MENÜ
İzmir 26°
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Ahlak: Her Gölge Sonuçta Işığın Çocuğudur…
Nedim ATİLLA
YAZARLAR
23 Şubat 2018 Cuma

Ahlak: Her Gölge Sonuçta Işığın Çocuğudur…

Stefan Zweig, romantik yapıya sahip, duygulu, coşkulu ve tutkulu biriydi. En büyük ülküsü ise, savaşlarla kana bulanmış Avrupa’nın o eski güzel günlerine dönmesiydi. Bir barış havarisi gibi çalıştı ama II. Dünya Savaşı’nı tabii ki engelleyemedi. Zaten Hitler ve Mussolini gibilerinin Avrupa’ya hakim olmasının ancak kolektif bir yanılgıyla olabileceğini söyledi durdu ama onu geniş halk yığınları dinlemediler.

Bir Şehir Katilini Arıyor 1931 Almanya yapımı psikolojik bir gerilim filmidir. Özgün adı M dir. İngilizce konuşulan ülkelerde Fritz Lang's M in yanı sıra Murderers Among Us adı ile de gösterime sunulmuştu. Filmin yönetmeni Fritz Lang filmin senaryosunu da eşi Thea von Harbou ile birlikte yazmıştı. Filmde bir seri katil üzerinden dönemin Almanya’daki atmosferi çok iyi yansıtılmıştır. Toplumda büyük bir gerginlik vardır ve faşizan duygular sokaklara bile hakim olmuştur.

Hitler ordularının Avusturya’yı işgali ve Avusturya’daki yerel faşistlerin de desteklemesi ile Zweig sürgüne çıkar. Adeta bir boşluğa fırlatılır.

Bayıldığım yazarlardan biridir George Prochnik ve Zweig’in biyografisini yazmıştır. Zaman zaman “keşke onun gibi bir biyografi yazarı olabilsem” dediğim olmuştur. Kozmopolit sözcüğü iki dünya savaşı arasındaki Avrupa'da, yabancı düşmanları, faşistler ve Yahudi karşıtları için kirli bir kelimeydi, ancak aynı zamanda bir kod adıydı. Kozmopolitlik hiç kimsede dev Viyanalı yazar ve hümanist Stefan Zweig'ın kişiliğindeki kadar karizmatik şekilde cisimleşmemiştir. Naziler Avusturya'yı işgal ettiğinde Zweig anayurdundan sürülmüştü. Kendisi geçtiğimiz asırda dünya edebiyatındaki haklı yerinden de sürgün edildi.


Stefan Zweig'ın sürgününü hassas, duygusal açıdan şaşmaz ve fevkalâde çağdaş üslupla kaleme alan George Prochnik, bu konuda okuduğum diğer tüm yazarlardan daha başarılı biçimde, savaş döneminde yurdundan edilmenin acı dolu entelektüel ve ruhsal bedelini aktarıyordu. Öznesinin dokunaklı ve şaşırtıcı arayışının -savaş öncesi Viyanası'ndan New York'un taşrasına, 1939 Dünya Fuarı'ndan nihayetinde Zweig'ın yaşamına son verdiği Brezilya'daki ücra köye kadar- dikkatlice izini sürerek, Avrupa'nın en büyük edebi şöhretlerden birinin Goebbels'in 'gidecek olan leşler' diye aşağıladığı umutsuz, kültürden yoksun sürgünlerden birine dönüşmesini canlandırıyor.

Batı Edebiyatının en çok zulmedilmiş yazarı Stefan Zweig, Bir fikir, ancak ifade edildiği zaman bir fikirdir” demişti.

Zweig birçok dünya vatandaşı gibi benim de idollerimden biridir. Dünün Dünyası adlı son kitabında fikirleriyle olsun yaşayışıyla olsun dünya vatandaşı olduğunu gözler önüne serer. Kitabın sonundaki “…Eve dönerken, önümden giden gölgemi gördüm birden. Bu yeni savaşın ardında öteki savaşın gölgesini gördüğüm gibi… Fakat her gölge, eninde sonunda yine de ışığın çocuğudur ve ancak aydınlıkla karanlığı, savaşla barışı, yükselişle alçalışı yakından tanımış olan kişi, hayatı gerçekten yaşamış sayılır” sözlerinde yazarın umutla umutsuzluk arasında gidip gelişini gözlemlemek mümkündür.

