  Tez projelerimi teslim ettikten sonra onur öğrencilerine dahil olduğumu öğrendim. Bu onur grubu için yapılan, mezuniyetten ayrı bir törende bir kere daha Type Directors’ Club tarafından fark edildim – Bu kez sadece bir kişiye verilen Mahlon Cline ödülünü kazanmıştım. “Aman canım ödüller o kadar da önemli değil” yaklaşımımın, ciddi bir ödül alınca bir anda rüzgar olup uçup gittiğini de böylece görmüş bulundum…

HAYIRLISI BE GÜLÜMŞimdi tez projelerimden birine yoğunlaştım – hala devam eden bir proje bu. Adını Hayırlısı Be Gülüm” koydum, İngilizceye çevirmeden. Buraya geldiğimde 2014 yılıydı ve 2016’da Trump’ın başkanlığa geçişi itibariyle ülkede olan değişimi birebir irdeleme fırsatım oldu. Eskiden seyahat ederken bana bir kere bile dönüp bakılmazken, bir anda sorgulamalara, yok yere aramalara çekilmeye başladım.

Ve anladım ki, kültürel/ırksal profilleme bizim Türkiye’de de ara sıra gördüğümüz ama üstünde konuşmadığımız ciddi bir sorun. “Ne yapabilirim?” diye düşündüm. Ben ve tanıdıklarımı “Ortadoğulular” kategorisine sıkıştırmışlar ve insani kimliklerimiz onlar için ikinci planda kalmıştı. Ortadoğulu olarak kategorize edilmek bir sorun değil elbet - coğrafi olarak doğru -  fakat bu o kadar büyük ve genel bir kitleyi kapsıyor ki!

Arkadaş çevremden, tanıdıklardan, hatta bazen internetteki forumlardan 10 tane “Ortadoğulu” göçmen veya göçmek isteyip reddedilen insan buldum. Bu insanların özellikle Amerikalı kitle tarafından ciddiye alınmadığını, özlem ve nostalji duygularının paspas altına atıldığını kendimden biliyordum. Her ne kadar bambaşka ülkelerden gelsek de ortak yönlerimiz ve adetlerimiz vardı, birbirimizi Batılılardan daha iyi anlayabiliyorduk. Bu güzel insanlar için neredeyse terapi gibi bir platform oluşturmak istedim; hissettiklerini, anılarını, memleketlerini doya doya konuşup elle tutulur bir işe çevirmek için. Irak, İran, Yemen, Türkiye, nereden geldilerse geldiler – tek bildiğim, her insan gibi onlar da duygu ve düşüncelerini açıkça ifade etmeyi ve onları anlayan biriyle konuşmayı hak ediyorlardı.

Her kişiyle birer sesli röportaj yaptım; kayıt almadan, rahat rahat konuştuk. Daha sonra herkesin kendi göç sürecine dair 20 kelime ve onları daha iyi anlamam için birer şarkı bulmalarını rica ettim. Birkaç buluşma sonunda beraber kitapçıkların renklerine, resimlere, tipografiye karar vererek 10 adet kişisel tasarım yaptık. Herkes yolculuğunun farklı bir kısmına yoğunlaştı ve bütün kitapçıkları sıraladığımızda tipik bir Ortadoğulu’nun göç yolculuğunun haritası ortaya çıktı.

Şu an elimde yalnızca 10 kitapçık ve 10 göçmen olsa da, bu proje hala katılmak isteyen bütün göçmenlere açık. Kolaylıkla söyleyebilirim ki yaptığım en anlamlı, ruhen en rahatlatıcı şeydi bu. Benimle çalışan ve benimle hayat hikayelerini paylaşan herkese sonsuz teşekkür ederim. Bunu okuyan herkese de zaman ayırdıkları için teşekkürler. Hepimiz daha iyi bir dünyayı hak ediyoruz ve bunu dertleşerek sağlayabiliriz.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Nurten Aydinalp
 1 Ekim 2018 Pazartesi 04:35
Tebrikler,Basarilarinin devamli olacagina Inaniyorum.New York ta yasiyorum.Seni yakindan takib edecegim.Basarilar diliyorum.
 Tijen Albayrak
 30 Eylül 2018 Pazar 23:19
Zeynepçim annenin eski bir arkadaşıyım ... Seni çok tebrik ediyorum canım, diğer gençlere de yüreklendirici bir örnek olmuşsun . Yolun açık , şansın bol olsun . Sevgilerimle , Tijen Albayrak Izmir
 Işın Ertem.
 29 Eylül 2018 Cumartesi 20:17
Helal olsun sana Zeynepciğim Soluksuz okudum yazdıklarını. Gurur duydum seninle. Sağlıklı Mutlu ve hep başarılı olmanı diliyorum
 Leyla neşe
 29 Eylül 2018 Cumartesi 09:28
Sizi yúrekten kutluyorum.Ne yapmak istediğini bilip bunun peşinden gidenleri yúrekten kutluyorum.
 Ulviye Arkun
 28 Eylül 2018 Cuma 18:26
Tebrikler, başarılarını keyifle okudum.İnandığın yoldan vazgeçme.Yolun açık ,ödüllerin çok olsun.
 Osman Arslan
 28 Eylül 2018 Cuma 16:06
Tebrikler tüm büyük başarılar seninle olsun
 Dilhan Varolgüneş
 28 Eylül 2018 Cuma 14:12
Afferin Zeynep
 Ahmet Köse
 28 Eylül 2018 Cuma 11:54
Dimdik duruşuna bunu sağlayan arkadaki gücün önünde saygıyla eğiliyorum. Başarılarının devamını diliyorum. Dilerim dik duruşundan ayrılmadan daha güçlü yaratılarınndan dolayı seninle gurur duyma hazzını yaşamamıza vesile olursun.
 Gündüz uğur
 26 Eylül 2018 Çarşamba 10:35
Çok azimle çalışmak yeter oldu demeden devam etmek büyük başarı kendisini tebrik ediyorum çalışmalarının devam ettirmesi sağlıyandileklerimle bize bu güzel kızımızı tanıtan öğrenmemize sağlıyan yazarımıza hanzade hanım kızımıza da teşekkür ederiz
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2019 Ege'de Sonsöz