MENÜ
İzmir 17°
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Yeni Parti meselesi
Ümit YALDIZ
YAZARLAR
2 Temmuz 2019 Salı

Yeni Parti meselesi

Türkiye önce 31 Mart sonra 23 Haziran’daki seçimlerin olası sonuçlarıyla yüzleşmeye çalışıyor.

Tarihi zaferin sarhoşluğunu hala üzerinden atamayan muhalefet cephesinde ‘şimdilik’ işler tıkırında…
Kurulduğundan bugüne (7 Haziran hariç) tüm seçimleri kazanan AK Parti cephesi, adeta kaynar kazan…

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu “Ya yeni bir hal ya da izmihlal” çıkışı yaparken AK Parti mutfağının ‘harika çocuğu’ olarak görülen iktidarın ilk 13 yılında ekonominin dümenindeki isim Ali Babacan da yeni bir parti kurmak için harekete geçti.

Abdullah Gül’ün ‘Babacan’ı desteklediği’ biliniyor. Başbakanlıktan adeta azledilen Davutoğlu ise “Üç yıl sustum… şimdi konuşma zamanı” diyerek uzunca bir süredir sürdürdüğü yeni parti sürecini ete kemiğe büründürmeye çalışıyor.

Sadece bu kadarla kalsa iyi…

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi nam-ı diğer başkanlık sistemi de AK Parti kurmayları dâhil geniş kesimlerce eleştiriliyor. Yeniden parlamenter sisteme geçilmesini savunan da var sistemin tadil edilmesini isteyen de…

AK Parti’nin siyasi ortağı Bahçeli de sisteme ilişkin yapılacak düzeltme ve düzenlemeler konusuna destek vereceklerini ifade etti.

Yani…

AK Parti’de çarşı epey karışık. Erdoğan’ın tabanda ve tavanda kontrolü yeniden sağlaması için radikal adımlar atması kaçınılmaz görünüyor.

Eski tüfeklere yeni makamlar tahsis etmenin ötesinde adımlardan söz ediyorum tabi ki. Yoksa birkaç siyasi dinozora yeni koltuklar sağlamanın ona ve partisine bir fayda sağlayacağı kanaatinde değilim.

Her ne kadar 30-40 yıllık milli görüş geleneğinden doğsa da 2000’li yıllardaki siyasi-ekonomik buhrandan beslenerek iktidara konuşlanan AK Parti’nin takkeyi öne koyup “Biz nerde hangi yanlışları yaptık” sürecini doğru şekilde çalıştırması, başta kendi oy tabanı olmak üzere, muhalefet dahil toplumun tüm katmanlarına bakış açısını değiştirmesi şart.  Ama başta adalet olmak üzere, demokrasi, liyakat, özgürlük alanları, siyasal ve toplumsal kutuplaşma gibi derinleşen sorunları kabul etmek Erdoğan gibi bir lider için hiç de kolay olmayacaktır.

Peki, AK Parti içinden doğacak yeni partiler yaraya merhem olur mu?

Bu da çok zor görünüyor.

Seçimle işbaşına gelen son başbakan Davutoğlu liderlik açısından Babacan’dan birkaç adım önde. Lakin başbakanlık koltuğunu çok kolay bıraktı. Basit birkaç sitem cümlesinin dışına çıkmadı.

Bugün onun yolculuğunu zor kılan da budur. Birileri Davutoğlu’nun bu tavrını “Kendinden önce partisini, ülkesini düşündü…” diye savunabilir.

Lakin Ekrem İmamoğlu’nu 23 Haziran’da 800 bin farka taşıyan en önemli faktör, 31 Mart akşamından başlayarak kendisine verilen her bir oya sandık sandık sahip çıkmasıdır. Davutoğlu 1 Kasım 2015’te  başında olduğu partisine verilen 23,5 milyon oyu ne kadar sahiplenebilmiştir?  Her ne kadar bu oylarda lideri Erdoğan’ın payı büyükse de Davutoğlu değil 23,5 milyona 23 oyu dahi sahiplenmeden millet tarafından verilen koltuğu-makamı çok kolay teslim etmiştir. Balıkesir belediye başkanı kadar bile direnememiştir.

Başbakan olduğu dönemde attığı bazı adımları (şeffaflık yasası hazırlığı başta olmak üzere) beğenmiş hatta desteklemiş olsam da Davutoğlu sessiz-sedasız-gürültüsüz giderek, bugün peşinde olduğu liderlik trenini kaçırmıştır. Tabi ki ana göre…

Babacan’a gelince;

Ekonomiyi iyi yönettiği, hazineyi 40 milyar TL artıda devrettiği söylenebilir. Gençliği ve ekonomi yönetimindeki uluslararası saygınlığı artısı… Görev süresi boyunca siyasi, ideolojik toplara çok fazla girmeyerek diğer AK Parti kurmaylarına göre daha liberal-demokrat bir çizgide kaldığı da söylenebilir.
Ancak en büyük sorunu Abdullah Gül’ün gölgesinde/vesayetinde kalmasıdır. Cumhurbaşkanlığının son yıllarında toplumun tüm kesimlerine yönelik kucaklayıcı bir politika izlemiş olsa da Gül’ün arka planına yönelik AK Parti içinde özellikle de Erdoğancı kesimde ciddi soru işaretleri var. Babacan’ın en büyük sorunu bu vesayet görüntüsüyle birlikte uluslararası boyutu da olan malum soru işaretlerini de sahiplenmek zorunda olmasıdır.

