MENÜ
İzmir 10°
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
68’in Ellinci Yılında…
Nedim ATİLLA
YAZARLAR
3 Ocak 2018 Çarşamba

68’in Ellinci Yılında…

Hiç de öyle unutulacak bir yıl olmadı. Kendisinden önce ve sonra gelenlere göre tarif edilmesi çok zor ama genel olarak sarsıcı bir yıldı. Pek çok politik resmin duvardan indiği, devrim rüzgarlarının estiği, Habil’le Kabil’in acımız bir kavgaya tutuştuğu yıldı. Sokaklar meydanlar hınca hınç, özgürlük isteyen, savaşlara hayır diyen insanlarla doluydu. Mezarlıklar ise bu insanlara bayraktarlık yapanların bedenlerine hazırlanıyordu. Öylesine kolay unutulacak bir yıl olmadı. O yıl belleklere kazınan bir kuşağın adıydı. Bir savaşın değişen rengiydi. Bir liderin ölümü,  bir ülkenin tanklara teslim oluşu, bir sporcunun öfkeli yumruğuydu. O yıl çok şey değişti. O yıl çok şey söylendi ve o yıl hiç unutulmadı. O yıl 1968’di.

***

Bu şiirsel giriş cümlelerini değerli kardeşim Giray Aktürk’ün bir grup arkadaşın özel yazışma, müzik dinleme ve kendini iyi hissetme grubu olan KLY’den aldım. Giray çok güzel şiir okur, şiir gibi programlar yapar. 1968’in 50. Yıldönümünde 1 Ocak 2018 akşamı bakın bize neler anlattı…

***

Sovyet tanklarının Prag’a girdiği, Martin Luther King ve Robert Kennedy’nin öldürüldüğü, Paris’te gençliğin meydanlarda daha fazla özgürlük talep ettiği, Kuzey Vietnam ordusunun Amerikan ordusuna karşı ilk defa topyekun saldırıya geçtiği, Jane Fonda’nın Barberalla olarak beyaz perdede görüldüğü, Stanley Kubrick’in 2001 Uzay Macerasını çektiği yıl 68.

Soğuk savaş yıllarının en korkutucu dönemi. Yani Küba krizi atlatılmış ama Sovyetlerle Amerika arasındaki nükleer tehdit beş yıl içinde hassas bir dengeye sabitlenmiş. İki farklı dünya görüşü bir birinden tamamen ayrı uç noktalarda ayakta kalmaya çalışan ideolojiler ve dünyayı doğu batı kampı olarak kesin çizgilerle bir birinden ayıran politik kutuplaşma bir sinir harbine dönüşmüştü.

Ufukta gerginliği azaltacak hiçbir umut ışığı görünmüyordu. Aksine ortada sinir harbini körükleyen ve artık Fransa’nın Amerika Birleşik Devletleri’ne devrettiği bitmek bilmez Vietnam Savaşı vardı.

Vietnam’da Komünist Hoş Ing Bee yönetimine karşı, güneyde Amerikan yanlısı rejime destek veren Washington yönetimi Tayland ve Güney Vietnam’a 400.000’e yakın asker yığmıştı. Sık tropikal orman arazileri içinde Kuzey Vietnam ordusundan Viet Conglara karşı Amerikan askerleri sapır sapır dökülüyorlardı. Amerikan Ordusunun kayıpları artık 50.000’i buluyordu 1968 yılında. Ancak Başkan Johnson Vietnam’dan çekilmeye yönelik her hangi bir eğilim veya işaret göstermiyordu.

31 Ocak gecesi güneye doğru hareket eden Kuzey Vietnam birlikleri sabah saat 09.15 de Amerika’nın merkez üs olarak kullandığı Saygon Şehrini önemli ölçüde ele geçirdi. O saatlerde Saygon’daki Amerikan Büyük Elçiliği’nden helikopterle tarihte eşine az rastlanacak bir tahliye operasyonu gerçekleştiriliyordu. Sabah saat 10.20 de Saygon artık düşmüştü. 1968 Amerika için sıkıntılı başlamıştı. Ve 31 Ocak Amerikan ordusunun Vietnam bataklığına saplandığını gösteren en önemli tarih bir anlamda dönüm noktası olmuştu. 1968 yılı Vietnam savaşında sonun başlangıcıydı.Unutulmaz bir fotoğraftı.  Deklanşöre basan ele,  Edie Adams’a ise Pulitzer ödülü kazandırmıştı.   Güney Vietnamlı bir polis şefi yakaladığı bir Viet Congun kafasına silahındaki tüm mermileri boşaltıyordu. Fotoğraf Amerikan kamuoyunda özellikle savaş karşıtları arasında infiale yol açtı.

