MENÜ
İzmir 22°
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Kim kazandı şimdi?
Ümit YALDIZ
YAZARLAR
12 Eylül 2017 Salı

Kim kazandı şimdi?

Siyasetin hem yerelinde hem de genelinde tuhaf ve sert rüzgarlar esiyor şu günlerde.

Tuhaf çünkü bazı muhalefet partileri ciddi bir kimlik bunalımı yaşıyor.  Bahçeli’nin son günlerde AK Parti’den çok CHP’yi eleştirmesini anlamakta zorlanıyorum mesela… Adalet yürüyüşünden sonra CHP’nin yürüyüşü topyekun değişti. Ana muhalefet partisi İstanbul’a kadar olan yürüyüşün verdiği özgüveni koruyor.

Adalet yürüyüşü gibi zirve bir işin ardından Çanakkale’deki kurultayı yadırgamış olsam da CHP gündem belirleme adına son yılların en verimli dönemini geçiriyor. Yeni parti çalışmalarına hız veren Meral Akşener ve arkadaşları merkez bir partiden ziyade MHP yoğun bir parti kuracaklarına dair sinyaller veriyorlar. Ki bu beklentiyi karşılamaktan oldukça uzak…  MHP gibi bir partinin ulaşacağı çıta belli çünkü…

AK Parti ise 15 yıllık yürüyüşün verdiği hasarı onarmaya çalışıyor.

Kendini yeniden tanımlama, konumlandırma süreçlerini de içeren ciddi bir özeleştiri döneminden söz ediyorum.  Gelinen noktada adeta devlet partisi olarak tanımlanmaya başlanan AK Parti, bu yeni duruma hem teşkilatını hem ülkeyi hem de devleti hazırlananın da gayretinde.

Cumhurbaşkanının genel başkanlığını yaptığı bir partinin nerede başladığı, devletin nerede bittiği gibi soruların yanıtlarını sadece sıradan vatandaşlar değil partilerin de bir bölümü bulabilmiş değil. Dahası asırlık bir sistemin değişim süreci bazı açılardan sancılı geçeceğe benziyor.

AK Parti’yi bekleyen tek tehdit, tehlike teşkilatındaki metal yorgunluğu da değil…

Yeni durumda maçı kazanmak için gereken yüzde 50+1 en büyük kabus şu anda. Bugüne kadar en formda olduğu dönemde yüzde 50’yi görmüş olsa da 16 Nisan referandumu da gösterdi ki bu ülkede yüzde 51’i bulmak çok da kolay değil.

Amerika’da devam eden ve aralarında bir dönemin ekonomi bakanının da bulunduğu isimlerin yargılandığı davanın nerede/kime dayanacağı ve de başta Almanya olmak üzere AB ile gerilen ilişkilerin Türk ekonomisine ne oranda zarar vereceği meçhul… Kuzey Irak’ta bir süre sonra Türkiye’yi de etkilemesi kaçınılmaz olan referandum ve de Suriye’de PYD ve Esad lehine gelişen süreç de cabası…

Sonuç olarak hem AK Parti’nin hem de Türkiye’nin dışardan esen sert ve kasırga etkisi gösterme ihtimali bulunan rüzgarlardan etkilenmesi kaçınılmaz görünüyor. Umarım bu kasırga sadece AK Partililerin değil hepimizin içinde bulunduğu bu gemiyi alabora etmez… Ve ülkece bu girdaptan sağ salim çıkarız. Duam ve temennim budur.

Ülke siyasetine ilişkin genel tablo üç aşağı beş yukarı böyle iken yerel siyasette de durum farklı değildi. 8 Eylül’deki büyük krizi saymazsak bu sütunlarda olmadığım süreçte yerel siyasete ilişkin en önemli gelişme CHP’li vekillerin İEF’in açılışında yaptıkları protestoydu.

Onlarca yabancı konuğun da olduğu bir ticaret fuarının açılışına siyasetçilerin hem de İzmirli siyasetçilerin protestosu damga vuruyordu. Ve hiç kuşku yok ki bu protesto, İzmir’in ve de İEF’in değerine değer katacaktı!  Son dönemde monotonlaştığı, amacından uzaklaştığı hatta panayırlaştığı konuşulan İzmir fuarına yeni bir anlam yükleyecekti.  İEF bir ticaret fuarı olamazsa pekala siyaset fuarı olabilirdi yani! Yani kazanan İzmir olacaktı!!

Protesto İzmir gibi demokrasinin başkenti bir şehirde olmazsa olmaz bir haktır. Lakin bu hakkın nerede, ne zaman ve ne şekilde kullanılacağı da önemlidir. Elbette ki bir vekilin nerede oturacağı/oturtulacağı son derece önemli bir protokol kuralıdır. Burada bazı hatalar yapılmış olabilir.

