MENÜ
İzmir 22°
Ege'de Sonsöz
PAYLAŞ 
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Facebook'ta Paylaş
Ölümünün 80. Yıldönümünde Atamız Hakkında
Dr. Berna BRIDGE
YAZARLAR
15 Kasım 2018 Perşembe

Ölümünün 80. Yıldönümünde Atamız Hakkında

Atatürk ‘Öğretmen mum misalidir. Etrafını aydınlatır ancak kendisi erir ve tükenir’ demişti. Bunu söylerken aklında kendisi var mıydı bilinmez ama Mustafa Kemal Atatürk’ün ülkesinin hizmetinde kendi hayatını tükettiği kesindir. Sheila Tremlett

Dr Berna Bridge: 2006-2014 yılları arasında Birleşik Krallık Savunma Akademisinde hocalık yaptınız. Sürekli verdiğiniz derslerden birisinin konusu liderlik idi. Bu dersle ilgili ilginç bir anınızı paylaşır mısınız?

Sheila Tremlett: Öğrencilerim hem Birleşik Krallık ordusu hem de uluslararası orduların farklı kanatlarından gelen orta seviyede subaylardı. Değişik liderlik tarzlarına örnek olan kişilerin liderlik kariyerlerini araştırma ve sunum yapmaları gerekiyordu. Örnekler yirminci yüzyılın en iyi bilinen askeri, siyasi, ahlaki ve kültürel liderlerinin arasından seçiliyordu. Dersin sonunda öğrencilere hangi örneği en etkileyici bulduklarını sordum. Atatürk’ü seçtiler.

Öğrencilerin Churchill, Eisenhower, Mandela, Mao ya da Gandi gibi ‘olağan şüphelilerden’ birini seçmelerini beklediğim için biraz şaşırmıştım. Hâlbuki şaşırmamalıydım. Modern tarihte devlet adamlığı ve hatta ulus mimarlığı bir kenara, başarılı siyasetçi bile olabilen askeri liderlere pek az rastlanabiliyor. Olabilenlerin hepsinde ise göze çarpan bir özellik bulunmakta: keskin bir amaç ve görev algısı. Bu genellikle hayatlarının ilk evrelerinden beri bulunur ve hayatlarının geri kalanı bu amaca ulaşma isteğiyle şekillenir. Selanik’te doğan ve nispeten sıradan bir aileden gelen Mustafa bu kalıba oturuyor. Akademik konularda üstün başarılıydı; özellikle matematikte. Öğretmeni ona ‘Kemal’, yani mükemmel, lakabını vermişti.

Dr. Berna Bridge: Sonra Birinci Dünya Savaşı ve Çanakkale geldi…

Sheila Tremlett: Evet. 1908’in Jön Türk Devrimi sırasında hâlâ genç bir adam olan Mustafa Kemal, Birinci Dünya Savaşı sırasında, özellikle Çanakkale’de Müttefik Kuvvetlerinin saldırılarına karşı direnişi dâhiyane yönetimiyle öne çıktı. Bu, Batılı güçlerin Osmanlı kuvvetlerini yöneten kumandanların direncini hafife aldığı ne ilk seferdi, ne de son. Ama Mustafa Kemal’in ‘Modern Türkiye’nin Atası’ unvanı Mondros Ateşkes Anlaşması (30 Ekim 1918) sonrasında Müttefiklerin Anadolu, İstanbul ve Çanakkale Boğazı işgaline direnişi ve onu takip eden Kurtuluş Savaşı sırasındaki hem askeri hem siyasi liderliğine dayanır.

ABD Başkanı Woodrow Wilson’ın meşhur On Dört İlkesi’nden (Kongre Konuşması, 8 Ocak 1918) on ikincisi ‘Osmanlı İmparatorluğunun Türk kısmına egemenlik güvencesi verilmelidir’ demekteydi. Bu maddeye bilerek işlenmiş belirsizlik ve onun sağladığı çeşitli yorumlamalara rağmen, geç de olsa Osmanlıya dayatılan Sevr Antlaşmasının (Ağustos 1920) bu ilkeye uymadığı açıktı. Aynı zamanda, savaş sırasında İngiliz, Fransız, Rus, İtalyan ve Yunanların gizli anlaşmalarla Türk anavatanını kendi aralarında ve kanatlarının altındaki Ermenilerle ve Kürtlerle paylaşmaları da bu ilkeye uygun değildi. Mustafa Kemal kendisini bu parçalanmaya karşı ulusal direniş harekâtının başına koyarak Osmanlı yönetimiyle çatışma yoluna girdi. İyi eğitimli bir subay için emirlere karşı gelmek muazzam bir adımdır, ama yol ayrımı Mustafa Kemal’in aşağılayıcı gördüğü Sevr Antlaşmasını Osmanlı Devleti imzaladığında önüne geçilemez oldu. Sonraki iki yıl üç cephede Yunan, Fransız ve Ermenilerle yoğun bir savaşla geçti ve Türkiye’deki tüm yabancı ordulara karşı bütün bir zaferle sonuçlandı.