Saygon’dan arkasına bakmadan gözleri dönmüşçesine önlerine çıkan her Vietnamlıyı sorgulayıp Viet Cong muamelesi yapıyordu. Amerikan ordusunda moral sıfırlanmış Helikopterler napalm, yangın bombalarıyla Saygon’un hıncını kuzeydeki köylerden çıkarmaya başlamıştı.

6 Martta kuzeydeki  My Lai köyü ve çevresi Amerikan helikopterlerinin saldırısı sonucu 347 masum sivil hayatını kaybetti. My Lai tarihteki en büyük sivil katliamlardan biri olarak geçerken Başkan Johnson 31 Martta sürpriz bir açıklama yaparak Kuzey Vietnam’la barış görüşmelerine hazır olduklarını duyurdu.

Başkan Johnson ayrıca 5 Kasım da yapılacak Başkanlık seçimlerinde yeniden aday olmayacağını söyledi. Böylece Başkan Johnson bir anlamda My Lai katliamının sorumluluğu üstlenmiş ve siyasi kariyerine de son noktayı koymuştu. Başkan Johnson Amerikan kuvvetlerinin Vietnam’da artık 20. Paralelin kuzeyini bombalamayacaklarını da sözlerine ekledi. Vietnam’da gerçekten de sonun başlangıcına ilk tuğla konulmuştu.Ama tam o günlerde gözler Çekoslovakya’ya çevrildi. Başkent Prag’da gençler sokaklara çıkmış Devlet Başkanı Antonín Novotný’nin istifasını kutluyorlardı. Komünist Blok, batı ile sınır komşusu, NATO’nun içine sarkarak ileri karakol görevini üstlenmiş Çekoslovakya’daki gelişmelerden tedirgin olmuştu. Halkın daha fazla özgürlük talebi ile Prag’da erken bahar havası esmeye başlamıştı. Moskova Doğu Almanya’nın Dresden Kentinde Varşova Paktının en önemli beş ülkesinin liderlerini zirveye çağırdı.

Moskova hesap soracaktı. Prag’sa her şeye rağmen daha fazla özgürlük talep etmekte kararlıydı.

***1968’i unutulmaz yapan olaylardan biri de Amerikan sivil haklar savunucusu, aktivist Martin Luther King’in ölümüydü. Amerika’da siyahların da bir gün beyazlarla eşit haklara sahip olarak yaşayabileceklerini umut eden, bunun hayalini kuran ve bu uğurda sivil hak mücadelesine girişen Martin Luther King Başkent Washington’da Lincoln anıtı çevresinde düzenlediği üç büyük protesto gösterisi ile her defasında en az yarım milyon insanı bu meydana toplamayı başarmıştı.

Baptist’li bir din adamı olan Martin Luther King Amerika genelinde ırk ayrımına karşı yürüttüğü yasal mücadelede siyahlar adına önemli kazanımlar elde etmeyi başarmıştı. 28 Martta Mamphist’teki bir açık hava gösterisine konuşmacı olarak katılan King burada polis müdahalesi sonucu ölen 16 yaşındaki bir gencin cenazesini ulusal bir hak organizasyonuna dönüştürme kararı aldı.

Başkent Washington’da fakir insanların yürüyüşü adı altında sadece ulusal değil uluslararası nitelik taşıyan bir protesto gösterisi yapacaktı. King bu defa en az bir milyon insanı Lincoln anıtı etrafında toplamayı amaçlarken 4 Nisan sabahı Mamphist’te kaldığı otelin balkonunda uzun namlulu bir suikast silahından çıkan mermilere hedef oldu. King kaldırıldığı hastanede öldü.