Ama kenti temsil eden bir vekilin kendinden önce kentini düşünmesi gereken durumlar, zamanlar da vardır. İEF yönetimine önerimdir. Gelecek yıl açılışı 1. Kordon’da yapsınlar. Kürsüyü denizin içine yerleştirecekleri yüksek bir platforma koyup protokol koltuklarını da limandan başlatarak Konak Meydanı’na kadar uzatsınlar. Böylece herkes, tüm seçilmişler, atanmışlar, kendini VİP hissedenler birinci sırada oturmanın onurunu yaşamış olur! Yoksa bu kentin hatta bu ülkenin protokol sorununu çözmenin mümkünü görünmüyor.

Gelelim 8 Eylül krizine…

İzmir’in seçilmiş başkanı Aziz Kocaoğlu’nun bir volkan gibi patladığı o ana… Kriz yaşandığında orada değildim. Gelişmeleri Ege’de Sonsöz'den takip ettim.

Her krizin bir sebebi vardır. Yani ateş olmayan yerden duman çıkmaz.

Meseleyi tahlil ederken de buradan başlanmalıdır. Sebep kısa sürede ortaya çıktı.

İZBAN gibi merkezi hükümet-yerel yönetim ortaklığı dalında uluslararası övgü ve ödül almış bir projenin Selçuk ayağının açılış programını Kocaoğlu basından öğrenmişti. Yani davet edilmemişti.

İzmir’in başkanı aynen böyle söylüyordu.

Yani oraya kurulmuş bir tabanca gibi gelmişti. Patlamaya hazırdı. Ama bu denli ileri gitmeyebilirdi. Birkaç kendini bilmezin siyasi edep sınırlarını zorlayan protestoları tetik mekanizmasını çalıştırdı.

Ve göz karardı, perde indi…

Bugüne değin Kocaoğlu’nu AK Parti karşında tutuk, pasif hatta pısırık kalmakla suçlayan CHP’liler Selçuk patlamasından sonra onu bağırlarına bastılar. Sosyal medya hesaplarında paylaşım rekorları kırılıyor şu anda… Bu krizin son dönemde CHP seçmeniyle de sorunlar yaşamaya başlayan Kocaoğlu’nun imajına iyi geleceğine hiç kuşku yok.

Son dönemde siyasi kulislerde konuşulmaya başlanan büyükşehir adayı sayısı 20’yi geçmişti. 13 vekilden 10’u, 22 ilçe belediye başkanından 7-8’i, eski vekil, gazeteci, başkanları da saydığımızda ufukta belirmeye başlayan yerel seçimde Kocaoğlu’nun koltuğuna talip CHP’li sayısının patlamaya yaptığı bir dönemde Aziz Başkan’ın İzmir siyasetini bir anda ısıtan patlaması hiç kuşku yok ki bazı adayların rüyalarına kar yağdırmaya yetti. Sonuçları açısından düşünüldüğünde bu işi Kocaoğlu planlasa ancak böyle yapardı. Ama görünen o ki Selçuk’ta top Kocaoğlu’nun önüne bırakılmıştı.

O da yakından takip ettiğimiz siyasi hayatında birkaç kez şahit olduğumuz çoğu zaman CHP’lileri hedef alan kişisel patlamalarından birini bu kez bir devlet töreninde hem de başbakanın huzurunda yaptı.
*
Son yıllarda siyasi rekabetin başkenti olmasının İzmir’e kazandıracağını düşünenlerdendim.  Benim ve de pek çok İzmirlinin hesabına göre AK Parti-CHP rekabeti İzmir’e yarayacaktı. Kentlinin gönlünü kazanmak için herkes elini taşın altına koyacak ve projeler yarışacaktı.
Başlangıçta öyle de olmuştu.  Binali Yıldırım’ın İzmir’de siyaset yapmaya başladığı tarihte açıkladığı 35 proje CHP’li yerel yöneticiler için de bir motivasyon kaynağı olmuş, AK Parti tüneli tamamlarken CHP metroyu, tramvayı bitirmenin gayretindeydi. Ama ülkenin içine düşürüldüğü siyasal kutuplaşma giderek artan tahammülsüzlük, referandum sonrası oluşan yeni gerginlikler Selçuk’taki krizin görünmeyen sebeplerindendir.

Kocaoğlu’nun konuşması sırasında protokolü gösteren kameraları izledim.

Ve kent adına bir kez daha üzüldüm. Kürsüde başkan bas bas bağırıyor protokolde İzmir

Milletvekili Başbakan müteessir… Yüze vurur ifadesi demişti ya Yıldırım 1 Kasım gecesi

Yüzünde üzüntü ve öfke karışımı bir ifade vardı o anlarda.  

Kürsüde bas bas bağıran başkandan çok bu tabloyu hazırlayanlara öfkeliydi sanki. Bu golü kendi kalesine atanlara…

Koskoca Başbakan… Gidelim Selçuk’a Kocaoğlu’ndan gizli bir açılış yapalım, yangından mal kaçıralım, selden kütük kapalım diyecek hali yok ya! Ülkenin bu denli sorunlarıyla uğraşırken getirin şu davetli listesini bir bakayım diyecek hali de yok. O nedenle bu vakada Başbakan

Yıldırım’ın da mağdur olduğuna inananlardanım.

