MENÜ
İzmir 13°
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
24 Haziran’ın getirdikleri
Tayfun MARO
YAZARLAR
23 Haziran 2018 Cumartesi

24 Haziran’ın getirdikleri

24 Haziran seçimlerine dair söylenecek çok şey var. Öncesi ve sonrasıyla bu seçimler belki de yıllarca tartışılacak, sonuçları ülkenin geleceğini etkileyecek.

24 Haziran seçimlerini salt seçim olarak görmek mümkün değil. Yaşanan süreçte bir seçimden çok daha fazlası var.

Bilindiği gibi, 16 Nisan referandumunda kabul edilen Cumhurbaşkanlık yönetim sistemi, bu seçimlerle birlikte yürürlüğe giriyor. Uygulama ne getirir ne götürür henüz çok net bilinmiyor; ancak toplumun yarısı tarafından kabul görmediği bir gerçek.

Her iki kişiden birinin karşı olduğu yeni yönetim sisteminin getireceği sorunlar ne ölçüde öngörüldü orası da meçhul. Ülkenin yönetim biçimi değişiyor, toplumsal mutabakat yok; buna aldıran da yok.

24 Haziran seçimlerinin, bir seçim olmanın çok ötesinde önem taşıdığını ve bu özelliğiyle siyaset tarihinde yer alacağını söylemek bir kehanet değil.

Bununla birlikte, seçimleri önemli kılan olağandışı durumun kamuoyunda yeterince ve doğru yerden tartışıldığını söylemek çok zor.

Seçim konuşmalarının, kimin seçileceğinden ziyade seçilenin yapacaklarına odaklanması gerekirken, yine aynı hataya düşüldü, kişiler idolleştirildi, sorunlar geri planda kaldı.

Bunları tekrar tekrar yazmaktan gerçekten sıkıldım ama yazmadan da olmuyor;

Dünya sistemi kapitalizmin içinden geçtiği yapısal krizin etkisi giderek yayılıyor. Sistem dengeden çıktı ve dengeye dönmüyor. Her tarihsel sistem gibi kapitalizmin de kaçınılmaz sona yaklaşıyor olması muhtemeldir.

Bu ahvalde ne yapmalı? Bilişim devrimine mi hazırlanmalı? Bilişim devriminin geri plana ittiği sanayi üretimine mi talip olmalı? Modern tarım toplumu mu olmalı? Türkiye, Doğu blokunda mı yer almalı, Batı blokundaki yerini mi korumalı? İslami bir düzen kurup Allah’a mı sığınmalı? Yoksa çözüm sosyalizmde mi?

Ne yazık ki Türkiye geleceğini tartışmıyor. Millet, böyle zor zamanda, ülkeyi “tek kişi” yönetimine bırakarak olay mahallinden uzaklaşmayı tercih etmiş gibi... O kişi yapsın, biz sevelim veya sövelim…

Hâlbuki sorunlar dağ gibi ve toplumsal konsensüse ihtiyaç var.

Sistemin metropollerinde yaşanan finans krizi kontrol altına alındı. Yani periferide yer alan gelişmekte olan ülkelerde yaşanan bahar sona erdi. Artık ucuz para yok. Gelin görün ki Türkiye’nin ekonomide önceliklerinin nasıl şekilleneceği konusu belirsizliğini koruyor. Muhtemelen, İslamcı muhafazakârların ‘helal kapitalizmi’ ile gidilecek yol kalmadı.

Türkiye’nin devlet yapısı seküler topluma mı, islam toplumuna mı dayalı olacak, karar veremedik.

Dünya ölçeğinde değişim yaşanıyor; endüstri toplumu sonrasında bilişim toplumuna geçiş gerçekleşir mi, sistem çöker mi, orası henüz meçhul.

Doğu-Batı gerilimi giderek yükseliyor. Üçüncü Dünya savaşı koşulları ortaya çıkmaya başladı.

Türkiye bölgesinde izlediği politikalarla çok düşman kazandı veya dost kaybetti… Devam mı?

AB ve ABD ile ilişkilerde yeni yaklaşımlara ihtiyaç olduğu bir gerçek…

Ülke meselelerinde izlenecek politikalar ve yapılacak tercihler, seçimden seçime bir muktedirin kürsüye çıkıp sunduğu reçetelerden ibaret olamaz, hele böyle bir zamanda...

Bütün sosyal grupların ve sivil toplumun katılımıyla temsilin en geniş biçimde gerçekleştiği koşullarda konsensüs sağlanmalı ki toplumsal mutabakatın yolu açılsın.

Salt kurtarıcılığı iş edinmiş siyasilerle çözülmez böyle meseleler. Siyasal alanda katılımcılık ilkesinin işletilmesi lazım.

Yeni Dünya sisteminin neresinde duracağımıza dair doğru bir karar vermek istiyorsak, arzumuz bir arada barış ve refah içinde yaşamaksa, birlikte düşünmeyi ve konuşmayı öğrenmeliyiz.

 

 

 

 

 

 

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Osman maro
 25 Haziran 2018 Pazartesi 22:48
Üstat şu anki durum bulug çağındaki bir genç kızın saçlarını taramasina benziyor toplum suan bu neden bu politik değil sadece girunce öğrenme devri telefon vs ile üst seviyeye çıktı ogrenilmiyor ozeniliyor bende buradaamiya gelen bir akis mitinge çöp topliyan torbalar ile gösteri yapanlar gibi halbuki oyyle yaşamıyor ben boyleyimi on plana çıkarıyor halbuki oyle değil oyle olmak istiyor ama oyle olabilmesi için on nesil lazım cunki çocukluğu annesinin babasının çocukluğu böyle yaşanmamış bugünkü yaşadığı ona miras bu miras çocuktan çocuğa aktsrilincaga kadar ülkemizin 500 yıla ihtiyacı var iyi insan profili yakalamak icin
 Zafer Zafer
 23 Haziran 2018 Cumartesi 13:55
Dünya'nın ve Türkiye'nin yaşadığı sorunları ve "geliyorum" diyen tehlikeleri yerinde saptamalarla özetlemişsiniz.
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2020 Ege'de Sonsöz