Martin Luther King’e yönelen silahın James Earl Ray adında ırkçı bir Ku Klux Klan üyesine ait olduğu ortaya çıktı. Ağabeyi Başkan John F. Kennedy’i, Martin Luther King gibi suikaste kurban veren Demokrat senatör Robert Kennedy gözyaşları içinde yalvarıyordu. Ancak hiçbir siyahın Kennedy’i dinleyecek hali yoktu pek çok kent artık alevler içindeydi. Siyah/Beyaz çatışması artık Amerikan tarihinin en sıkıntılı dönemine girmişti.  Siyah direniş, eylemler, ayaklanmalar, hatta bazı eyaletlerde yağmalamalara kadar varan çatışma ortamı nihayet Başkan Johnson’ın bazı eyaletlerde sokağa çıkma yasağı ilan etmesine neden oldu. 11 Nisan’a gelindiğinde Martin Luther King’in ölümü henüz hazmedilmemişken Savunma Bakanı Clifferrd 25.000 yedeği iki yıl süre ile askere çağırdıklarını açıkladı. Böylelikle Amerika’nın Vietnam’daki askeri varlığı 550.000 e çıkacaktı.

Başkan Johnson’ın barış görüşmelerine hazırız açıklamasının üzerinden iki hafta geçmemişti. Martin Luther King’in ölümünü protesto etmek için sokaklara dökülenlerden 46 kişi çatışmalarda hayatını yitirmişti. Şimdi Vietnam savaşını protesto etmek için sokaklara dökülenler de kıyasıya çatışmaya başlamıştı.

Bu arada ülkenin en saygın üniversitesi Columbia savaş karşıtı öğrenciler tarafından 7 gün süre ile işgal edildi. Amerika’da beyaz Saray’la meydanları dolduranlar arasındaki uçurum büyüyordu. Kan artık sadece Vietnam’da değil Amerika2nın sokaklarında ve üniversitelerinde de akıyordu.

***Yıl 1968 aylardansa mayıs. Amerika’da yaşanan çatışma ortamı martin Luther King’in suikaste kurban gidişi ve Vietnam Savaşı karşıtlarının protestosu nedeniyle korkutucu bir hal almıştı. ABD nihayet Kuzey Vietnam’la barış görüşmeleri için Paris’te masaya oturmayı kabul etti. Ama diğer yandan Tayland ve Güney Vietnam’a asker yığmayı da sürdürüyordu.

Bu durum savaş karşıtlarını çileden çıkarıyor, Başkan Johnson’ın izlediği iki yüzlü politika Amerika’daki şiddet olaylarının artmasına yol açıyordu. Bu arada Amerika’da özellikle Steandford ve Columbia Üniversitelerindeki öğrenci eylemleri Paris’i tetikledi.

6 Mayıs günü 5.000 öğrenci Paris’te inşaat emekçileri sendikalarını desteklemek üzere Latin Bölgesine girip polisle çatıştı. Polisin bu yürüyüşü engelleme çabası, taş ve sopalı kavgaya, barikatların kurulup tarafların birbirlerine silahla karşılık vermesine neden oldu. Gece boyunca devam eden öğrenci polis çatışması yeryüzünde o güne dek görülen en şaşırtıcı savaş manzarasına dönüşmüştü.

Sorbonne üniversitesinden gelen diğer öğrencilerle birlikte polise karşı direniş 13 Mayısa kadar sürdü. Sonunda Fransa’daki dokuz milyon işçi polisin öğrencilere uyguladığı şiddeti protesto etmek üzere ülke genelinde bir gün süre ile genel greve gitti.

Grev ve protesto gösterileri Fransa Devlet Başkanı Charles de Gaulle’ün işçi ve öğrencilere daha da sert tavır almasına yol açtı. On binlerce asker Paris, Lyon ve Marsilya’ya girerken Fransa yaklaşık 200 yıl önce yaşadığı o devrimin ürkütücü günlerini yaşar gibiydi. Paris’in üzerine çok uzun yıllar sonra ilk kez böylesine soğuk ve karanlık bulutlar çömüştü.