Dr. Berna Bridge: Liderlik özellikleri olarak baktığımızda…

Sheila Tremlett: Bu olayları dönemin siyasi, askeri ve ekonomik bağlamında düşünürsek olağanüstü cesaret, kararlılık ve ender görülen liderlik becerileri gerektirdiği açıkça görülmektedir. Osmanlının askeri ve ekonomik kaynakları Birinci Dünya Savaşının zorluklarından dolayı son derece kısıtlıydı. Lakin devrimci ve değişimci bir lider olarak, Mustafa Kemal milliyetçi kuvvetleri anavatanlarını savunmaları için motive etmeyi başardı. Bunun kendisine ve bazı silah arkadaşlarına cezası Osmanlı Devleti tarafından vatan hainliği ile suçlanması oldu. ‘Çanakkale’nin kahramanı’ askeri bir mahkemede kendisinin yokluğunda ölüm cezasına çarptırıldı.

Dr. Berna Bridge: Atatürk’e en yakın lider olarak kimi düşünebilirsiniz?

Sheila Tremlett: Benim görüşümde Atatürk’ün başarılarına Batının deneyimindeki en yakın paralel Charles de Gaulle’un kariyeridir. Fransız sınırında işgalci Alman kuvvetleriyle kararlı bir biçimde çarpıştıktan sonra, Haziran 1940ta devletinin boyun eğip ateşkes anlaşması peşinde koşmasına karşı çıkmıştı. Londra’da sürgünden de olsa, Özgür Fransız ordusunu oluşturdu ve kendisini Fransız direnişinin başına koydu. Kemal gibi, o da ülkesinin askeri mağlubiyet ve işgal edilerek küçük düşürülmesi felaketinden kurtarılıp iyileşebileceği ve yenilenebileceğini görecek vizyona sahipti. Ama ilk olarak direniş aracılığıyla ulusal onurun geri kazanılması ve moralin yükselmesi gerekliydi. Her iki adam da yeterli sayıda vatandaşına kendileriyle birlikte gerekli fedakârlıklarda bulunma ilhamını vermek durumundaydı. Atatürk gibi de Gaulle de yokluğunda vatan hainliğiyle suçlanıp ölüm cezasına çarptırılmıştı. (Askeri personel olarak – de Gaulle tuğgeneral idi ve ateşkesten sonra Vichy’deki kukla Fransız hükümetinin emirlerine Londra’da kalarak karşı gelmişti.) Son olarak, her iki adam da barış döneminde muazzam yeniden yapılanma projelerini yürüterek ve günümüze kadar varlığını koruyan birlik ve istikrarı sağlayan kurumları yaratarak ülkelerini olağanüstü başarıyla yönetti.

Dr. Berna Bridge: Atamız bazen haksız saldırılara uğruyor…

Sheila Tremlett: Elbette ulusal kahramanlar ve herkes özel ya da siyasi hayatlarında mükemmel olmayan bazı özelliklere sahip olabilir. Bunun için Atatürk de de Gaulle de bir takım eleştirilerle karşılaşmıştırlar. Demokrasinin prensiplerine zarar verecek şekilde fazla otoriter olmak ve katılık noktasına varan bir kararlılıkla zorunlu gördükleri inkılapları uygulamakla suçlandılar. Keskin yargılara varmadan önce bu insanların içinde bulundukları durumların onları nasıl davranmaya zorladığını fark etmeliyiz. Yirminci yüzyılın ilk yarısında benzeri görülmemiş ulusal ve uluslararası krizlerle başa çıkmak zorundaydılar ve her ikisi de ülkelerinin çektikleri zorlukların ölçüsüne yükselip üstesinden geldiler.

“Kul sıkışmadıkça hızır yetişmezmiş…” Barış sağlandıktan sonra özellikle kadınların onlara minnettar olmak için nedenleri vardı. Atatürk Türkiye’de ve de Gaulle Fransa’da kadınların haklarına sahip olmalarını sağladılar.

Dr. Berna Bridge: Son eklemek istediğiniz…

Sheila Tremlett:Atatürk ‘Öğretmen mum misalidir. Etrafını aydınlatır ancak kendisi erir ve tükenir’ demişti. Bunu söylerken aklında kendisi var mıydı bilinmez ama Mustafa Kemal Atatürk’ün ülkesinin hizmetinde kendi hayatını tükettiği kesindir. Belki de bu nedenden ötürü nispeten gençken, 58 yaşında, 10 Kasım 1938de vefat etti. 80 yıl sonra Türk devletine bıraktığı miras unutulmayacaktır.

Dr. Berna Bridge: Teşekkür ederim.

Sheila Tremlett, Oxford Üniversitesi

7 Kasım 2018

Yorum Ekle
Yorumunuz gönderildi
Yorumunuz editör incelemesinden sonra yayınlanacaktır
Yorumlar

   Bu yazı henüz yorumlanmamış...

Yazarın Diğer Yazıları
Sayfa başına gitSayfa başına git
Masaüstü Görünümü  ♦   İletişim  ♦   Künye
Copyright © 2019 Ege'de Sonsöz