Öte yandan Kocaoğlu-Yıldırım arasındaki ilişki 2014’teki rekabetten bile bu denli etkilenmemişti. Yıldırım’ın 1 Kasım öncesi sözleri Kocaoğlu’nun Davutoğlu krizinin ardından söyledikleri ortadaydı.

Kocaoğlu, “Başbakan adayım Yıldırım” derken kentsel çıkarını düşünüyordu. Kaldı ki Yıldırım başbakan olduğunda İntegral Araştırma olarak kente sormuştuk. Binali Yıldırım’ın başbakan olmasının İzmir’e olumlu bir katkısı olur mu? Diye.. Yüzde 56 oranında ‘evet’ yanıtı gelmişti.
Şimdi yaşananlara bakıyorum da…

İzmir’in başkanı İzmir’in başbakanının önünde bas bas bağırma noktasına gelmiş. CHP’lilerin Erdoğan’ın önünde eğilmek ve Davutoğlu’nun karşısında ceket iliklemekle suçladığı başkan…

Bir yerlerde birilerinin çok büyük hatalar yaptığını görüyorum.

Peki, başlıktaki soruyu bir de bu çerçeveden yanıtlayalım.

Kazanan kim oldu şimdi?

Kocaoğlu mu Yıldırım mı?

Kazananı siz değerlendirin. Ben bu tabloda İzmir’in kaybettiğini düşünenlerdenim.
Kavgalı eve kız verilmez derler… İzmir bu sığ, kısır siyasetin çekim alanından uzaklaşmalı… Hem de derhal! Her iki tarafı da aklı selime davet etmek gerekiyor bu aşamada… İlk davet benden gelsin o zaman… Haydi aklı selime…

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar
 ahmet kerimol
 13 Eylül 2017 Çarşamba 08:15
Adama her türlü oyun oynanıyor.Kürsüde konuşurken hususi yerleştirilen bindirilmiş kıtalar başkanı provreke ediyor.Binali Yıldırım sırıtıyor,sonra çıkıp aklı sıra alay edip şekeri çıktı.vites mites diyor.Bütün bularda aslında sürpriz yok.Binali Yıldırım zaten bu.Sen de budurumda onu aklamaya çalışıyorsun sende busun bundada sürpriz yok.
 Ali Yorguncu
 12 Eylül 2017 Salı 19:56
İzmirli Başbakan seçilimce çok sevinmiştik, İzmir hizmete doyacak die. Ama Hüsran:((((
 8-9 eylül
 12 Eylül 2017 Salı 16:59
Millet ötekileştirmekten bıktı, bu ülke hepimizin birleştirici toplumun her kesimini kucaklayan lider istiyor insanlar.Kocaoğluna yapılan her partiden daha fazla Ak Partide tepki topladı.Hükümet metro yatırımı için hazineden belediyelere yardım yapılıyor İzmire yok.Belediyenin kendi yapması için Ankaraya gönderdiği metro projeleri onaylanmıyor hiç bir Ak Partili vekil bu soruya cevap vermiyor.Her hafta Melih Gökçek çıkıyor İzmir hakkında yorum yapıyor Şehirdeki Ak Partililer biz varız gerekeni yaparız diye tepki gösteriyor.Kazananı Belediye başkanı olmuş görünüyor, Ak Partinin okumuş-yazmış kesimi artık konuşuyor ve soru soruyor, partinin adı bile yok ama Akşener hafife alınmamalı zira konuşuluyor.İzmirin toplu ulaşımını engellere rağmen çözdüğünü herkes kabul ediyor.Özel halk otobüsüne müsade etmeyen başkanın haklılığını biliyo insanlar.Süt kuzusu,Tire süt ve hayvanlara yem için mısır konusunda başarılı projesi,bir sürü kurum var iken yarımadada kimyasal olmadan 50.000 zeytin ağacı belediye kurtarmış, ülkeden talep heryerden geliyor.Kaybeden belediye başkanını yuhalatanlar ve şeker mevzusnu gündeme getirenler, milleti duyamayanlar.
 Tayfun
 12 Eylül 2017 Salı 12:09
1)Selcuk pragramına İzmir Belediye Başkanını son anda cagırmak kadar gaflet ve dalelet icin de nasıl olunabilir? Bu ulke kimsenin malı degil yapılan yatırımlar bu kentin bu ulkenin ortak malıdır2) Aziz beyi Belediye baskanını bir acılısta yuhalatmak ise tam bir saygısızlıktır 3) 9 Eylul gunu guvenlik gerekcesiyle Heykel ile Gundogdu arasını demir parmaklıklarla gecilmez hale getirmeye ne denilmeli ? sanki İzmir li Kordon 'a cıkmasın diye 3 kilometrelik demir parmaklık dosenmis ve en ucuna da bir tek kapı acılmıs o da Gundogdu da 3 metrelik bir tek kapı insanlar girerken birbirlerini eziyordu , arabasında cocuk tasıyan bayanlar nerdeyse eziliyordu , acaba insanlar rahat girsin diye aynı kapıdan bir kac degisik noktaya yapılamaz mıydı ?
Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2017 Ege'de Sonsöz