Hem de bir mayıs zamanı.

1968 Haziranında soğuk savaş yıllarının belki de en olumlu gelişmelerinden biri yaşandı. İlk defa Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği arasında doğrudan ticari uçuşlar başladı. Bu iki dev karşılıklı olarak kendi havayollarının New York ve Moskova arasında uçmasına izin verdi.Diğer yandan Haziran ayı sanat dünyasını sarsan yine kanlı bir saldırı ile başlamıştı. Sanat dünyasının aykırı ismi, pop artın öncüsü Andy Warhol New York’ta, ünlü bir tiyatro oyuncusu ve yazar hayali ile

Ertesi gün ise Amerika’nın batı yakasında Senatör Robert Kennedy California’da, hemen ardından Güney Dakotoa’da demokrat başkan adayı olmak için gereken eyalet kongrelerinin desteğini almıştı.

Ancak Kennedy Başkanlık yolunda elde ettiği bu iki önemli başarının sevincini fazla yaşayamadı. Los Angeles’ta Demokrat Partinin California kongresinde yaptığı konuşmanın ardından kürsüden inerken Ürdün asıllı Hristiyan bir Amerikalı, 24 yaşındaki Sirhan Bişara Sirhan’ın silahından çıkan kurşunlara hedef oldu.

Bu saldırının ardından Robert Kennedy 06 Haziranda tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi. Kennedy kampanyası boyunca İsrail yanlısı konuşmalar yapmış ve Arap dünyasının tepkisini çekmişti. Sirhan Sirhan’da Robert Kennedy’nin başkan olması halinde orta doğudaki Yahudi devletinin sınırlarının genişleyeceğini savunuyor, İsrail’in önüne geçebilmek için onu var gücüyle destekleyen ve Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olması kesin görünen Robert Kennedy’nin ortadan kaldırılması gerektiğini düşünüyordu.

***Haziran ayı 1968’in kanlı suikast günlerinden ikisini daha takvimine almıştı.  Warhol ve Kennedy silahlı saldırıların kurbanı olurken Çekoslovakya’da Komünist rejime karşı oluşan halk ayaklanması daha da somut nitelik kazanıyordu. Giray: Prag baharının öncülerinden Ludvík Vaculík iki bin kelime başlığı altında yayınladığı manifestosunda Çekoslovakya’daki yabancı ülke askerlerinin ülke dışına çıkarılması gerektiğini bildirdi. Doğrudan Sovyet askerlerini hedef alan Çekoslovakya topraklarında 23 yıldır bitmeyen Sovyet Askeri tatbikatlarını eleştiren bu manifesto artık bardağı taşıran damla oldu. Moskova Çekoslovakya’ya daha fazla asker ve tank yığmaya başladı. Prag kasırgadan önce büyük bir sessizlik yaşıyordu

***1968’in temmuz ayı hippi hareketinin New York Borsasını ele geçirmesiyle başladı. Öyle filozofik bağlamda değil tabii ki 07 Temmuzda New York Borsasına gelen hippi yazar Abby Haffmon’ın liderliğinde borsanın işlemlerini durduracak bir protesto eylemi gerçekleştirdiler.

Güneşin çocukları paranın krallığında yaşamın gerçek erdemleri; sevgi, barış ve özgürlük üzerine söylev verdiler ve Washington’ın vahşi kapitalist politikalarını kıyasıya eleştirdiler.

24 Temmuz’daysa Rhode Island Eyaletinin New Port kentinde düzenlenen folk festivalinde on binlerce hippi Vietnam savaşına, kapitalin hegemonyasına ve ırk ayrımcılığına karşı şarkılar söyleyip dans ettiler.

Böylece New Port bir yıl sonra New York’un 80 Km. kuzeyinde Woodstock’ta yapılacak unutulmaz karşı çıkış ve direniş konserinin tam bir provası oldu. Bir yandan cumhuriyetçiler iki defadır başkanlık yarışında aday adayı olan Nixon’u bu defa aday göstermek üzere hazırlık yapmaya başlamışlardı.

