MENÜ
İzmir 22°
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Nereden nereye…
Mehmet KARABEL
YAZARLAR
9 Mart 2023 Perşembe

Nereden nereye…

İnanılacak gibi değil ama gerçek!

Bu kainatın “derin acılar” üstüne kurulmuş…

Gelgelelim…

Kutlamalarla anılan tek özel günüdür…

“Dünya Çalışan Kadınlar Günü”

Dün…

Dünya ile birlikte biz de kutladık…

Bahse girerim…

Bu güzel ülkenin erkeklerinin…

Neredeyse…

Dörtte üçünün…

Farkında bile olmadığı bir “özel” bir günden söz ediyorum…

***

“Dünya Çalışan Kadınlar Günü”

Bir facianın küllerinden doğdu…

Taaa, 166 yıl önce…

Amerika Birleşik Devletleri'nin…

New York’taki bir tekstil fabrikasında çalışan kadın işçiler…

Daha iyi şartlara sahip olmak için greve başladılar…

Polisler, grevci kadınları önce sopadan geçirdi(!)

Ardından…

Fabrikaya kilitledi…

Yangın çıktı…

Ya da birileri özellikle cehennem alevlerini başlattı…

130 kadın kaçamadı…

Diri diri yandılar…

Cenaze törenine 100 bin kişi katıldı…

Yüz kızartan olay…

ABD tarihinde “kara leke” olarak anılıyor hala…

***

Aradan yıllar geçti...

Amerika o lanetli günü unuttu ama Avrupa unutmadı…

1910’da Danimarka’da toplanan…

“Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı”nda…

Yıllar önce grevde yanarak can veren kadın işçiler anısına…

“8 Mart”ın…

“Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlanması kabul edildi…

***

Şimdi diyeceksiniz ki…

“Türkiye ne zaman kutlamaya başladı?”

Kısa cevap…

Tahmin ettiğiniz gibi Atatürk’le birlikte…

Ve…

İlk kez 8 Mart 1921’de başladı…

Arkası güzel geldi…

Sadece…

12 Eylül Darbesi’nde ara verildi…

1984’ten beri devam ediyor ama…

Gerçekten…

O özel günde…

“Kadının adı var mı, sizce?”

***

Cumhuriyet’le gelen bir rüzgar kanatlandırmıştı kadınlarımızı…

Daha iyi eğitim görebilmek için…

Adeta birbirleriyle yarışıyorlardı…

Meslek sahibi olma konusunda erkekleri geçmeye başladılar…

Yüzünde çiçekler açmıştı Türk Kadını’nın…

Modayı takip etmeye başladılar…

Parfüm girdi hayatlarına…

Otomobil kullanmaya bayılıyorlardı…

Erkeğin arkasında değil, önünde yürümeye başladılar…

Yüzlerce kadın…

Mühendis oldu… Öğretmen oldu… Hakim oldu… Pilot oldu…

Sonuçta…

Avrupa’ya örnek oldu…

Bi’de bugünlere bakın n’olur…

Ne kadar mutsuz Türk Kadını’nın çoğu…

“Çocuk da yaparım, kariyer de…” sözüne inanmayın!

Bugün…

Türk Kadını…

(İstisnalar kaideyi bozmaz, diyenlere selam olsun!)

Sıkıntılı…

Altı yaşındaki kız çocuğunun…

İmam nikahıyla 35’indeki erkeğe…

Ana/baba izniyle gelin edilmesi…

“Dünya Kadınlar Günü”nün…

Coşkulu, huzurlu ve de gururlu bi’şekilde nasıl kutlanır?

***

Yanlış anlaşılmasın…

“Dünya Çalışan Kadınlar Günü”nü kutlamayalım, demiyorum!

Acı büyük…

O acılar deryasının içinde…

Türkiye’yi yönetenlerin daha hassas olmasını istemek…

Yanlış mı?

***

Türk Kadını, tam anlamıyla “Acıların Kadını” oldu…

İlacı yok…

Daha beteri…

Kadına acı çektirene, hayatını zindan edene ceza yok…

“Dünya Kadınlar Günü” kutlansa n’olur…

Kutlanmasa n’olur?

Belki de çok arzu edilen fotoğraf bu…

Tam da…

O iğrenç atasözünde olduğu gibi:

“Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin!”

Kadını bu atasözünden daha fazla aşağılayacak ne olabilir?

Bu nedenle…

Diyorum ki, usulca…

Memleketimde…

“Dünya Çalışan Kadınlar Günü” kutlasan n’olur?

***

Günde ortalama en az bir kadın…

Kocası… Sevgilisi… Ya da ailedeki bir erkeğin elinde son nefesini veriyor…

Sadece geçen yıl…

334 kadın cinayeti işlendi, 245 kadın ise…

Şüpheli şekilde ölü bulundu…

Ha’di gel de kutla “Dünya Kadınlar Günü”nü…

***

Bence…

Türk Kadını bir asır öncesinden daha geride…

Hani…

“Aşk her şeyin ilacıdır!” filan derler ya…

Aşk da bitti…

O nedenle…

Biz bu hallerdeyiz!

Çare var mı?

Var…

Milletçe hedefimiz şu olmalı:

“Her erkeğe bir ev işi, her kadına bir nefes…”

İlaç gibi formül; işte budur…

***

Bitiriyoruz…

Neyle?

Aynı zamanda çok güçlü bir yazar olan…

Kadim dost Prof. Dr. Yusuf Erbay’ın…

“Gerçeğin Efsanesi / İnsan Bedreddin” adlı kitabının içinden…

“Bozkırın Gelinleri” bölümü ile…

***

BOZKIRIN GELİNLERİ…

 

Hüzünden kopup gelir mutsuz gelinlerin gülüşü…

Beyaz bir kırbaçtır ve kanlı izler bırakarak gökyüzünde…

Kazanan erkeklerin yanağında patlar…

Yerini sevmeyen çiçekler gibi solgun gelinler…

Her sabahı umutla bekler, her akşamı korkuyla karşılar…

Ana olarak doğduğunu unutur…

Yaratıcı “rahmi” taşıdığını unutur…

Unutur yeryüzü mabedinin gerçek sahibi olduğunu…

Sesleri yalnızca ağıt olup çıkar günyüzüne…

Gurbete gidene, askere gidene, geç gelene, hiç gelmeyene…

Bozkırda çilenin tarifidir gelinler…

Tarlanın tozunda, bahçenin çamurunda, pınarın başında…

Çocuk yaşta ana, genç yaşta dul, 40’ında ihtiyar…

Evlattır tutundukları tek dal, evlattır varlık sebebi…

Evlattır ana, evlattır yar…

Ömür boyu yansın diye evlatların meşalesi…

Gözlerini süsleyen göksel ışık sönüp gider…

Bozkırda hüznün tarifidir…

Hayatın başka tarifini bilmeyen gelinler...

Ömürden alacaklı giderler…

Nokta:

Sonsöz: “Kadınlar toprak gibidir; kendisine ne sert ne de çekingen davranılmasını ister… / Anatole France – Fransız yazar…

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2024 Ege'de Sonsöz