Velhasıl gerek Davutoğlu’nun gerekse Ali Babacan’ın başarılı olma ihtimali Erdoğan’ın sürecin kontrolünü ele geçirme ihtimalinden daha zayıftır.  Hatta oyuna adam sokmak yerine Abdullah Gül’ün bizzat sahaya inerek yeni partiye liderlik etmesi daha isabetli, net ve anlaşılır olacaktır.

Tabi ki siyasetin diğer kanatlarında kurulacak yeni parti, oluşum ya da ihtimalleri dışarıda tutarak yazıyorum bunları.

Türkiye’de yeni bir partiye ihtiyaç var mı?

Araştırma sonuçları olduğunu söylüyor. Dahası İzmir’de iki seçmenden biri ‘yeni parti’ için evet diyor. Ancak 17 yılı aşkın süredir ülkeyi tek başına idare eden bir yapıdan çıkacak yeni parti ne kadar yeni olabilecektir? Yine de 23 Haziran travmasının AK Parti tabanındaki yarattığı dalga çok sayıda tanınmış partiliyi gemiden söküp, yeni bir yolculuğa çıkarabilir. İl, ilçe başkanlığı, milletvekilliği, belediye başkanlığı yapmış-yapan çok sayıda partili gemiden ayrılma hazırlıkları yapan Davutoğlu’nun ya da Babacan’ın filikasına atlayabilir.

Unutulmaması gereken AK Parti’nin de benzer bir kuruluş sürecinden geçmiş olmasıdır. Fazilet Partisi’nin 1999 kurultayında yenilikçi kanada önderlik eden Abdullah Gül’ün seçimi Recai Kutan’a kaybetmesi AK Parti’nin kuruluşuna öncülük eden gelişmeydi. Tabi ki Davutoğlu ve Babacan’ın hamlesi yenilikçiliğin ötesinde anlamlar taşıyor. Ve Fazilet o gün için 17 yıllık iktidar yorgunu bir parti değil aksine 28 Şubat mağduru bir siyasi hareketti.

Sanıyorum Davutoğlu ve Babacan’ın hamlesine merhum İsmail Cem’in Yeni Türkiye Partisi daha yakın bir örnek olacaktır. Merhum Bülent Ecevit’in başbakanlığı döneminde Türkiye’ye umut olarak sunulan-kurulan Yeni Türkiye Partisi (YTP) ilk seçim deneyiminde yüzde 1’de kaldı.

Uzun lafın kısası şu… Partileri halk kurar. Ve yine halk kapatır. Bu hususta bir önemli nokta da zamanlamadır. Ne erken olmalı ne de geç kalınmalıdır. Yani doğum tam zamanında olmalıdır.

Bugün yeni şeyler söylemenin zamanı gelmiş de olabilir. Ancak yeni şeyleri kimin söyleyeceği de bir o kadar önemlidir. 

Bu kişi öyle biri olmalı ki sözü dinlensin. Güven versin. Kitleleri sürükleyebilsin. İnandırabilsin, heyecan uyandırsın.

Sizce Davutoğlu ve Babacan bu kriterlereuyuyor mu? Ya da ne kadar uyuyor? Yorum sizin…

Ve siyasette yeni bir tartışma alanı daha açalım. Ekrem İmamoğlu vakasından sonra yeni bir partiye gerçekten ihtiyaç var mı? Dahası artık partiye ihtiyaç var mı sorusunun da sorulması gerektiği kanaatindeyim.  Başkanlık sisteminin kişiyi öne çıkardığı ve partilerin son dönemde ancak birleşerek, ittifaklarla halkın kantarına çıkabildiği düşünülürse,  partilerin siyasetin ikinci ligine düştüğü bile söylenebilir. Ne dersiniz?

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 REİS
 3 Temmuz 2019 Çarşamba 13:40
7 haziranda kim birinci oldu ÜMİT YALDIZ.
 Lombak
 2 Temmuz 2019 Salı 21:35
Davutoğlu başbakanlığı bıraktığında batı basını Ankara'daki en iyi adamını kaybettiğini yazıyordu, gül huber köşkünü görev süresi bittikten sonra kaç ay işgal etti. Bebecan dışişleri bakanlığı döneminde abye karşı el pençe divan duruyordu. Fetöcüler onun döneminde ekonominin önemli mevkilerine yerleştiler. Ne partisi ne lideri. Bitmiş tükenmiş bunlar.
 ben ve biz
 2 Temmuz 2019 Salı 18:09
Ak Parti biz olarak kuruldu biz gitti ben hakim oldu. Dava diyenler: lafla degil icraatla cok acil tarim ve hayvancilik rehabilite edilmeli, ekonomiyi cok iyi bilen kimseden etkilenmeyecek acil ekonomi bakani atanmali. Bir yildir denedik partili cumhurbaskani bize uymadi. Biz isek bunlar acil ben isek biz suyu akar yolunu bulur
 TC misafir
 2 Temmuz 2019 Salı 17:49
Kendilerini kurtarmakla marifetli bu kişiler asla ülkeyi kurtaramazlar. Bunca yıl karşısında el pençe divan durdukları kişi zayıflayınca sahne almaya ya da mevcut pastadan daha büyük dilim kapmaya soyunan bu siyasetçiklerden bu memleket ne fayda gördü ki şimdiye kadar bundan sonrasına deva olsunlar?
 
 2 Temmuz 2019 Salı 16:19
...partilerin siyasetin ikinci ligine düştüğü...tespiti çok yerinde ve vahim bir durum tespiti. Hatta her iki cenahta da kabullenilmiş gibi. Vah ki ne vah!
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2019 Ege'de Sonsöz