Varşova Pakt üyesi diğer askeri birliklerle Prag’a giren Sovyet tankları adına normalleşme harekatı verdikleri operasyonla Prag’da özgürlük ve demokrasi talebiyle sokaklara, meydanlara çıkan direnişçileri evlerine kapattı.

Prag’da bahar sona ermiş 1968 in özgürlük rüzgarları demir yumrukların gölgesi altında hızını yitirmeye başlamıştı. Bu defa Prag’a çöken akşam karanlığı, hüznün ve kışın geldiğini hatırlatıyordu.

1968 in 26 Ağustos’u Amerika’da Vietnam Savaşının kaderini tayin edecek döneme sahip başkanlık seçimi için partiler adaylarını belirliyordu. Cumhuriyetçilerin adayı Nixon’dı. Demokratlar ise Chicago’daki kongrede Humphrey’i başkan adayı olarak seçmeye hazırlanıyorlardı. Ancak Chicago’nun yolsuzluk iddialarıyla anılan belediye başkanı  Humphrey’e açık desteğini açıklayınca kongre salonu karıştı ve kentin polisleri de dahil olmak üzere pek çok partili, başkan adayına küfür edip kavga çıkardı. Olaylar hızla kente yayıldı.

Demokrat partinin kongresi Chicago’yu akıl almaz biçimde savaş alanına çevirdi. Polis ve demokrat artililer arasındaki çatışmalarda yüzlerce kişi yaralandı, yüzlerce ev ve iş yeri yağmalandı.

1968’in özgürlük rüzgarları Dünyanın her yerinde etkisini gösteriyor, statükodan yana olanlarla yenilikçiler arasında gerilim de giderek tırmanıyordu. Yaşamın her alanında, toplumun her katmanında değişim ve yenileşme isteği gözleniyordu. Örneğin Atlantik City de yapılan Miss Amerika güzellik yarışmasını basan kadın özgürlük hareketi adındaki feminist grup sutyenlerini yakarak yarışmanın yapıldığı sahneye atıyor ve salonda büyük bir yangının çıkmasına neden oluyordu.

Ekim ayında ise Meksika’nın başkenti Mexico City’de solcu öğrenciler polisle çatışıyor ve bu olaylar sırasında yüzlerce öğrenci ölüyor ve yaralanıyordu. 12 Ekimde Mexico City’de yaz olimpiyatları başlıyordu. 32 Afrika ülkesi Güney Afrika Cumhuriyeti’nin ırkçı politikalarını protesto etmek için olimpiyatları boykot ettiklerini ve katılmama kararı aldıklarını açıkladılar. Güney Afrika Cumhuriyeti ise olimpiyatlara kara Afrika’dan gelen birkaç ülke arasında yer alıyordu. Meksika Olimpiyatları tarihe ırkçılık karşıtı protestoların en güçlü ve en tartışmalı biçimde geçti.Atletizmde, Amerikalı siyah atletlerin 200 metre madalya töreninde siyah eldivenler giyip, Amerikan milli marşı çalınırken yumruklarını havaya kaldırarak selam verdiler.

Bu 1968 in şoke eden fotoğraf karelerinden biriydi. Vietnam’da bir kuzeyliyi kafasından vururken görüntülenen polisin karesi gibi bu fotoğraf karesi de belleklere kuşaklar boyunca kazındı. İki Amerikalı atlet ırkçılığa karşı siyah gücün gövde gösterisi yapmış, olimpiyatlar tarihinin en görkemli protestolarından birini gerçekleştirmişlerdi.

1968 gerçekten de unutulmaz bir yıl olmuştu.1968 in 20 Ekiminde Amerika’nın unutulmaz başkanlarından suikast kurbanı Kennedy’nin dul eşi Jacqueline Kennedy, ünlü Yunanlı armatör İzmir doğumlu Aristote Onassis’le kendisine ait Scorpios Adasında evlendi. Bu evlilik magazin gazetecilerinin yıllar boyunca haber malzemesi yapacakları müthiş bir olaydı. Dünyanın günlük halleriyle daha fazla iştigal edenlerin Kennedy/Onasis evliliği 1968’e damgasını vuran olayların başında geliyordu.