Hayatı gerçekten yaşamış bir yazardır Stefan Zweig ancak kendi kuşağındakilere nispeten geleceğe dair umutlu olduğunu söylese de intihar ederek yaşamına son vermiştir, yaşadığı buhranları çözümleyememiştir. Yaşamını intiharla sonuçlandırmış olsa da insanlığa bugün de umut saçmaya devam ediyor Zweig…

***

Çarşamba günü yayımladığımız  “Ahlak-Mahlak-Etik-Metik”  başlıklı yazımıza gösterdiğiniz ilgiye teşekkürler.  Yazının sonunda dediğim gibi “ahlak üzerine kalem oynatmaya” devam ediyorum. Bugünkü ilham kaynağım gördüğünüz gibi Zweig…

Çünkü ahlak denilince aklıma gelen ilk insan Zweig; ne diyor: Kalıtım ve çevre, aile, okul eğitimi, akran ve arkadaş çevresi, din, kitle iletişim araçları, kültür ve ekonomi bireylerin ahlaki gelişimlerini belirler. Bireyler, büyüme ve gelişme sürecinde ahlaki özelliklerini kazanırlar.

Hepimize önce insan olduğumuzu anımsatır Zweig… Çünkü insan, doğumuyla birlikte ömrünün sonuna kadar biyolojik, psikolojik ve sosyal gelişim süreçleri yaşar. Bireyin ahlaki gelişimi de bu süreçlere paralel olarak şekillenir.

Ahlakı etkileyen faktörlerden kalıtım, anne ve babadan bireye genetik yollar ile geçen özellik ve yeteneklere denir. Çevre ise, bireyin kişiliğini  etkileyen ve kalıtımsal olmayan etkenleri  içine alan bir kavramdır. Ve ahlakın oluşmasında kalıtımdan çok daha önemlidir çevre… Ahlaki yargı ise insanlara doğuştan kalıtımsal olarak gelmemiştir eğer bunun tersi olsaydı hiçbir ebeveynin çocuğuna ahlaki değerleri öğretmesine gerek kalmazdı.

Ahlakı etkileyen faktörlerden, eğitim yeni kuşakların toplum yaşamında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları edinmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine yardım etme amacını güder…

Kitle iletişim araçları; çağımızda kişisel ve toplumsal ahlakı en çok etkileyen mecralardır.  Aslında haber ve bilgi verme amacı başta olmak üzere, eğitmek ve eğlendirmek gibi amaçlar taşıyan, belirli bir okuyucu kitlesine, belirli aralıklarla ya da sürekli olarak ulaşır medya. Kitle iletişim araçları, toplumdaki değerler sistemini kısa zamanda sürekli tekrarlar yaparak, basit, kolay ama etkili iletişim öğeleri seçerek değiştirebilirler. Memleketin yüzde 70’inin şahan ve acunnn seyrettiği yerde son teori elbette iyice tartışılmalıdır.  

Bence en önemli etki ise tarihsel ve toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan her türlü değerlerle bunları kullanmada, sonraki kuşaklara iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların tümüdür.  (Doğan Kuban ve Metin And hocalarım için… Bu satırı yazdıktan sonra saygı ile kadehimi kaldırdım… )

Kültür, bir toplumun tüm yaşam biçimidir ve nesilden nesile eğitim ile aktarılan toplumsal bir mirastır. Kültürsüz toplum kaçınılmaz olarak bir süre sonra ahlaksız olacaktır.

Ve Ekonomi… Bir insan topluluğunun ya da bir ülkenin, yaşayabilmek için üretme ve bunları bölüşme biçimlerinin ve bu eylemlerden doğan ilişkilerinin tümü ahlakla ilgilidir.

Ekonomi ve ahlak üzerine bir altntıyla yazımızı tamamlayalım. Amerikalı ekonomist John Perkins’in “Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” adlı kitabından kendi cümleleri ile:

* kendi otomobilini üretemeyen ülkeye borç para verip otobanlar, yollar yaptırırız..
* sonra onlara arabalarımızı satarız..
* daha sonra bankalarını satın alırız..
* o bankalardan halka krediler verip daha çok araba almalarını sağlarız..
* böylece verdiğimiz o krediyi arabamızı satarak geri alırız, hem de faiziyle..

***

Ahlak üzerine kalem oynatmaya devam edeceğiz.

 

 

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Esin Kurt
 24 Şubat 2018 Cumartesi 20:51
Biz az da olsa ahlaklı insanları tanıma şansımız oldu ,ya torunlarımız ..... İnşallah o şansları olur . Emeğinize sağlık.
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2024 Ege'de Sonsöz