MENÜ
İzmir 22°
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Yıkımın sosyolojisi
Engin ÖNEN
YAZARLAR
1 Mart 2023 Çarşamba

Yıkımın sosyolojisi

Depremin doğal bir olay olduğu ve ona neden olan fay hatlarının karakter ve hareketleri konusunda epeyce bilgi birikimine sahip olduk. Yer bilimciler ve onların yaptığı araştırmalar sayesinde artık pek çok öngörüde de bulunulabiliyor.

Depremin şiddeti arttıkça yıkıcı etkisinin de artacağını bilmek için yer bilimci olmaya gerek yok. Son yaşadığımız deprem de yıkım şiddeti oldukça yüksek bir depremdi. Ancak yıkım ve ölüm sayısının bu denli yüksek olmasının kaçınılmaz olmadığı da çok açık.

Dolayısıyla yıkım ve ölüm miktarının yüksekliği, sadece depremin şiddetinden kaynaklanmamaktadır. Bu miktar, depreme uygun yapılaşma ve yerleşme kurallarına uymayan insan ve yönetimlerle doğrudan ilişkilidir.

Bu depremde yıkım ve ölüm sayıları aslında bize, doğayı ve depremi hiçe sayan bazı sosyal mekanizmaların ne denli yoğun olduğunu gösterdi. Kaçak yapılar, denetimsiz ve plansız yapılaşma, imar afları vb üzerinde en çok durulan konular.

Bunlar her ne kadar doğa bilimcilerin de söz söyleyebileceği konular olmakla birlikte, nüfus, göç ve kentleşme politikaları ile ilgilenen sosyal bilimcilerin de açıklamalarına muhtaç konular.

Nüfus artışı ve göçün yeni konut ihtiyacını doğurduğu açık bir gerçek. Kitlesel göçlerle ortaya çıkan konut ihtiyacı ilk dönemlerde gecekondulaşma ile karşılanmıştı. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi gecekondular kaçak yapılar olmasına rağmen, yoksul kırsal göçmenlerin barınma ihtiyacına yönelik konutlar olması nedeniyle hem devlet hem de toplum tarafından meşru görülüyordu.

Gecekondu kullanım değeri yaratan, yapıcısı, sahibi ve kullanıcısı özdeş olan konuttu. İlk kurumsallaşma dönemi itibarıyla hiçbir rant değeri taşımıyordu. Zamanla göçün devam etmesi ve konut talebinin artması ile gecekondularda ek binalar, ikinci ve üçüncü katlar çıkmaya başladı. Kiracılık ve alım satımlar da buna eşlik etti.

İmar afları ve çok katlılığa izin veren yeni imar planları ile gecekondular hem yasallık kazandı hem de karakter değiştirmeye başladı. Çok katlılığa izin veren imar planları sadece gecekondular için değil, orta sınıf semtler için de rant değeri üretme anlamına geliyordu.

Böylece arsa ve ev sahipleri, mesleklerinden elde edebilecekleri gelirlerin çok üzerinde bir geliri bu sayede elde etme imkanına sahip oluyordu. Kat karşılığı inşaat furyası başladı. Bir arsa veya bir/iki kat eve sahip olan mülk sahipleri bu imar planları sayesinde yerine göre çok sayıda ev sahibi olma hakkını elde ediyordu.

Konut alım satımı, kiracılık ve müteahhitlik yaygınlaşmaya başladı. Sanayi, tarım ve ticaret sektörleriyle boy ölçüşen yeni bir sektör gelişti. İnşaat sektörü. En karlı ve en hızlı kazandıran beton sektörü.

Önceleri iş için kentlerin çeperine yığılma şeklinde gerçekleşen göçlere yeni bir göç dalgası daha eklendi. Kentin yarattığı bu rant mekanizması da göçün kayda değer nedenlerinden biri haline geldi. Taşı toprağı altın şehir.

Arazi rantı o kadar güçlendi ki, göçmenlerin dayanışma ilişkilerinden yerel siyasetin dinamiklerine kadar şehrin kaderini belirleyen birçok alanda belirleyici hale geldi.

Kente nüfus yığılmasının önüne geçemeyen ve bunun neden olduğu sorunlarla baş edemeyen yerel yöneticiler zaman zaman şehre yerleşmede vize denetimini tartışmaya başladılar. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Burhan Özfatura bunlar arasındaydı.

Popülist politikalar ve kentsel rantların etrafında örgütlenen siyaset, imar, denetim ve kontrol işlerinden ziyade himayeye göre şekilleniyordu. Parti ayrımı olmaksızın belediyelerde işler böyle yürümeye başladı. Kaçak ve denetimsiz yapılaşma kurumsallaştı.

Dere yataklarının, sıvılaşma özelliğine sahip zeminlerin, ovaların imara açılması yerel siyasetin temel politikaları haline geldi. Müteahhit anlayışı ile şekillenen yerel siyasetin bu alanda denetim yapması mümkün değildi.

Olay artık sadece kente yığılan kırsal göçmenlerin gecekonduları ile ilgili olmaktan çıktı. Kentsel alanlar rant değerine göre şekillenmeye başladı. Artık sadece yoksullar değil sermaye de bu alana yöneldi. Kentsel dönüşüm ve yeni rezidanslar, gökdelenler vb çok tartışmalı bir şekilde kentleri şekillendiriyordu.

Erdoğan’ın dediği gibi sadece İstanbul’a değil, yapılaşma olan her yere ihanet ettik.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Cemal Girgin
 1 Mart 2023 Çarşamba 16:31
Dileğim odur ki; Bu büyük trajedi başta siyaset olmak üzere,iş dünyası,odalar vb çöreklenilen her alanda onlarca yıllık himayecilik ve kalitesizliğe son verecek... O zaman çekilen ızdırap belki bir nebze hafifler...
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2024 Ege'de Sonsöz