Halbuki o günlerde Başkan Johnson bu evlilik kadar önemli haberi gazetecilere veriyordu. 31 ekim 1968 itibarı ile Amerika Birleşik Devletleri Kuzey Vietnam’ı bombalamayı durdurma kararı almıştı. 5 gün sonra ise Amerikan halkı ülkenin yeni Başkanı olarak Nixon’u Beyaz Saray’a gönderiyordu.

Cumhuriyetçi Nixon Demokrat rakibinden % 1 den daha az oy farkı ile ABD Başkanı seçildi. Artık sadece Amerikalılar değil bütün Dünya kamuoyu, Başkan’ın sözünü tutarak Vietnam’daki savaşa son vermesini bekleyecekti.

21 Aralık’ta Apollo 8  ilk kez aya insan indirmek üzere Florida’dan fırlatılırken Dünya 1969 a barış ve huzur umutları ile giriyordu.

Garip bir yıldı 1968.

Kimilerine göre özgürlüğün adı, kimilerine göre acının resmi, kimileri için ise Çinlilerin oyuncu, ağlatan maymun yılıydı. Yani kandırılmışlığın, aldatılmışlığın, belki de hayal kırıklıklarının yılıydı.

Broadway’de Hair müzikali başlamıştı. Çiçek çocuklarının öyküsünü savaş karşıtlığı üzerinden muhteşem müziklerle anlatan bir başyapıttı Hair.

Sinemalarda da müzik eksenine oturmuş filmler gösterime giriyordu. Fany Girl, Romeo And Juliet, Line in Winter ve yine bir başyapıt 2001 Uzay macerası.

Edebiyat alanında Nobel Ödülü Japon Yasunari Kawabata’ya verilmiş, yılın albümü olarak Beatles’ın  Sgt. Pepper's Lonely Hearts Club Band seçilmişti

Sovyetler Birliği Dünyanın ilk sesten hızlı yolcu uçağı olan   Tupolev TU-144 ü uçurmuş ve satışına başlamıştı. 1968 in en iyi film oscarı In the Heat of the Night’a  verilmiş ve tarihin en uzun soluklu haber programı 60 dakika CBS de yayınlanmaya başlamıştı.

Jane Fonda beyaz perdede yenilmez kahraman Barbarella olarak görülmüş, Steve McQueen Bullitt’de muhteşem arabası ile muhteşem karakter olarak arzı endam eylemişti.

Sergio Leone Spaghetti Western’lerinden bir zamanlar Batıda’yı tamamlarken  Franklin J. Schaffner  kült film Maymuhlar Cehennemi’ni gösterime hazırlamıştı.

İlk Zombi filmi olan Yaşayan Ölülerin Gecesi, sıkı bir drama Rose Mary’nin Bebeği, müthiş bir macera The Thomas Crown Affair ve elbette bilim kurgunun başyapıtı 2001 Uzay Macerası 1968 in gişe hasılatında en yüksek geliri getiren filmler olmuşlardı.

1968 sinema sanayi ve Hollywood içinde özgürlük talepkarlığı yapan, yenilikçi, sorgulayan ve deneyen filmlerin yılıydı.

***

Kim ne dersin 1968 sadece bir yılın ya da kuşağın adı değildi. Dünyada değişim rüzgarlarının estiği ve tarihin bambaşka bir istikamete evrildiği bir yıldı.

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 Mümin Sertbaş
 4 Ocak 2018 Perşembe 16:55
68 olaylarını ve gerçeklerini gazeteci olarak yaşayanlardan olarak etkilenmedim desem yalan olur. O yıllarda başlayan sağ-sol olayları bilindiği gibi 1980'lere dek devam etti.Bu günlerde de terör olayları gündemi dolduruyor. Enver arkadaşın dediği gibi 68 ruhu unutulmamalı..
 enver olgunsoy
 3 Ocak 2018 Çarşamba 16:57
sahsınızda Giray beye teşekkürler.işin ılginç yanı tüm dünyada tekrar bir 68 e ihtiyaç had safhada..Ama insanlara 68 in ruhunu iletememişiz ki duyarsızlar...
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2018 Ege'de Sonsöz